İki yaldızlı ‘pek kötü'
Çiğdem Bayraktar Ör
Son Köşe Yazıları

İki yaldızlı ‘pek kötü'

05.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Her şeyi tek tek yaşayamayız. Başkalarının deneyimleri de yaşama ilişkin geniş referanslardır. Bir başka ülkenin devlet başkanının isteğiyle Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun eşiyle birlikte yatak odasından kaçırılmasından çıkarılacak üç ders var:

Kendi kaynaklarını kullanmana egemenler izin vermez. Küreselciler milli/ulusal bakışı sevmez. Eğer birileri iktidarını uzun uzun sürdürüyorsa onlarla iyi geçindiği, kaynaklarını onlara istedikleri gibi verdiği içindir.

ABD’nin sembol ülke olarak temsil ettiği sömürgeci yapıya kafa tutuyorsunuz diye rejim baskısını ve otoriterliğinizi artırmayı, muhalefeti ezmeyi, düşüncesinden ötürü insanları yargılamayı, basını susturmayı kendinize hak görmeyeceksiniz. İşte bu dış güçler sonra bunları bahane eder, içeri girer. Unutmadan… Bir de uyuşturucudan uzak duracaksınız!

En önemlisi de Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı temeller üzerinde yükselen ilkeler ve değerlere her bakımdan tam dönüş acilen yapılmalıdır. Böylece varlığı sonsuzluğa erecek olan Türkiye Cumhuriyeti, sarsılsa da asla yıkılamaz.

MR. GLOBAL NE İSTİYOR?

ABD, kapitalist dünyanın baş aktörü olarak II. Dünya Savaşı sonrası küresel ekonomiyle birlikte küresel siyaseti de yönetiyor. Marx’ın da vurguladığı gibi ekonomi zaten siyaseti biçimlendiriyor. Siyasi yapı, ekonomik serbestlik ve kazanç getirmezse Bay kapitalistin, Mr. globalin hoşuna gitmez. Venezüella petrol ihracatında kendi kurallarını belirlemek istediğinde ABD ile ilişkileri iyiden iyiye gerildi. Sonuç: Yankee yine evinden başka bir yerde, bu defa Venezüella’da.

‘VENEZÜELLA SAUDİTA’

1973 petrol krizinden petrol zengini bir ülke olarak gelirini neredeyse üç kat arttırarak çıkan Venezüella, “Suudi Venezüellası” gibi ironik bir yakıştırmayla anılır olmuştu. Üç yıl sonra, önceden faaliyet gösteren yabancı petrol şirketlerinin varlıkları üzerine ülkenin ilk ve tek milli petrol şirketi de böylece kuruldu: Venezüella Petrolleri AŞ (PDVSA)

1998’de Hugo Chavez ile yeni bir başlangıç yapan Venezüella, OPEC’in yıllık üretim miktarlarına uydu, kuralları belirleyen petrol ülkelerinden biri olarak dünya petrol fiyatlarında rolü oldu.

Chavez petrolü millileştirirken onu bir takas aracına dönüştürmüştü. Petrol karşılığında, genel gereksinim ürünleri bir yana Çin ve Rusya’dan silah ve kredi temin ediyordu. Amerika kıtasında büyüyen bu petrol gücünün, önce Rusya ve ardından Çin’e kadar uzanan bağlantıları bile kuzey komşusu ABD’yi rahatsız etmeye yeterdi. Kaldı ki Venezüella ve Rusya arasında enerjiden nükleer santrala birçok konuda stratejik işbirliği anlaşmaları yapıldı. Çin ile ilişkisi de tamamen petrol ve finans ikilisi üzerine yerleşmişti.

