Türkiye’yi terk edenler neler yaşıyor
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

Türkiye’yi terk edenler neler yaşıyor

08.08.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Anne ölürse ateşli günlerde başa konan ıslak bez de ölür. Baba giderse cepteki hiç bitmeyen son harçlık da kaybolur. Sevgili ayrılırsa yataktan zıplayarak kaldıran heyecan da diner. Ya vatan arkada bırakılırsa? Kimi annesiz, kimi babasız, kimi sevdasız yaşamayı öğrendik, yurdundan ayrı olmayı da öğrenecek miyiz?
Birer birer gidiyorlar. Ama birikmek “birler” ile olmuyor mu? Türkiye’yi terk edenlerin sayısı 2017 yılında bir önceki yılın neredeyse bir buçuk katı oldu. 253 bin 640 kişi valizini toplayıp gitti. Geçen yıl daha da arttı. 323 bin 918 kişi “ardına bakarak” ülkesini terk etti.
Bir zamanlar göçenler, Avrupa’nın ucuz işgücü ihtiyacını karşılayan işçilerdi. “Gelin” diye çağrılmışlardı. Şimdi ise en büyük grup 25-29 yaş arasındakiler. Üniversitelerini bitiriyorlar, valizlerini toplayıp göçüyorlar.
AKP-FETÖ, daha doğrusu İslamcı- liberal ittifakın, Cumhuriyeti yıkım sürecinde en açık halini gördük. “Elit düşmanlığı” diyerek birikime savaş açtılar, vasatlığı marifet kıldılar. Mimariden, şiirden hatta yemekten anlamayı “ayıp” yaptılar. 1. Dünya Savaşı’nda Almanya ya da 2. Dünya Savaşı’nda Japonya yıkıldı. Yine ayağa kalktı. Çünkü insan birikimi yaşıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’ni dahi kuranlar Osmanlı’nın sağ kalan elitleriydi.
Biriktirilecek en büyük hazine insandır. Bugün yaratılan, yarın yaratır. Şimdi 25 sene dil öğrettiğimiz, tıp öğrettiğimiz, sanat öğrettiğimiz, mühendislik öğrettiğimiz insanlarımızın çoğunu başka vatanlara yolculuyoruz. Yazık oluyor, yıkılıyoruz.

Gittikleri yerlere ait değiller
Peki, gidenler neler yaşıyor? Bugünlerde Bahar Çuhadar’ın “Yeni Ülke Yeni Hayat” kitabını okuyorum. Türkiye’yi terk eden 11 insan yeni yaşamlarını kendi ağızlarından aktarıyor.
Keyifleri yerinde” demeyin...
Japonya’ya yerleşmiş Alev, “Başka bir ülkeye yerleştiğinizde, o zamana kadar edinmiş olduğunuz bilgiler, deneyimler adeta çöp oluyor. En basitinden Türkiye’de markete gitsem reyonlarda neyin nerede olduğunu bilirim” diyor ve süt bile alırken yaşadığı başarısızlıktan bahsediyor.
Londra’ya yerleşen Aysel, “İsterseniz burada ev sahibi olun, daimi vizeniz olsun, vatandaş olun... Ben bu ülkeye ait olmadığım hissini her an yaşıyorum” diye anlatıyor geçmeyen yabancılığını.
Nerelisin” dediklerinde artık “Freiburg’luyum” diyen Almanya yolcusu Burçin tamamlıyor:
En çok bisiklet sürerken sizi durdurup bisikletinizin çalıntı olup olmadığını numarasından kontrol ediyorlar. Mesela önünüzde tipinden Alman olduğu anlaşılan bir bisikletli varsa genellikle onu es geçip sizi durduruyorlar”.
Vatan, evlerin toplamından fazlasıdır. Millet, insan kalabalığından başka bir şeydir. Çin’e yerleşen Cenk, “Bir yemekten çok bir sofranın hasretini yaşıyorum” dediğinde bunu anlıyorsunuz. Tayland’a yerleşen Seda, rüyalarını halen Türkçe gördüğünü anlatıyor. Onun “sevişirken konuştuğun dil yuvandır” sözünü Kanada’ya yerleşen Seda’nın “Türkiye’ye dönüp dönmeme kararından önce, nerede öleceğime karar vermem gerekiyor” ifadeleri tamamlıyor.
Avrupa başkentlerinde dönerci açan eski göçmenlerle aralarında kültürel bir uçurum var. Gittikleri ülkelerin dillerini biliyorlar ya da öğreniyorlar. Ama Londra’da yaşayan Kutay’ın “Güldükleri her şeyi anlayamayabiliyorum. Bazen bir laf geçiyor ofis ortamında, millet gülüyor, ben kalıyorum” sözleri dil öğrenseler de neyin eksik kaldığını özetliyor.
Evet, kafaları rahat. Ama eğer hazır bir işe terfi edip gitmemişlerse birikimlerinin gerisinde başlıyorlar. Mimar Sinan’da tiyatro eğitimi almış, defalarca sahneye çıkmış Serkan, huzurevini anlatıyor:
İnanılmaz zordu. 150 kilo ağırlığındaki bir kadını tek başına, önce uyandıracaksın; genital bölgesini, tuvaletini temizleyeceksin, ilaçlarını vereceksin, yıkayacaksın. Hadi altını temizlemeye falan alıştım ama 150 kilo ne demek, iki ayda sırtım mahvoldu. İki ayın sonunda kuruma tekrar gittim. ‘Bu işi yapamayacağım, başka iş arıyorum’ dedim. Kadın bana çemkirdi. Seni kursa yolladık, sana bir sürü yatırım yaptık, bu işi yapacaksın!’ dedi.
Ne garip! Almanlar göçmen tiyatrocuya verdiği 2 aylık huzurevi eğitiminin hesabını soruyor. Biz ise 25 yıl eğittiğimiz insanın gidişini umursamıyoruz.

