Koronayla ölümcül rekabet

13 Eylül 2020 Pazar

Arkadaşımız Barış Terkoğlu siyaseti zaten yakından izliyor. Hapse gire çıka yasaları da çok iyi öğrendi. 

Barış Pehlivan da öyle. 

Belki de OdaTV’nin düşman bellenip 191 gündür karartılmasının, yazdığı haberlerle ta Manisa’dan Hülya Kılınç’ın iktidarı devirebileceğinden korkulmasının, Müyesser Yıldız’ı hapislerde tutulup FETÖ döneminde yaşadıklarını yaşatmanın nedeni bu. 

Artık gazetecilik yapma azmindeki herkes TCK’yi ve mesela İçişleri Bakanı’nı ciddiye almamanın suç olmadığını çok iyi biliyor.

Barış Terkoğlu da kendisine “Berduş” diyen Soylu’yu hiç ciddiye almadı. 

Tayyip Bey de ciddiye almamıştı.

Soylu kendisine öyle laflar söylemişti ki... Bir filin tek kulağına sürülse delirtecek o sözlere Reyiz hiç kulak asmamıştı:

Ey Recep Tayyip Erdoğan, paçalarından yolsuzluk akıyor.. Boyun eğdin, emir eri oldun, milletin ümitlerini boşa çıkardın... Boyan döküldü... Rantın babasını getirdin Tayyip Erdoğan..” (Aralık 2008-Şubat 2009)

*

Rastlantı bu ya, Barış Terkoğlu üç gündür ev taşıyor. Demek Sn. Bakan bunu öğrenmiş ki Barış için Farsça “omuz üzerinde” anlamına gelen “berduş” sözcüğünü kullanıyor. 

Ekrem İmamoğlu’na da “Pejmürde” demişti. O sözcük de Farsça ve “berduş” anlamı taşıyor.

Damat ile Soylu için “veliaht adayı” diye yazılıp çiziliyor. 

Aralarındaki rekabete demek ki kılık kıyafet de dahil olacak... Keşke biri daha az palavrayı, öteki de biraz nezaketi denese. 

*

Diyanet İşleri’nin işlerinden sual edilmez. 

Çok şükür şimdilik, “Hallerimizi sual eden dinden çıkar!” diye bir fetvası yok.

Bunu nimet bilelim-devam edelim:

2020 Bütçesi MİT’in bütçesini 5’e, yatırımcı bakanlıkların bütçesini 4’e katladı. 

Ve 8 bakanlığın bütçesini de geride bıraktı. 

Bütçe büyüklüğü konusunda ne ayeti kerime var ne de hadisi şerif.

Diyanet de bundan yararlanıyor.

Bendeniz de kırıntısı ile idare etmeyi umduğumuz ifade özgürlüğünden yararlanıp sorayım:

Ey Diyanet, bu bütçe ne hasep? FETÖ’nün yarım kalan “dinlerarası diyalog”a devam kararı mı aldınız? Yoksa çoktanrılı bir dine geçme hazırlığı mı var?

*

Şimdi lütfen sıkı durunuz.

Önceki gün Ayasofya’da kılıç ile okunan cuma hutbesi Rusya’da da Rusça okundu. 

Reyiz’in 5 yıl önce Putin ile birlikte açtığı Moskova Merkez Camii’nde cemaat “din istismarcılarına karşı” şöyle uyarılıyordu:

Din istismarcıları, kendileri gibi düşünmeyenleri dışlar, mutlak itaat göstermeyenleri ötekileştirir, hatta tekfir (kâfir) ilan eder. Kendilerine kayıtsız şartsız bağlılığı şart koşarak aile, millet, kültür ve kimlik bağlarını zayıflatır. Menfaatı uğruna yalanı, ikiyüzlülüğü, hırsızlığı, şantajı, şiddeti meşru görür.” 

Bizim Moskova Büyükelçiliği veya MİT acaba Rusya’da dinin istismar edildiğini mi haber almış ki bizim Diyanet Rusça hutbe okutup Moskova’daki cemaati uyarıyor?

Milleti ötekileştiren, kendisine mutlak itaat göstermeyenler kim? 

Ya menfaat uğruna hırsızlık ve şiddeti meşru göstermeye başlayan acaba Putin mi ki Rusya’nın ortasında bu uyarı yapılıyor?

Ayasofya’nın açılış hutbesinde Atatürk de adı anılmadan lanetlenmişti. 

Bir ima mı var? Tövbe tövbe.

Ve dahası “din istismarı”nın tarifi de veriliyor:

Dinin manevi otoritesini kullanarak maddi kazanç, güç, şöhret ve makam elde etmektir.(...) Hatasız oldukları yalanıyla kendilerini hakikatin yegâne temsilcisi gibi göstermeye çalışırlar.

Bu hutbe, aynen İngilizce, Almanca ve Arapça olarak da dünyanın birçok ülkesindeki Diyanet camilerinde okundu. (İnşa halindeki yenileriyle 30’u aşkın cami) ABD’de cemaatin aklına Trump..

Almanya’da Merkel geldiyse günahı oradaki cemaatin boyununa. 

Ama aynı hutbe, ülkemizin 88 bin 681 camisinde de okundu. 

Bizim imamlar “dinin manevi otoritesini kullanarak maddi kazanç ve makam elde edenler” derken cemaatin aklından, tövbe estağfurullah yerli ve milli ahvalimiz geçmemiştir.

*

Diyanet keşke bir hutbeyi de “kul hakkı”na ayırsa. 

Hakkı yenenlerin uğradığı kaybı hiçbir servetin tazmin edemeyeceğini anlatsa. 

O kayıp, insanların ömründen 2.5 yaşındaki kızının 6 yaşındaki oğlunun sevincinden çalınan zamandır.

O kayıp hangi döviz kuru ile ödenebilir ki?

Barış Pehlivan 187 gün “tecrit”te tutuldu. Tek başına 6 ay o hücrede, kalp krizi, beyin kanaması geçirirse diye sadece “acil butonu” varmış. Kim basacaksa..

Korona artık hayatımızın ölümcül bir gerçeği. 

Tecrit”i de bu ölümcül gerçek üzerinden açıklamak gerekiyor. İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Lütfi Telci, Barış’lardan, Silivri’den bağımsız “tecrit”i açıklıyor: 

Ölme sürecini iyi yönetmek için hastanelerde kişiler özel odalara alınmış ve buna ‘tecrit edilme’ denilmiştir.Tecrit hekimlere ölüm sürecini ne biçimde izleme gözlemleme olanağı vermiştir.

*

Tutuklu yargılanmayı, tecritli mahpusluğu yönetenler acaba hangi gözlemin peşinde?


Yazarın Son Yazıları

Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020