PETROL YALNIZCA PETROL DEĞİL…

Öte yandan Chavez, küresel oyunu da bozuyordu. “Mutlaka Latin birliği!”, diyor; “Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif” adıyla ekonomik bir ittifak kuruyor, yetmiyor; Arjantin ve Bolivya gibi kriz durumundaki ülkelerin IMF’ye uzattıkları boyunlarını, onların borcunu ödemelerine yardım ederek gerilmiş iplerden kurtarıyordu. Bunların da hepsini petrolden elde ettikleriyle yapıyordu. Yani, petrol yalnızca petrol değildi. Ama konu aynıydı: Sömürü. Petrol, sağladığı kaynakla, emperyalizm altında ezilen ülkelerin bağımsızlıklarının kefaletini ödeyen, yurttaşların geleceklerine takılan prangaları açarak onları özgürleştirme yolunda gerekli gücü sağlayan bir araçtı artık.

Peki, ABD ne istiyor? ABD, Venezüella’dan petrolünü istiyor. Petrolün kamulaştırılmasına karşı çıkıyor. Venezüella’yı, ABD’nin kukla yönetimi yönetsin, istiyor. Venezüella’nın petrolünün tek hâkim alıcısı olmak istiyor, Venezüella’yı Rusya ve Çin ile işbirliğinden ayırmak istiyor. Yani çok şey istiyor.

OPEC’İ KURDU AMA…

1960’ta OPEC’i kuran beş ülkeden biri olan Venezüella’da petrolün asıl müjdesi 1922’de verildi. Normalde bu keşif, bir ülke için harikulade bir haberdir. Ancak ABD’nin kıta komşusu olunca, bu bir armağandan çok kâbusa dönüştü.

ABD ile arasındaki gerginlik, özellikle Trump döneminde belirginleşti. Ülkenin petrol gemilerine yönelen ABD saldırılarıyla ilişkiler iyice sertleşti. Doğanın en zengin petrol yataklarına sahip Venezüella’da halk, civar ülkelere göç etmesini zorunlu kılan berbat bir yoksulluk içine düştü. Çoğunlukla ilk 10’da olduğu enerji üretiminde dünyada 31. sıraya kadar geriledi. Bunda, OPEC işbirliğinde kendi petrolünü kendisi değerlemek ve değerlendirmek istemesine karşılık, ABD’nin sürekli yaptırımlarının, yani cezalandırmasının büyük etkisi var. 2017’den beri ABD ekonomik ve sektörel yaptırımlarla ülkedeki üretim hacmini ve nefes borusunu daraltırken, diğer yandan sürekli bir askeri cephe uyarısında bulunuyordu.

Petrol üretim maliyetlerini ve gelirlerini “bağımsızca” yönetmek isteyen Venezuela’nın bu politikasına, bir zamanlar ülkenin yüzde 80 petrolünü satın alan ABD’nin tepki vermemesi olanaksızdı.

BENİMKİ BENİM, SENİNKİ YİNE BENİM!

Hugo Chavez’in ulusal politikalarıyla ABD’nin nüfuzunu kırma gayreti, Venezuela’da yabancı petrol şirketlerinin devletleştirilmesi, mallarına el konması kapitalizme karşı bir başkaldırıydı. Tıpkı; Süveyş’i millileştiren General Abdulnasır’ın, İngiliz ve Fransız sömürge şirketlerini ülkeden göndermesinin yarattığına benzer bir heyecan dalgası belirmişti. ABD, bir emperyalist güç olarak otoritesine karşı koyan iktidarları sevmez, bu eylemleri de yanıtsız bırakamazdı. Öyle de oldu.

MADURO’NUN SONU MU?

Maduro, kendi geleceğini korumak için rejimini sertleştiren liderlerden yalnızca biri. Dünyayı yönetmek isteyen ABD’nin, başka ülkelerin kaynaklarına hâkim olma stratejisine karşı koyan ve takdir edilen Chavez’in kötü bir kopyası. Chavez, refahını sağladığı halkı tarafından çok seviliyordu. Maduro ise açlıkla mücadele eden insanlarla arasında, baskıyla “zorunlu bir bağlılık” yaratmaya çalıştı.