Yetişmiş insan verip çöp alıyoruz
Benim en çok dikkatimi çeken yurtdışına giden Türklerin zorlandığı mesele oldu. Çoğunluğu, Batı’nın çöp sistemini görünce şaşkınlık yaşıyor. Bizde tüm çöpler aynı poşete, aynı kutuya atılıyor. Onlar ise plastikleri başka, camları başka, gıda atıklarını başka, metalleri başka çöpe atıyorlar. Zorlandıklarını anlatıyorlar ama “çöpler geri dönecek” diye içleri rahat ediyor. Ben ise “o iş öyle değil” diyorum. Neden mi?
Basit bir araştırma ile görülüyor ki “çöp dönüştürmenin maliyeti” nedeniyle gelişmiş ülkeler çöplerini Türkiye’ye gönderiyor. BBC’nin aktardığına göre Türkiye, Kasım 2017 - Ekim 2018 döneminde sadece İngiltere’den 80 bin ton plastik çöp aldı. Bir yıl öncesine kıyasla yüzde 33’lük bir artış vardı. WWF’nin 2019 Akdeniz Plastik Atık Raporu’na göre 2018 yılında Çin’in plastik atık alımını kesmesi, pazarı farklı ülkelere kaydırmıştı. Türkiye’nin çöp ithalatı, dünyadaki atık ticaretinin yüzde 3 buçuğunu oluşturuyordu. Böylece Türkiye, çöp ithalatçılarında ilk 10’a girdi. Greenpeace’in 2016-2018 Plastik Atık Ticareti Raporu’na göre ise 2018’in sonunda Türkiye, toplam 436 bin tonla dünyanın en büyük 8. plastik çöp alıcısı oldu. Türkiye’ye en fazla plastik çöp ihraç eden 10 ülke ise tanıdık: İngiltere, Belçika, Almanya, ABD, Hollanda, İspanya, İtalya, Slovenya, Fransa, Japonya.
Uzatmayayım...
Yıllarca eğittiğimiz, yetiştirdiğimiz, biriktirdiğimiz insanlarımızı önce kendi ülkelerine yabancılaştırıyoruz, sonra başka ülkelere hediye ediyoruz. Karşılığında ise gittikleri ülkelerin çöplerini alıyoruz. Bu durumdan en çok şikâyet eden ise çöp ithalatıyla gelirleri azalan sokaktaki atık toplayıcıları!
Bir ülkenin birikiminin o ülkeyi terk etmesinin geri çevrilemez bir yıkım olduğunu kime anlatacaksınız? Dün Soros’un “Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordusudur” programını, bugün Çanakkale’de Kanadalı Altın CEO’sunun “Türkler taş taşımakta çok iyiler” programını “yerli ve milli” diye satanlara mı? Ne mutlu ki bugün Çanakkale’de, bir musibet sayesinde, “ülkemizin kaynaklarını emperyalistlere ve taşeronlarına peşkeş çektirmeyeceğiz” diyen binlerce insan, yurtseverliğin ölmediğini bize gösteriyor.
Gidenler için de kalanlar için de yaşanabilir bir ülke yaratmaktan başka bir yolumuz var mı?    

Yazarın Son Yazıları

Bakanlıktan doğrulattığım bilgiler...

Bakanlıktan doğrulattığım bilgiler...

Devamını Oku
23.03.2026
Bayramı zehir eden adamlar

Bayram aslında bahane...

Devamını Oku
19.03.2026
Dilovası davası başlıyor: Başkanın olmadığı yargılama

Türkiye, Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki İBB yargılamasını konuşurken bir başka cezaevinde kritik bir dava başlıyor.

Devamını Oku
16.03.2026
İddianamede adları 1087 kez geçiyor, ama sanık değiller!

Tarihte çelişkili görünen içinde kocaman bir gerçeği saklar.

Devamını Oku
12.03.2026
‘Bu nasıl iş’ dedirten dilekçe

Aklı kendinde olanın dünyanın adaleti umurunda olmaz.

Devamını Oku
09.03.2026
Şam’ın Talibanlaşması görünüyor

Yanlış hesap geri dönmek için genelde Bağdat’ı beklemez.

