Alev Coşkun

30 Ağustos Savaşı’nın nitelikleri

30 Ağustos 2020 Pazar

Milli Mücadele’nin başarısı, Mustafa Kemal’in mücadeleyi en baştan itibaren halka dayandırmasıdır

Sakarya Zaferi ile Büyük Taarruz arasında bir yıl vardır. Meclis içinde bir an evvel savaş başlasın baskıları, hatta “Biz saldırı savaşı yapamayız” gibi söylemler vardı. Ancak Mustafa Kemal bunlara hiç önem vermiyor, zafer için gerekli önlemleri alıyordu.

Bir yıllık sürede “ulusun savaşa hazırlanması” konusu ön planda tutulmuştur. Savaş, sadece cephedeki askeri birlikler arasında yapılmayacaktır. Türk halkı, bütün güç unsurlarıyla ve topyekûn savaş için hazırlanacak ve topyekûn savaşılacaktır.

Milli Mücadele tarihimizin kuşkusuz en önemli savaşı 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile zaferle sonuçlanan “Büyük Taarruz”dur. Büyük Taarruz’un içinde Kocatepe, Dumlupınar, Başkomutanlık Meydan Savaşları yer alır.

Hepsine birden “Büyük Taarruz” ya da “Büyük Saldırı” adını veriyoruz. 23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Savaşı 22 gün sürdü ve 13 Eylül 1921’de Yunan işgal ordusunun yenilgiyi kabul edip geri çekilmesi ile sonuçlandı.

Sakarya Savaşı’nı kazanan Kuvayi Milliye ordusu, çekilmekte olan Yunan birliklerini takip etmemiş, kovalamamıştı. Çünkü Kuvayi Milliye ordusu da yorgun düşmüştü ve düşmanı kovalamaya takati yoktu.

Uzun bir zaman dilimi

Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922’de başladığına göre Sakarya Zaferi ile Büyük Taarruz arasında bir yıllık bir zaman dilimi vardır. Bu sürede Yunan birlikleri savunma düzeni aldılar. Atatürk ise “taarruz” yani “saldırı” savaşı başlatmak için zaman kazanıyordu.

Meclis içinde bir an evvel savaş başlasın baskıları, hatta “Biz saldırı savaşı yapamayız, Mustafa Kemal de pekâlâ bunu biliyor onun için savaşa cesaret edemiyor” gibi söylemler etkin olmaya başlamıştı.

Ancak Mustafa Kemal bunlara hiç önem vermiyor, planladığı saldırı savaşının zaferle sonuçlanması için gerekli önlemleri alıyordu. Neden zamana gereksinme vardı? Mustafa Kemal, öncelikle ordunun eksikliklerini tamamlamak ve gücünü artırmak istiyordu.

Saldırı savaşının kesin bir zaferle sonuçlanmasını istiyordu. Bu nedenle hiçbir baskıya ve olumsuz propagandaya kapılmadan sabırla bir yıl çalışmıştı. Düşmanın tam tepelenmesi için bir “taarruz” (saldırı) savaşı yapılacaktı.

Türk ordusu son 200 yıldır saldırı savaşı yapmamıştı, hep savunma savaşları yapılmıştı. Saldırı savaşının başarıya ulaşması için düşman birliklerinden üç misli fazla bir güç oluşturmak gerekiyordu.

Mustafa Kemal bu dönemde izlediği stratejiyi Nutuk’ta anlatmıştır. Mustafa Kemal taarruz savaşı için stratejik olarak üç unsurun hazırlanması gerektiğini belirtiyor, bu unsurları özetleyelim: Birinci ve Atatürk’e göre en önemli unsur, doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin yaşamı için, özgürlüğü ve bağımsızlığı için kalbinde, vicdanında, aklında oluşan düşünce, arzu ve emellerin sağlam bir noktaya gelmesidir.

Atatürk, bu noktada “savaşta milletin, ordunun arkasında sağlam durmasının önemini” belirtiyor. İkinci unsur, milleti temsil eden Meclis’in bu hedefe içtenlikli olarak inanması ve bu inancını ortaya koymasıdır.

Atatürk şöyle diyor: “Meclis ne kadar çok dayanışma ve birlik halinde milli arzuyu gösterirse, düşmana karşı o kadar kuvvetli bir üstünlük aracına sahip oluruz.” Üçüncü unsur, iç ve dış cephenin durumlarıdır.

Atatürk, “aslolan iç cephenin sağlamlığıdır” diyor. “Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir...” “Önemli olan memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak eden iç cephenin düşmesidir.”

Dikkat edileceği gibi Atatürk’ün ortaya koyduğu bu stratejide “ordudan daha da önemlisi milletin sağlam durma unsurudur”. Buna göre Sakarya Savaşı ile Büyük Taarruz arasındaki bir yıllık sürede sadece askeri hazırlıklar değil, “ulusun savaşa hazırlanması” konusu da ön planda tutulmuştur. Bu, milletin topyekûn savaşa hazırlanması çalışmalarıdır.

Halka dayanma

Bir başka anlatımla, savaş sadece cephedeki askeri birlikler arasında yapılmayacaktır. Türk halkı bütün güç unsurlarıyla ve topyekûn savaş için hazırlanacak ve topyekûn savaşılacaktır. Bu da savaş için halkın azim ve kararlılığıdır.

Milli Mücadele’nin başarısı Mustafa Kemal’in mücadeleyi en baştan itibaren halka dayandırmasıdır. Büyük saldırıda aldatma operasyonları da yapılmıştır. Kuzeydeki birlikler güneye doğru geceler boyunca ses ve ışık disiplinine en üst düzeyde özen gösterilerek kaydırılmıştı.

Yollarda araç izleri kalmaması için araçların tekerleklerine bez bağlanmıştı. Hiç ses çıkarmadan ve ışık kullanmadan gizlilik içinde güneye ilerlenirken, aynı saatlerde düşmanı yanıltmak için küçük birlikler arkalarında bulutları çıkararak kuzeye ilerliyorlardı.

Böylece güneye kaydırılan birliklerin hareketi örtülüyor, bilerek oluşturulan toz bulutlarıyla birlikler sanki kuzeye hareket ediyormuş görüntüsü yaratılıyordu. Yunan komuta kademesinde Türk birliklerinin kuzeye kaydırıldığı algısı oluşturuldu.

Her evresi düşünülmüş

30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası emperyalist güçlerin kimi zaman bizzat, kimi zaman Yunan ordusunu destekleri ile başlayan Anadolu topraklarının işgali, yaklaşık dört yıllık zorlu bir mücadele ile sona erdirilmiştir.

Bütün dünyanın düşündüğünün tersine, düşman güçlerinin mevzilerine girilmişti ve işgal ettikleri Anadolu topraklarından sökülüp atılıyorlardı.

Mustafa Kemal, Nutuk’ta bu destansı zaferi iki paragrafta şöyle anlatır: “Her safhasıyla (evresiyle) düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren büyük bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan mutluluğum sonsuzdur.”


Yazarın Son Yazıları

CHP 101 YAŞINDA 9 Eylül 2020
Zorunlu bir açıklama 29 Mayıs 2020