Kuşaklar buluşması
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

Kuşaklar buluşması

06.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

29 Mart 2026’da farklı yollardan, farklı kişisel tarihlerden geçmiş farklı kuşaklar Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Altunizade Kültür Merkezi’nde buluştuk. İsmet Küntay Ödülleri’nin 50. yılıydı. Nadide Küntay’ın başlatıp Hayati Asılyazıcı’nın ve jüriyi oluşturan değerli üyelerin çabalarıyla süren ve 50. yılına ulaşıp artık gelenekselleşen bir ödül, İsmet Küntay Ödülleri.

Ödül töreninin haberi 31 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde ayrıntılı bir şekilde verildiği için daha fazla üstünde durmayacağım. Ama bu törende yapılan bir konuşma, verilen bir ödül ve bir resim çeşitli çağrışımlar uyandırdı zihnimde. Bunları paylaşmak istedim.

‘KURUMLAR VE KURALLAR YOZLAŞIYOR’

Evet, farklı kuşaklar olarak bir araya gelmiştik o gün. Törenin en son ödülünü veren 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un konuşması düşündürdü bana bunu. İsmet Küntay Jürisi bu yılın onur ödülünü seçici kurul başkanı ve gerçek bir sanat çınarı olan, değerli yazar, gazeteci ve eleştirmen, sevgili Hayati Asılyazıcı’ya vermişti. Ödülünü vermek üzere de İlker Başbuğ’u davet etmişlerdi.

İlker Paşa tasnif etmeyi, sonra o tasnifin içindeki farklı yönleri soru haline getirmeyi ve bu sorulardan farklı sentezlere yönelmeyi, yeni değerlendirmeler yapmayı seven bir konuşmacı ve yazardır. O gün de önce çok özlü bir cümleyle dünyanın halini, zamanın ruhunu özetleyiverdi: “Bugün yaşadığımız dünyada kurumlar ve kurallar yozlaşıyor, değer kaybediyor, zaten neticeyi de hep beraber görüyoruz.”

Bugün gerek dünyada gerekse ülkemizde yaşanan en önemli sorunlardan biri, belki de birincisi bu.

İskandinav mitolojisinde Ragnarök (Tanrıların Alacakaranlığı) diye bilinen dönemden geçiyoruz sanki. Uzun süreli kış, insanların birbirini öldürmesi, dağları sallayan depremler ve bu depremler yüzünden kıyameti getirecek dev kurt Fenrir’in zincirlerinden kurtulması: Kısacası kaos...

‘CUMHURİYET KURUMSALLAŞMADIR’

Yani bilinen kuralların ve kurumların giderek yok sayıldığı, bu yüzden de yok olmaya yüz tuttuğu ama yerine ne geleceğinin de belli olmadığı bir dünya... Üstelik bu dünyada Çehov’un “Üç Kızkardeş”inin sonunda Olga’nın sözlerinde ifadesini bulan umut da sisin pusun arkasında kalmış durumda: “Acılarımız, bizden sonra yaşayacaklar için sevince dönüşecek; mutluluk, dirlik, düzenlik egemen olacak dünyaya.”

Başbuğ sonra yaptığı tasnifin ana fikrini ortaya attı: “Atatürk sanki bugünleri görerek bir cumhuriyet tanımı yapmış. Atatürk’e göre cumhuriyet kurumsallaşmadır.” Başbuğ’un İsmet Küntay Ödülleri’nin önemini vurgulamak, 50. yılını kutlamak için de söylediği ama benim zihnimde farklı tınılar yaratan, düşündürücü bir hatırlatma bu. Çünkü Cumhuriyetin kurumsallaşması bir şekilde tahrip olursa ne olacak sorusunu da içinde taşıyor. Belki de herkes kendi alanındaki kurumsallaşmaları, Cumhuriyet kurumlarını bir de bu açıdan gözden geçirmeli.

UMUDU YEŞERTMEK

İlker Başbuğ’un Hayati Asılyazıcı’ya ödülünü verirken söyledikleri ve ikisinin yan yana verdiği fotoğraf da anlamlıydı: “Sayın Hayati Asılyazıcı Cumhuriyetin birinci neslinin temsilcisidir. Onlar Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmenliğinde yetişen ve hepimizden çok daha üst seviyelerde olan bir nesil. Ben de Cumhuriyetin ikinci neslinin bir temsilcisiyim. Birinci nesil çok iyi yetişti ve onlar bizi yetiştirdi.”

