İşte insan
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

İşte insan

20.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Toplumsal çürüme giderek toplumsal dağılmaya dönüşmeye başladı. İçimizi dağlayan, kanımızı donduran son katliamlar bir tokat gibi çarptı suratımıza. Çürümenin başlangıcında da kuşaklararası değer aktarımı sistemlerinin altüst edilmesi yatıyor.

‘MAVİ ANADOLU’ TUTUKLAMASI 

Darbe günleriydi. 1971 yılının haziran ayında gözaltına alınmıştım, temmuza geldiğimizde hâlâ Sansaryan Han’ın en üst katında tutuluyordum. Seçkin Cılızoğlu (Selvi) ile birlikteydik. Bizi tuttukları kattaki masaların üzerinde yatıp uyuyorduk. Bir gece silahlı timler Azra Erhat’ı alıp getirdiler. Tepeden tırnağa silahlanmış vurucu timler tarafından kapısı kırılıp yatağından apar topar kaldırılacak kadar büyük bir tehlike olarak görülmüş o zarif kadın, şaşkınlık içindeydi. Arada bir dalgınlaşıyor, “Ah, piyanonun üzerinde dolaşmaya alışmış o narin parmaklar, o narin eller kelepçelendi ha...” diye hayıflanıyordu. Bir leitmotif gibi yinelenen bu sözlerin manasını bir müddet sonra, yeni getirilenlerle birlikte anladım: Sabahattin Eyüboğlu ve ölene kadar piyanosunun başından ayrılmayan eşi Magdalena Ruffer, Yaşar Kemal, Tilda Gökçeli ve Vedat Günyol.

Yaşar Kemal’i sorgudan sonra serbest bıraktılar, diğerleri “gizli komünist örgüt kurmak” suçlamasıyla tutuklandı. Azra Erhat, Magdalena Ruffer ve Tilda Gökçeli ile birlikte altı ay kadar, onlar serbest bırakılıncaya kadar önce Selimiye, sonra Maltepe askeri cezaevlerinde birlikte kaldık.

İKİ KUŞAK BİR ARADA

Bizler 68 kuşağından devrimci genç kadınlardık, Sabahattin Eyüboğlu (1909), Vedat Günyol (1911) ve Azra Erhat (1915) ise Cumhuriyetin birinci kuşağıydılar, Cumhuriyetle birlikte büyümüşlerdi ve büyük bir birikimin temsilcisiydiler. Unutulmaz Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in başlattığı “tercüme” hareketinin en önemli isimleriydiler.

Azra Erhat, yıllardır elimden düşürmediğim “Ecce Homo-İşte İnsan”ı 1969’da kaleme almıştı. Bu kitabın yazılış öyküsünü, Homeros’ta ‘insan’ dedim yola çıktım. Beden-ruh ikiliği dikildi karşıma, aldım inceledim; derken Platon’un insan anlayışı, toplum görüşü çeldi aklımı, onu da kavrayayım derken açıldım uçsuz bucaksız bir düşünce alanına” diyerek özetlemiş Azra Hanım. Gerçekten de kendi kendisiyle bir diyalog tarzında yazılmış bu harika kitap, okuyucuyu Homeros’tan Rönesans’a, oradan Fransız Devrimi’ne ve 1968’in dünyasına kadar insanın özgürlük ve mutluluk arayışı serüveninin içine sokuyor. Kitabın en sonunda Azra Erhat’ın “tamamlanmadan kaldı” dediği “Devrimler” bölümü var. Ve orada bir üniversite öğrencisiyle, “Ali” ile tartışarak kuruyor diyaloğunu. Ali, Azra Hanım’ı ve hocaları kürsülerin tepelerinden atıp tutmakla, sistemle bütünleşmiş olmakla eleştiriyor. Azra Hanım da kendini açıklamaya çalışıyor: “Çabaladım, Homeros’tan bu yana insan nasıl bir insan olmakla mutlu olur diye araştırdım.” Sonra ekliyor: “Düşündün mü? Devlet adamlarından yalnız biri, bizim Atatürk’ümüz bıraktı bütün çabasını gençliğe emanet. Bir o bildi ki 1920’lerde gerçek olan değerler 1960’larda değişebilir; bir o bildi ki devrimler sonsuz, bitimsizdir, Homeros’un deyimiyle ölümsüzdür. Ve bir o devrimciyiz diye bir ok koydu partisine.”

GERÇEK BİRİKİMLER

Azra Erhat ve Tilda Gökçeli, Maltepe Askeri Cezaevi’nin koğuşunda da kendi düzenlerini kurmuşlardı. “Mavi Anadolu”yu hem bize hem yurtdışına taşıyan o yorulma nedir bilmeyen yazı ve çeviri faaliyeti o koşullarda da sürdü. Bugün düşünüyorum ve hayıflanıyorum. Bana bunca ufuk açan, düşündüren bir kitabın yazarıyla, sonraki sanat yaşamımda o denli önemli bir yer işgal edecek mitoloji konusunda bu denli engin birikime sahip bir insanla altı ay aynı koğuşu paylaşıp bu birikimden istifade etmeyi, bunları sormayı aklına bile getirmemek nasıl bir kopukluktur? Konforlu köşelerinden hiçbir riske girmeden kibirli bakışlarla bizi “goşist” diye suçlayanlarla ya da karşıdan “anarşist” diye saldıranlarla kopukluk olması doğal bir açıdan. Ama bir de Azra Erhat gibi gerçek birikimleri temsil edenler var. O birikimlerle bağlantı kopunca kuşaklar kopuyor birbirinden, zincir kırılıyor.