Diplomasız ve liyakatsiz Maduro; kısa zamanda otoriter bir tirana dönüştü. Seçime girerken muhalefet liderleri hapisteydi. Geniş ölçüde boykot edilen seçimde, olası tüm rakiplerini etkisiz hale getirdi. Öyle ki seçimlere uluslararası gözlemci dahi alınmadı. Gıda kartı dağıtması, en büyük seçim kozuydu. Halkı fakirlikten kırılırken milyonlarca yurttaşı göç ederken baskıyı arttırdı. İnsan hakları ihlalleri, antidemokratik uygulamalar, hukuksuzluk, adaletsizlik...

Maduro da Chavez gibi ulusal bir ekonomi programını savunuyordu. Ancak onu iktidara getiren şaibeli seçimler, giderek otoriterleşen Maduro’nun eğitimsizliği, liyakatsizliği, yönetimdeki yeteneksizliği, savunduğu halktan kopan kişiliği niyetini hep sorgulattı.

Müthiş bir petrol zenginliğine sahip ülkede, günlük elektriğin bile kesintiyle verilmesi; çok acımasız, ezici bir küresel politikanın ve yanında antidemokratik yönetimin sonucuydu. Her çocuğun borçlu doğduğu ülkede “refah”, yalnızca sözlükte bir sözcüktü.

Ancak ABD’nin “müdahale zeminini ve gerekçesini” yani “bahanesini” yaratan, iddia edildiği gibi despot rejim, uyuşturucuyla mücadele, yoksulluk, derin mutsuzluk değil!

‘YENİDEN GÜÇLÜ AMERİKA’ DERKEN

Trump, Amerikan petrol şirketlerinin el konulan altyapılarına yeniden sahip olacağını bastıra bastıra söyledi. Venezüella ordusu eğer herhangi bir ABD karşıtı eylem gerçekleştirmeye kalkışırsa Maduro’nun başına gelenin aynısını onların yaşayacağını söyledi. İnanılmaz bir cüret! Trump, “Make America great again!” derken doğru söylemiş. Ama unuttuğu çok önemli bir şey var: Çin karşısında kan kaybeden ABD ekonomisine dışarıdan kaynak yaratarak dönemlik ekonomik iyileştirme sağlasa da yıllar içinde, ulusların demokratik seçimlerini hiçe sayan bu saldırganlıkla “Amerikalılık” çok değer kaybedecek. Tıpkı 60’lardan sonra yaşandığı gibi… Kahrolsun emperyalizm!

“Dostum Trump”, “Kardeşim Maduro” deniyordu… Sahi; kardeş, dosttan daha yakın değil miydi?

Yazarın Son Yazıları

“Haremzadeler”

46 yıllık kudretli iktidarına rağmen sadece “halvette” izlettiler Muhteşem Süleyman’ı.

Devamını Oku
30.09.2026
36 Saniye

Tuğamiral Türker Ertürk, emekli olduktan sonra yazılı ve görsel medyada yaptığı yorumlarla tanınıyor.

Devamını Oku
13.09.2026
Cübbenin cebi

Avukat, hâkim, savcı gibi adaleti tesis etmeyi meslek edinenler, “hukuk evreni”nde Orta Çağ’a kadar uzanan köklü bir geleneğe bağlılıkla cübbe giyerler.

Devamını Oku
04.09.2026
‘Yurttaşların eşitliği’ karşıdır ‘eşit yurttaşlığa’

Terör örgütü PKK’ye özel çıkarılan ancak adına “af yasası” denmeyen yasanın imzalanmasının ardından yasaya taraf hemen herkes “eşit yurttaşlık”tan dem vurdu. “Eşit yurttaşlık” kavramı, sözcüklerin taşıdığı olumlu duygu ve düşünce nedeniyle sanki iyi niyetli bir söylemmiş yanılsaması yaratıyor. Oysa iki sözcüğün yeri değiştiğinde sonuç ağır oluyor: Yurttaşlar arasında tüm denge eşitliğin aleyhine bozuluyor. Fransız Devrimi’nden bu yana “yurttaşların eşitliği” aslolan iken şimdi “eşit yurttaş” baskısı yapılıyor.