Ödülünü alırken “12 Eylül darbesi öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde iki görev yaptım. Bir, belediyenin bütün kurumlarının basın ve kültür sorumlusuydum. Bir de Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmeniydim” diyen Hayati Asılyazıcı, o dönemde Şehir Tiyatroları’nın beş sahnesinde birlikte seçilen oyunlarla seyirci ve hasılat rekoru yaşandığını belirtti. Bu sürece noktayı 12 Eylül darbesi koymuştu.

“Biz de 68 kuşağıyız” diye geçti içimden ilk iki kuşağın temsilcilerine bakarken. Kuşakları tüm farklılıkların içinde bir çizgide birleştiren zincir bağlana bağlana gelmiş, sonra bir yerde kırılmış. Kırıldığı yeri, eksik halkaları bulmak ve yeniden bağlamak, kaostan yeni bir kozmos çıkaracak umudu yeşertmek hem Cumhuriyeti hem de dünyayı dert edinen herkesin meselesi olmalı.

İlgili Konular: #ödül #tören

Yazarın Son Yazıları

Gülsen Tuncer’in ardından...

Son zamanlarda hep “ardından...” yazıları yazmaya başladığımı fark ettim.

Devamını Oku
28.09.2026
Şükran Soner’in ardından...

1 Eylül’de sevgili Şükran Soner’i yitirdik. Hem Cumhuriyet gazetesi hem Türkiye işçi sınıfı, emek mücadelesi, hem de 68 kuşağı için büyük bir kayıp bu.

Devamını Oku
14.09.2026
Bu halk onu unutmuyor

Değerli araştırmacı ve yazar Sabahattin Selek’in yerleştirdiği kavramla, “Anadolu İhtilali”nin en önemli ve belirleyici aşamalarından biri, 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’la başlayıp 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde zaferle noktalanan harekâttır.

Devamını Oku
31.08.2026
Bir şarkının peşinden

“İnsan nice yollardan geçecek insan oluncaya dek./ Kuşlar nice denizler aşacak bir kumsal buluncaya dek./ Nice insanlar daha ölecek top tüfek susuncaya dek./ Esen yeller bilir bunu dost, bunu esen yellere sor.”

Devamını Oku
17.08.2026
Bir şampiyonluğun ardından

Futbola hiç yakınlık duymadım.

Devamını Oku
03.08.2026
Ferhangi Şeyler

31 Ağustos 2021 tarihinde, bence çok erken yitirdiğimiz Ferhan Şensoy, Türk tiyatrosunun yetiştirdiği en özgün sanatçılardan biriydi.

Devamını Oku
20.07.2026
Denize varmaktır amacı nehrin

Yine bir 2 Temmuz geldi ve geçti.

Devamını Oku
06.07.2026
Yine gündönümü

Yine bir gündönümü geldi. 21 Haziran...

Devamını Oku
22.06.2026
Antroposen çağı

2000 yılında katıldığı bir konferansta, meslektaşlarının içinde bulunulan dönemi hâlâ Holosen diye adlandırmakta ısrar etmelerine tepki gösteren Nobel ödüllü atmosfer kimyacısı Paul Crutzen, artık o dönemin geride kaldığını vurgulayarak “Antroposen çağındayız!” dedi.

Devamını Oku
08.06.2026
Hızlanan bir çağda tiyatro

Tiyatro oyunlarının süreleri epey zamandır tartışılan, iletişim araçlarındaki inanılmaz dönüşümle birlikte iyice gündemi işgal eden bir konu...

Devamını Oku
25.05.2026
Feyha Çelenk’in ardından

Benim tiyatro yaşamımda Bursa’nın özel bir yeri vardır.

Devamını Oku
11.05.2026
İşte insan

Toplumsal çürüme giderek toplumsal dağılmaya dönüşmeye başladı.

Devamını Oku
20.04.2026
Kuşaklar buluşması

29 Mart 2026’da farklı yollardan, farklı kişisel tarihlerden geçmiş farklı kuşaklar Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Altunizade Kültür Merkezi’nde buluştuk.

Devamını Oku
06.04.2026
İlber Hoca'nın ardından

İlber Hoca'nın ardından

Devamını Oku
23.03.2026
Dünya Kadınlar Günü

Salı günü çıkacak bu yazıyı 8 Mart’ta, Dünya Kadınlar Günü’nde kaleme alıyorum.