Devamını Oku
05.03.2026
Öcalan’ın statüsü mü Adem’in statüsü mü

Gelgelelim PKK’yi kuran “statülü” Öcalan’ın AKP-MHP destekli mektubu CHP’li belediyede okunurken 25 yıl öncesinden, 19 yaşından terör aranıp bulunarak bugün işten atılan gariban Ademler’in “statüsü”nü hatırlayan olmadı.

Devamını Oku
02.03.2026
Din dersi soruşturmasının sonu ne oldu

Bardağı taşıran son damla değil onu bu noktaya getiren süreçtir.

Devamını Oku
26.02.2026
Okulda 'din' ve 'Erdoğan' sorgusu!

Hürriyet başka türlü düşünmenin ve yaşamanın imkânlı olduğu yerde başlar.

Devamını Oku
23.02.2026
Alo adalet var mı bakan bey?

Yaşamın özünü görmeyen kabuğuyla oyalanır.

Devamını Oku
19.02.2026
Camiye gitmeyen imam olur mu?

Yalnız başkasına karşı hatırlanan kutsal, çıkara yenilmiş demektir.

Devamını Oku
16.02.2026
Bu dünyadan bir ‘biz’ geçti

İnsan “ben” doğar, yaşarken “biz” yaratır.

Devamını Oku
12.02.2026
Bizi işte bunlar yıkıyor

Doğayı kendi haline bıraksalar daldaki elma bile layığını bulacaktı.

Devamını Oku
09.02.2026
Depremzedeye bunu yapan size ne yapmaz

Seçilen yer yanlış.

Devamını Oku
05.02.2026
‘İmamoğlu’nu kutlama davası’ böyle bitti

Hayat geç de olsa mahkeme kararlarından daha gerçek bir hüküm verir.

Devamını Oku
02.02.2026
Görüş gününe yetişen yazı

Hepimiz aynı zamanın içinde yaşarız ama zaman hepimize yüzünü aynı biçimde göstermez.

Devamını Oku
29.01.2026
Toz dumandan görünmeyen değişim

Bir şey değişmese de her şey değişiyor.

Devamını Oku
26.01.2026
Bayrağın üstünü örten ‘süreç’

Niyetler hassasiyetlerin üstünü bahaneyle örter.

Devamını Oku
22.01.2026
Kafamı karıştıran fotoğraf

Kapının kapalı olmasını bekliyoruz da nasıl açıldığını hiç konuşmuyoruz.

Devamını Oku
19.01.2026
Masonik FETÖ’cü Marksist cephe!

Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.

Devamını Oku
15.01.2026
Hedef uyuşturucu mu eğlence mi?

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır.

Devamını Oku
12.01.2026
Hakimi öldüresiye dövenler 'hatırlı' kişiler çıktı!

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür.

Devamını Oku
05.01.2026
Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.

Devamını Oku
01.01.2026
Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır.

Devamını Oku
29.12.2025
Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir.

Devamını Oku
25.12.2025
175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir.

Devamını Oku
22.12.2025
İddianame aşamasında bir anda dosyadan çıkan fezleke!

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır.

Devamını Oku
18.12.2025
Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

“Senin” dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün.

Devamını Oku
15.12.2025
Ne olduğunu görmüyor musunuz?

Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Devamını Oku
11.12.2025
Ya su kirliyse?

Değişmez görünen gerçekten kaçmak yerine dokunmaya karar verdiğimizde, ona şekil verebildiğimizi de görürüz.

Devamını Oku
04.12.2025
200 günlük burun sürtme davası

Burnumuzla sadece nefes alsaydık en çok kötü kokuların sahipleri mutlu olurdu.

Devamını Oku
01.12.2025
Bir garip ölüm hikâyesi

Yaşamda birikmiş servet, bazen ölümün üzerinde perde olur.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Kurucu önderlik’ ve kurucu irade

Küçük niyetler büyük sözlerin arkasına gizlenir.

Devamını Oku
24.11.2025
Yaşamından renkleri çalınan kadın

Koca çınardan nimetini esirgeyen toprak yokluğunu önce çimende gösterir

Devamını Oku
20.11.2025
38 çocuğun duyulmayan çığlığı

Adalet davası uzaktaki bir çığlığı duymakla başlar.

Devamını Oku
17.11.2025
CHP’yi ‘gayrımeşrulaştırma’ operasyonu

Doğa insana kendi sınırlarını çizeceği imkanı sunarken cömerttir.

Devamını Oku
13.11.2025
Eğitimsiz okullar bakanlığı

İnsan ancak eğitilirse özgür olur.

Devamını Oku
10.11.2025
Aman çocuklar duymasın!

Bakmayın gazetecilik yaptığıma.

Devamını Oku
06.11.2025
‘Pardon’ diyen karar

Bir kez olursa hata, iki kez olursa yanlış, tekrar olursa kasıt denir.

Devamını Oku
03.11.2025