Devamını Oku
02.09.2026
30 Ağustos’u kimler kutlamaz?

II. Viyana Kuşatması’nda başlayan 238 yıllık geri çekilme Mustafa Kemal ve askerlerinin olağanüstü mücadelesiyle Sakarya Meydan Savaşı’nda durduruldu.

Devamını Oku
30.08.2026
Tutukla-ma

Tutukla-ma

Devamını Oku
18.08.2026
Gerçek çerçeve

Gerçek çerçeve

Devamını Oku
14.08.2026
Sevr’ilenlerin çerçevesi

Hiç mi ders alınmaz? Alınmıyormuş meğer.

Devamını Oku
10.08.2026
Üsküdar’a giderken

1994’ten beri CHP’nin kazanamadığı Üsküdar’ı iktidar partisinin elinden alan, çizgisi belli Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınması, sosyal medyadan da olsa şu ana kadar verilen çok geniş tepkilere neden oldu.

Devamını Oku
31.07.2026
Ruhsatsız silah

Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’nda, Gambiya Genelkurmay Başkanı ile yaptığı sözleşmenin haberini sosyal medyadan ünlü mafya dizisinin, en az kendisi kadar ünlü müziğiyle paylaşıyor.

Devamını Oku
25.07.2026
NATO kafa!

“Na to kefali, na to marmaro”.

Devamını Oku
06.07.2026
Baba

Anne ve baba insanların kanatlarıdır.

Devamını Oku
21.06.2026
Yardakçı

Yardakçı, kendi gücü olmadığı halde güçlü olana yanaşarak onun iktidarını, zulmünü, işgalini, ihanetini veya yanlışlarını meşrulaştıran kişidir.

Devamını Oku
03.06.2026
“Mutlak Sultan”

Ana muhalefet partisi seçim sonuçlarını kabul etmedi; usulsüzlük yapıldığını ileri sürdü.

Devamını Oku
22.05.2026
Ey Atanmış!

Ey Atanmış!

Devamını Oku
17.05.2026
“Bu Kanunu Adalet Bakanı Yürütür”

“Bu Kanunu Adalet Bakanı Yürütür”

Devamını Oku
07.05.2026
“Etnik Birlik Yasası”

Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Çin’in yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusu 62 yıl sonra 2022’de ilk kez azaldı.

Devamını Oku
30.04.2026
DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR

Devletler sadece cephelerde savaşmazlar.

Devamını Oku
25.04.2026
Damat

2013’te evlendiğinde sadece 27 yaşında.

Devamını Oku
14.04.2026
Tazminat

İsrail ve ABD güdümlü bir savaş politikası çeyrek asırdır Orta Doğu’yu yıkıp, geçiyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Bizi de askere alın

Bizi de askere alın

Devamını Oku
30.03.2026
ABD’den ayrılmak istersen!

30 milyonu aşan nüfusuyla ABD’nin en kalabalık eyaletlerinden ikincisi Teksas. 1836’da egemenliğini Meksika’dan ayrılarak kazandı.

Devamını Oku
26.03.2026
Sana helal bize haram, sana yasal bize yasak: Nükleer Silah

Sana helal bize haram, sana yasal bize yasak: Nükleer Silah

Devamını Oku
23.03.2026
18 Mart’tan Anafartalar’a: Çanakkale Mustafa Kemal’siz anlatılamaz

1915’te dünyanın en güçlü filosu, sanayileşmiş imparatorlukların çelik zırhlılarıyla Çanakkale Boğazı’na yüklendiğinde onlara komuta edenlerin amacı açıktı: Boğazlar aşılacak, İstanbul düşürülecek, Osmanlı galiplerce paylaşılacaktı.