Devamını Oku
10.03.2026
Bir ustaya selam: Metin Deniz

Metin Deniz bu isimlerden biridir benim için. Yaratıcılıkta sınır tanımayan bir sahne tasarımcısı ve yönetmen olmasının yanı sıra, her şeyiyle güzel insandır.

Devamını Oku
23.02.2026
Mefistofeles’in dünyası

Epstein dosyaları ile bu gezegeni yöneten ve neyin nasıl olması gerektiğini herkese dayatma yetkisini kendinde bulan küçücük bir azınlığın tüyler ürpertici skandal manzaraları ortalığa döküldü.

Devamını Oku
09.02.2026
Haldun Dormen’in ardından

Haldun Dormen’in ardından Tiyatromuzda 1950’lerden beri derin iz bırakmış, sayısız öğrenci yetiştirmiş çok önemli bir sanatçıyı, Haldun Dormen’i 21 Ocak’ta, 97 yaşında yitirdik.

Devamını Oku
26.01.2026
Artık her şey insana bağlı

Aradan tam 53 yıl geçti; 3 Ocak 2026’da, Amerikan özel kuvvetleri Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu, eşi Cilia Flores ile birlikte kaçırıp ABD’ye götürdü.

Devamını Oku
12.01.2026
Sanat uzun, ömür kısa

Ne yazık ki prova sürecinde yaşanan sayısız talihsizliğe bir yenisi eklendi ve Mefisto’yu oynayan Sükûn Işıtan sakatlanınca, oyun ancak 18 Aralık’ta prömiyer yapabildi. Ama çok başarılı bir şekilde yaptı.

Devamını Oku
29.12.2025
Uzun bir macera: ‘Faust’

Sevgili İlhan Selçuk 2004’te bir dergi kataloğu armağan etmişti. Değerli ressamımız Bilge Alkor’un kargalarıyla böyle tanıştım. Daha sonra tanışıklık, “Meleklerin ve Şeytanların Aynası” (2011) ile derinleşti. Uzunca bir süredir başucumda duran, dönüp dönüp baktığım, sonra “Belki bir gün” diyerek tekrar kenara koyduğum “Faust”, Alkor’un imge dünyasıyla farklı bir boyuta taşınmıştı.

Devamını Oku
08.12.2025
İnsan idrak ettiği ruha benzer

Aleksandr Puşkin, “dramatik büyünün titreştirdiği düş gücümüzün üç telinden” söz eder. Bunlar; gülme, acıma ve dehşettir. Vsevolod Meyerhold ise Charlie Chaplin ve Sergey Ayzenştayn’ı karşılaştırırken, her iki sinemacıda bu “üç tel”in ne denli ustalıkla kullanıldığına değindikten sonra, bir ayrım yapar: “Chaplin’de gülmece ve acımanın ön planda olduğunu, dehşetin gölgede kaldığını söyleyebiliriz oysa Ayzenştayn’da gülmece geri plana kayarken acıma ve dehşet öne çıkar.”

Devamını Oku
24.11.2025
Goethe: İkilem ve Deha

Büyük yazarın kendi yaşam sürecinin de derinlemesine nüfuz ettiği “Faust”un ilk bölümü ise, kendisinden önce Christopher Marlowe’un 16. yüzyıl sonunda oyunlaştırdığı (“Dr. Faustus”) ruhunu şeytana satan Faust efsanesinden yola çıkmakta ama bu bölümde Faust’un Mefistofeles ile macerası kadar, “ayarttığı” Gretchen’in trajedisi de göze çarpmaktadır. Goethe dahi sanatçı duyarlılığıyla içinde yaşadığı toplumun “mahalle baskısı”nı, ikiyüzlü ahlak kurallarını kendi siyasi ve toplumsal kimliğinin çok ilerisinde bir noktadan eleştirir. Viktor Glass’ın “Goethe’nin İnfazı” romanında (çev. Regaip Minareci, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) anlattığı olayda, evlilik dışı hamile kaldığı çocuğu öldürmekle suçlanan genç kadın hakkındaki idam cezasını siyasi kimliğiyle onaylayan Goethe, “Faust”ta konuya bambaşka bir duyarlılıkla yaklaşır. Büyük sanatçı ve düşünürün, “Almanların en büyüğü”nün tüm hayatına yayılan ve “Faust”a da yansıyan bu ikilemi aslında çağının, yükselen modernitenin etkisi günümüz

Devamını Oku
10.11.2025
Mucize 102 yaşında

Böyle zamanlarda geçmişe dönüp bugünkünden çok daha ağır koşullar içinden düze çıkmayı bilmiş, hem memleketin ufkunu kaplayan sisi hem ileriye doğru koşmak isteyenleri engelleyen karanlığı yarıp geçmiş kurucu kuşağın mücadelesini, Kocatepe’den Afyon Ovası’na doğru bakarken sadece biraz sonra cereyan edecek o büyük muharebeyi değil, oradan geleceğe açılan yolu da gören çelik iradeli bir çift mavi gözü, o mucizeyi hatırlamak iyi geliyor insana.

Devamını Oku
27.10.2025
Bir ödül töreninin ardından

Cumhuriyetin kurucu felsefesinin kültür alanındaki en önemli adımlarından biri tiyatro, opera, bale ve müzik alanlarında modern, kalıcı sanat kurumları yaratarak sanat sevgisini tüm yurt sathına yaymaktı.

Devamını Oku
13.10.2025
Işık, biraz daha ışık

O yıl Doğan Hoca’dan bir gün önce, 21 Eylül 2021’de tiyatro alanından çok değerli bir hocamızı, sevgili Prof. Dr. Hülya Nutku’yu hem de çok vakitsiz yitirmiştik.

Devamını Oku
22.09.2025
Hayatımdaki iki Güney

Gerçekçilik, içtenlik, hayatın sihrini, gizini yakalayıp onu kendi kişisel büyüsünü katarak yeniden yaratmak... Yılmaz Güney’in sinemasının da edebiyatının da en önemli özellikleridir bunlar.

Devamını Oku
08.09.2025
Eğitim ve sanat

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin üzerinde yükselmesi gereken dört sütunu, “mektep, iktisat, sanat, imar” diye sıralamıştı. Bu dört sütundan ikisini oluşturan “mektep” ve “sanat” maddelerine yakın tarih içinde bir arada bakıldığında, yani sanatta eğitim ve eğitimde sanat alanlarında nereden nereye geldiğimize bakıldığında umut verici bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz söylenemez.

Devamını Oku
18.08.2025
Altmış yıl önce altmış yıl sonra

İzmir’de tam anlamıyla “ağır, koyu bir sıcak” vardı. “Kerbela” oyunu 2 Ağustos tarihinde bir zamanların fuar alanı, günümüzün Kültürpark’ı içindeki açık hava tiyatrosunda oynanacağı için İzmir’deydim.

Devamını Oku
04.08.2025
Hatırlamak bir eylemdir

Ergin Yıldızoğlu, 7 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Faşizm ve kültür” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı.

Devamını Oku
21.07.2025
‘Umutsuz çağın sesi’

'Medea-Material' Romanya'da köklü Sibiu Tiyatro festivalindeydi...

Devamını Oku
30.06.2025
Vahşi bir dünya

Vazgeçilmez dört elementten biri olan havayı yine paramparça ediyor bombalar, füzeler... Doğal yerinden koparılıp insanın elinde oyuncak olmuş ateş, gecenin karanlığını kızıla boyuyor.

Devamını Oku
16.06.2025
Beyaz gecelerde Medea-Material

23-27 Mayıs tarihleri arasında, Dostoyevski’nin unutulmaz novellasının fonunu oluşturan St. Petersburg “beyaz geceler”indeydik.

Devamını Oku
02.06.2025
İyimserlik önyargısı

İyimserlik önyargısı

Devamını Oku
12.05.2025
Bir kez daha Kerbela

Bir kez daha Kerbela

Devamını Oku
28.04.2025
Bursa ve tiyatro Bursa...

Bursa ve tiyatro Bursa...

Devamını Oku
14.04.2025
Dünyayı sevgi kurtaracak

Dünyayı sevgi kurtaracak

Devamını Oku
31.03.2025
Sonrası gündüz

Sonrası gündüz

Devamını Oku
17.03.2025
Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Devamını Oku
03.03.2025
Tiyatroda eğitimin önemi

Tiyatroda eğitimin önemi

Devamını Oku
10.02.2025