Dar’ül harp - Dar’ül İslam...

23 Ağustos 2021 Pazartesi

Bir fıkıh (İslam hukuku) terimi olarak “Dar’ül harp” nedir,

Dar’ül İslam ne demektir?

Dar’ül Harp, İslam kurallarına göre yönetilmeyen, şeriatı hukuk olarak uygulamayan, yaşam tarzı İslami olmayan ülkeler için kullanılan deyimdir.

Dar’ül İslam; İslam kurallarına göre yönetilen, hukuku şeriat olan, yaşam tarzı islami olan ülkelerdir.

Köktendinci inançlılar için her ülkeyi “Dar’ül İslam” yapmak asıl görevdir. Bu amaca ulaşmak için “cihat” yapmak gerekir.

“Cihat”, malıyla canıyla “cehd ederek” İslam için çalışmaktır. 

İslamı inkâr eden ya da hükümlerine uymayanlara önce tebliğ yapılır, iman etmeye çağrılır, buna uymayanlar da “kâfir” demektir.

Kâfir olanın kanı helal, katli vaciptir; malı mülkü, aile efradı ganimettir. 

El Kaide, IŞİD, El Nusra gibi köktendinci örgütler bu temelden hareketle “kâfirlere verilecek her türlü zararı” dine hizmet kabul etmişlerdir.

Taliban da bu köktendinci örgütlerden birisidir. Şimdi Afganistan’da kurdukları “Afganistan İslam Emirliği” bu ilkeleri hayata geçirmek göreviyle yükümlüdür. 

TÜRKİYE, BU OLGUNUN NERESİNDE?

Atatürk Türkiyesi” kuruluşunda Fransız İhtilali’nin temel aldığı “Rönesans ve Aydınlanma” ilkelerini esas almış, “laik ve bağımsız bir ulus devlet” olarak kurulmuştur.

Laiklik; yönetimde, hukukta, eğitimde, kadınların topluma katılımında, yaşam biçiminde din hükümlerinin değil, insan aklının, insan iradesinin egemen olmasıdır.

Bu anlamıyla;

Yönetim, güçler ayrılığına dayalı (yasama, yürütme, yargı bağımsızlığı) parlamenter sistemle olmaktadır.

Hukuk, toplumların gereksinmelerine göre düzenlenen laik hukuktur.

Eğitim, laik eğitimdir. Din eğitimi ayrıca yapılacaktır.

Kadınların topluma katılımı, özgürlükçü, eşit konumda gerçekleşecektir.

Yaşam biçimi laik yaşama temelinde olacaktır, toplum yaşamı başkalarının haklarını gözeten özgür bir yaşam olarak düzenlenecektir.

İşte bu “laik - bağımsız - ulus devlet” köktendinciler için değiştirilip “İslam devleti” yapılmasının hedefi olmuştur.

İslam devletinde:

Yönetim, “halife” ya da “emir” olarak tek kişinin emrindedir.

Hukuk, şeriatın hükümlerine dayalıdır.

Eğitim, medrese sistemine dayalı din temelli eğitimdir.

Kadınlar, erkeklerine bağlıdır, kapalıdırlar, izin verildiği gibi yaşarlar.

Yaşam biçimi “İslamidir”. İslam hükümlerine göre düzenlenir ve denetlenir.

Türkiye’de Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu “laik bağımsız ulus devlet”, adım adım yıkarak “İslam devleti” yapma amacı tarikatların ve cemaatlerin hedefi olmuştur.

FETÖ cemaati başta olarak bütün tarikatlar ve cemaatler, AKP şemsiyesi altında çalışarak “Atatürkçü ulusal güçleri” devre dışı bırakma çabasına girişmişlerdir.

Ergenekon, Balyoz davaları, 28 Şubat davası hep bu çabanın organize girişimleridir.

Sahte delil üretme, gizli tanıklar, FETÖ tuzakları hep bu amaç için kullanılmış, AKP de bu çabanın ortağı ve yürütücüsü olmuştur.

AKP köktendinci bir örgüt müdür?

Böyle bir savı öne sürmek olanaksızdır, elbette AKP köktendinci bir örgüt değildir. 

Ancak, AKP’nin başkanı ve günümüzün Cumhurbaşkanı, köktendinci örgütleri desteklemekten uzak kalmamıştır. 

R.T. Erdoğan aslında pragmatisttir, olabilirin sınırları içinde hareket etmektedir, ancak söylemleri “siyasal dinci bir iktidar özlemini” dışa vurmaktadır.

Bu uygarlık çatışmasında en önemli ilkenin LAİKLİK olduğunu bilmek gerekiyor.

Din ve mezhep kökenli çatışmaların temelinde “dinler ve mezhepler çatışması” yatmaktadır.

Ortadoğu’da yaşananlar, İsrail - Filistin çatışması, Irak’ta yaşananlar, Suriye’deki Şii - Sünni - Kürt çatışmaları, İran’daki “İran İslam Cumhuriyeti”, şimdi de Afganistan’daki Taliban iktidarı hep inanç çatışmalarının sonuçlarıdır.

Emperyalist güçler için, Amerika başta olmak üzere bu ülkelerin ne durumda olmalarının hiçbir önemi yoktur.

Emperyalistler için, bu ülkelerin “kendi kapitalist eksenlerine” bağlı olmaları ve kendileri için yararlı olmaları asıldır.

Bu durumu engelleyecek güç BAĞIMSIZLIKTIR.

Atatürk karşıtlığı, ulusal güçleri zayıflatmaya çalışmak, laiklik karşıtlığını desteklemek, “siyasal dinci hedefe ulaşmak” yöntemleridir.

UYGARLIK HEP KAZANMIŞTIR

Siyasal dinci iktidarlar, tarih boyunca ortaya çıkmışlardır.

Ortaçağ Katolik kilisesinin engizisyon ve aforoz silahlarıyla güçlendirilmiş egemenliği Rönesans ve Aydınlanma ile yıkılmıştır.

Siyasal dinci Kalvinizm, baskılarıyla, zulmü ile tarihe gömülmüştür.

Özgür insan aklına dayalı bilimsel gerçekler, özgür insan iradesine dayalı “cumhuriyet ve demokrasi” idealleri hep kazanmıştır.

Bugün, bilimin, teknolojinin, sanatın nerelerde geliştiğine baktığımız zaman özgürlüğün, dayanışmanın, aklın üstün olduğu ülkeleri görüyoruz.

Biz de ülkemizde uygarlığın mücadelesini veriyoruz.

Ve hiç unutmayalım ki

Uygarlık hep kazanmıştır...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları