Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

28.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı. Ardından özellikle Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde halk, kiliseden çok ülkesine bağlılığı önemseyen ulusal toplumlara dönüştü. Rönesansın getirdiği kazanımlar Sanayi Devrimi’ni başlattı. Sanayi için gerekli hammadde ve işgücü coğrafi keşifleri getirdi ve emperyalizm denilen sömürücü ülkeler grubu oluştu.

ANTİ-EMPERYALİZMİN DOĞUŞU

Emperyalist ülkelerin sömürgecilik savaşları, aynı zamanda dinsel monarşi tarafından ezilen halkların özgürlük mücadelesini de yanında getirdi. Dini yönetime karşı özgürlüğünü kazanan Avrupa toplumu, hammadde ve işgücü için diğer toplumların bu özgürlüğü kazanmasını istemiyordu. I. Dünya Savaşı ve Rus çarının zulmünden tükenen Rus köylü ve işçisi, monarşiye-çara karşı ayaklanma başlatmıştı.

Emperyalist ülkeler, çara yardım için harekete geçti fakat I. Dünya Savaşı’nda Almanya ile savaşta olduğu için batıdan çara yardım gönderemedi. 1915 ve 1916 yılları arasında güneyden Karadeniz’e geçerek yardım göndermeyi denedi. Burada da Atatürk ve askerleri tarafından Çanakkale Savaşları ile İngiltere ve Fransa’nın geçişine izin verilmedi. Çanakkale Zaferi, antiemperyalist Rus devrimcilerine en büyük desteği verirken emperyalizme karşı ilk zafer kazanılmış oldu. 7 Kasım 1917’de Lenin önderliğinde anti-emperyalist Rus devrimi gerçekleşti ve emperyalizme karşı ikinci zafer kazanıldı.

TÜRK DEVRİMİ VE ÜÇÜNCÜ ZAFER

II. Viyana Kuşatması’ndan sonra gerileme dönemine girerek sömürgeleşen dini-monarşik Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde kalan son toprakları Anadolu ve Trakya, I. Dünya Savaşı sonrası 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile emperyalist ülkeler tarafından işgal edilmeye başlandı. Öncesinde padişahlık tarafından ezilen Anadolu halkı, bir de işgalcilerin zulmü eklenince Kurtuluş Savaşı’nın ana gücü olan Kuvayı Milliye çatısı altında emperyalizme karşı silahlı mücadeleye başladı. Osmanlı dini-monarşik yönetimi emperyalizmin yanında yer aldı. Her şeye rağmen Türk ordusu, sömürgecileri İzmir’de denize dökmeyi başardı. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla başlayan antiemperyalist Türk Kurtuluş Savaşı, 29 Ekim 1923’te ulusdevlet laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandı ve emperyalizme karşı üçüncü zafer kazanılmış oldu.

Türk Devrimi’nde, padişahlık ve hilafet sisteminden demokratik-laik sisteme geçiş süreci çok sancılı oldu. Demokrasi, kadınerkek eşitliği, tek eşlilik gibi laik reformları istemeyen monarşi ve hilafet yanlısı gerici-yobazlar birçok isyan çıkardılar. İki defa çok partili sisteme geçiş denemesinde Atatürk’ün talimatıyla kurulan partiler, padişahlık-monarşi sisteminin geri getirilmesi ve laikliğin kaldırılıp halifeliğin gelmesini isteyen odakların örgütlenme yeri oldu. Ulu önder Atatürk, tüm emperyalist iç odaklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet temellerini laik ve demokratik kanunlarla sağlam bir şekilde atmayı başardı ve ülkenin doğal kaynaklarına emperyalizmin erişimini engelledi.

ORTADOĞU VE SÖMÜRÜ

Mustafa Kemal önderliğindeki Türk devrimcileri ve Rus devrimcilerinin emperyalizme karşı verdiği savaş birlikte devam etti. Ortadoğu sorununda Sovyet Rusya; dinin, halkın yaşamsal çıkarlarına zarar verecek biçimde kötüye kullanılmasını engellemek olduğunu belirtiyordu. Sovyet Rusya, TBMM’ye 1921’de çektiği mesajda şöyle diyordu: “Bu tehlikeden korunmada en etkili yolun, bu halkların temel yaşamsal gereksinmelerini karşılayan ulusal hareket düşüncelerinin güçlendirilmesi olduğu kanısındayız”*

Yani sömürülmemek için güçlü olmak, güçlü olmak için ise padişahlık yerine egemenliğin halkta olduğu, demokrasi ve dinin kullanılmasını engelleyen laikliğin Ortadoğu’ya getirilmesi gerekliydi.

Atatürk liderliğinde kazanılan ve örnek alınan antiemperyalist zaferler, daha sonra maalesef özellikle Ortadoğu’da devam ettirilemedi. Laik, demokratik ulus devletler yerine dinsel monarşi devletleri devam etti.

‘ULUS DEVLETLER BİZİ ENGELLİYOR’

Ne demişti Tom Barrack: “Ulus devletler 1919’dan beri bizi engelliyor, Hazar petrollerine ulaşamıyoruz”. Barrack haklı, Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ulus devlet Türkiye Cumhuriyeti 19 Mayıs 1919’dan beri emperyalistleri engelliyor.

Şimdi daha iyi anlıyoruz; neden TC ibaresi devlet kurumlarından kaldırıldı, neden sürekli azınlık edebiyatı yapılıp bunlar üzerinden açılım yapıldı, neden Türkiye mülteci çöplüğü yapıldı, neden cemaatlere yol verildi, neden “Türküm” demek ırkçılık sayıldı; neden “kurucu önder”, “sayın” diye hitap edilen bölücü terör örgütü elebaşısı Meclis’e alınmak istenirken vatanseverler, Kemalistler yargı ile linç ediliyor? Neden Suriye “Ben Allah’a itaat ettiğim sürece bana itaat edin” diyen Colani kod adlı İslami cihat örgütü üyesine teslim edildi ve İsrail’in önü açıldı?

Kısaca ne diyor Tom Barrack: “Ulus-laik-demokratik olma, sömüremiyorum.” Zayıf olan sömürülür, Tom Barrack’tan anladığımıza göre güçlü olmak için de laik, demokratik ulus devlet olmak lazım. Bugün Ortadoğu’da akan kandan, laik, demokratik ulus devlet biçimini savunmayan herkes sorumludur.

---

*Abdula Mardanoviç Şamsutdinov, Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı (1918-1923), Çev. Ataol Behramoğlu, Cumhuriyet Kitapları.

SELÇUK KOSA

MAKİNE MÜHENDİSİ