Devamını Oku
18.03.2026
Gündemi büyüt, gerçeği küçült: Epstein’i unutturma savaşı

Gündemi büyüt, gerçeği küçült: Epstein’i unutturma savaşı

Devamını Oku
17.03.2026
İran, Irak’a benzemez

Condoleezza Rice, “Ortadoğu haritası değişecek” dediğinde yıl 2003’tü.

Devamını Oku
12.03.2026
Missouri’den İncirlik’e

5 Mart 1946. Winston Churcill bu defa ABD’den dünyaya seslenmiş, “Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar Avrupa’nın üzerine bir “Demir Perde” indiğini söylemişti.

Devamını Oku
05.03.2026
Sömürgecinin mektubu

Sömürgecilik kaba kuvvetle başlamaz. Önce zihinle başlar.

Devamını Oku
28.02.2026
1993’ün faili, bugünün efendisi

Savaşın ve barışın aktörleri, yöntemleri değişir; tarafları aynı kalır.

Devamını Oku
23.02.2026
Bir demokrasi sorunu: Hizbut Tahrir

Köktendinci Hizbut Tahrir’in uzantısı “Köklü Değişim” grubu Ankara’nın dört bir yanına şeriat ve hilafet çağrıları içeren pankartlar astı.

Devamını Oku
11.02.2026
Gazi Kemal, şu feleğin işine bak!

İhraç edilen beş vatansever teğmenimizden biri İzzet Talip Akarsu hakkında Millî Savunma Bakanlığı yeni bir suç duyurusunda bulunmuş.

Devamını Oku
02.02.2026
Saçlarla sözde Kürdistan’ın sınırlarını örmek

Şimdilerde ‘heval’ dostu kadınlar saç örme videolarıyla YPG/SDG’ye yapılan operasyonlara dikkat çekmeye çalışıyor.

Devamını Oku
29.01.2026
‘Doktor, şimdi sıra sende’

Her şey duvarlara yazılan bu cümleyle başlamıştı: “Doktor, şimdi sıra sende.”

Devamını Oku
23.01.2026
Pudra şekeri

İslamcı basında CHP döneminde açılmış “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı” kurulmasını eleştiren haberler kaleme alındığında, tarikatlarla örülü muhitlerinin, sözde dindar çocuklarının malum partileri henüz ortaya dökülmemişti.

Devamını Oku
21.01.2026
Varlık içinde yokluk mu? Çok tanıdık!

Petrolü var, kendi petrolüne hakim değil!

Devamını Oku
14.01.2026
İki yaldızlı ‘pek kötü'

Her şeyi tek tek yaşayamayız. Başkalarının deneyimleri de yaşama ilişkin geniş referanslardır.

Devamını Oku
05.01.2026
27 Aralık'ta, Aralık'ta yeniden "Temsil Heyeti"

​Tarihin kırılma anları vardır: Ulusların kendisine biçilen yazgıları, kaftanları, deli gömleklerini, kefenleri yırtıp attığı anlar.

Devamını Oku
30.12.2025
Sarıkamış Felaketinden sözde demokratik açılıma: Dondurulan devlet aklı

Tarihten çıkarılacak dersleri ancak bu derse girenler bilebilir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yeni bir tür: ‘Barrack-us’

“Devletler arasındaki çıkarları uzlaştırma sanatı” olarak tarif edilen diplomasiyle ülkeler arası diyalogun yapılandırılmasında; bir devletin kimi, nereye, ne zaman gönderdiği son derece önemlidir.

Devamını Oku
15.12.2025
“Lübnanlaşma”: Bir Ülke Nasıl Parçalanır?

“Lübnanlaşma”: Bir Ülke Nasıl Parçalanır?

Devamını Oku
03.12.2025