Her şey ABD’nin İran’a saldırısından sonra dünya hegemonyasından aşağı doğru hızlı bir inişe geçtiğine işaret ediyor. Gerçi bunun işaretleri 10 yıl öncesinden fark ediliyordu. Tabii ABD’nin tepede kalmasına en büyük tehdit, Çin’in çok güvenli emin adımlarla yükselişi idi. Bilimde, teknolojide, askeri alanda, siyasi etkide, dünyaya yayılışında ve Batı’nın sömürgeci ilişkilerine kıyasla, dünya ile yeni bir kazan kazan ilişkiler geliştirmesinde. Çin bu sayede hızla yayıldı.
2005 yılıydı sanırım, İstanbul Sanayi Odası’nın o zamanlar yaptığı sanayi kongresinde bir sunum da ben yapmıştım ve Çin’in özellikle bilim teknoloji Ar-Ge, yenilik vb. alanlarında nasıl hızla yükseldiğini anlatmıştım. Aradan 20 yıl geçti, o zamanlar verilere ulaşmak da zordu ama adım adım gelişmeyi izleyen dünya Çin’in ABD’yi 1935’lerde geçeceğini ve bir numaralı süper güç olacağını varsayıyor, senaryolar çiziliyordu.
35’lere kalmadı. Çünkü gelişmenin hızı adeta geometrik bir nitelik kazandı ve bugün baktığınızda, belki ABD’ye kıyasla çok daha az askeri gücü, mesela atom silahları vb. var ama ekonomik gücü çok fazla, ABD’nin 39 trilyon dolar borcu var ve her yıl büyük ticaret açık verirken Çin her yıl fazla veriyor.
Bu karşılaştırmalı çok yönlü güç dengesini belki ileride toparlarım.
DÜŞÜŞ RESMİYET Mİ KAZANDI
Bugün konumuz tabii İran savaşı. Daha doğrusu İran’a İsrail-ABD saldırısı.
Bu savaş, ABD’nin düşüşünün resmiyet kazanması anlamına geliyor olabilir.
SONUÇLARINA BAKALIM:
- İran Hürmüz Boğazı’nı kapatarak, resmen bir dünya krizi yarattı ve ABD bunu çözemedi. Trump, her ne kadar petrolde fiyat artışı bana yarıyor demeye kalksa bile, yüklendiği dünya güvenliği jandarmalığı görevinin altında ezildi. Görevinde çuvalladı.
Dünya bunun farkında.
- Başlattığı saldırıya destek için NATO ülkelerini yardıma çağırmak zorunda kaldı. Ama bu NATO’nun kararlaştırdığı bir savaş ve ABD saldırıya uğrayan bir ülke değildi. Kimse tınmadı.
- Kara saldırısına cesaret edemedi çünkü karasal bir savaşta çok askerini yitirecek ve ABD’de kıyamet kopacaktı. Amerikalılar şimdiden ayakta. Kasımda ara seçimleri kaybetme olasılığı yüksek.
- Savaşta hiçbir yasa tanımayan tam ahlaksız bir kişi olduğunu kanıtladı. Kongrede, görevden alınması çağrıları yapılıdı.
- “Cehenneme göndereceğim, İran diye bir şey kalmayacak” büyük tehditleri para etmedi.
- Adeta İran’ın kendisine savaşı durdurmak ve barış yapmak için bir bahane yaratmasını bekledi. İran Trump’a kendi koşullarıyla bir barışa masası kurulması için can simidi attı. Bu koşulları kabul ederek masaya oturdu. Her ne kadar masa öncesi histerik çığlıklarını sonradan devam ettiriyor olsa bile.
MASA ÖNCESİ VE SONRASI DÜNYA
Çok önemli bir nokta burası. Masa öncesinde dünya ekonomik ateş içinde yanıyorken barış masası kurulacağı haberleri bile tüm dünyayı rahatlattı, borsalar yükseldi, petrol fiyatları düştü.
Bu şu demek: yeniden savaşın başlaması, ekonomik yangının bu kez daha büyük bir felakete dönüşme olasılığı çok yüksek.
Trump, masadan kendisi için bir “onurlu barış” çıkarmaya çalışacak gibi. Zaten artık İran’a askeri bakımdan çökerttik, Hürmüz’den başka hiçbir silahı kalmadı, gibi yüksek perdeden atıp tutuyor.
Ama yeniden büyük bir savaş, Körfez ülkelerini ve Amerikan şirketlerini de iyice içine alacak gibi.
Dünya ABD’nin İran’a yeniden bir saldırı ile körfezin ateşe atılmasına karşı. Belki de bu barış için önemli bir şans doğuruyor olabilir.
BAŞKA BİR SONUÇ:
ABD’nin Uzakdoğu’dan bile savaş gemilerinin Körfez’e yığması, ABD’ye güvenen ülkeleri derin bir güvensizliğe itti.
Tayvan muhalefet partisi liderinin, Şi Çing Ping ile Pekin’de el sıkışırken fotoğraflarını görmek bile dönüşümün çok önemli bir işaretidir.
Yarın konuyu sürdüreceğim, umarım...