Biri Çin modeli mi dedi?
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Biri Çin modeli mi dedi?

09.12.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yine siyasal İslamın seçkinleri, gerçekliği “by-pass” ederek kendi hayallerinin, sanrılarının dünyasına sığınmaya çalışıyorlar: “Türkiye’nin yeni yol haritası Çin modelini örnek alacak”mış.

UCUZ ÜCRET...

Kimi ekonomistler, bu modelin ucuz işgücüne dayandığını düşünerek Türkiye için olumsuz sonuçlar doğurmasından korkuyorlar: “Ucuz ücret, baskıcı rejim gerektirir.” Baskıcı rejim zaten burada, gerisi de fantezi.

Önce ucuz ücret. Yabancı sermaye yatırımları için ucuz ücret bir etken olsaydı, 1970 ve 1980’lerde, Çin’den önce, örneğin Bangladeş’in hızla kalkınması gerekirdi. Diğer taraftan eski IMF Başekonomisti Prof. Raghuram Rajan’ın bir keresinde gösterdiği gibi, yabancı sermaye girişi ekonomik büyümenin garantisi değil, çoğu zaman ters yönde etkiler de yapıyor.

Çin dışa açılır, kimi bölgeleri hızla dünya ekonomisine entegre olmaya başlarken ücretler merkez ülkelere kıyasla daha ucuzdu ama Çin işçisinin düşük ücretle çalıştığını söylemek kolay değildi. Ücretin düşük olup olmadığını, uluslararası piyasaya değil, işçinin içinde çalıştığı toplumdaki ekonomiye-kültürel değerlere bakarak, işgücünün yeniden üretilmesi için gereken mallar paketinin fiyatına kıyasla, değerlendirmek gerekir. 

Örneğin, Dünya Bankası’nın 1981’de işaret ettiği gibi Çin işçisinin durumu, temel ihtiyaçlarının karşılanması bağlamında diğer azgelişmiş ülkelerdeki işçilerinkinden çok daha iyiydi. Çünkü ücretin bir parasal bir de toplumsal kısmı var. Ücretin bu toplumsal, işgücünün üretkenlik düzeyi açısından büyük öneme sahip kısmı, sağlık, eğitim, konut, hatta gıda fiyatları gibi devlet tarafından doğrudan ya da destekle karşılanan gereksinimlerden oluşuyor. Çin dışa açılırken, işçisinin ücretinin parasal kısmı gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçilerin ücretinin parasal kısmından daha düşük olabilir, ama ücretin tamamını, işçinin tüketim alışkanlıklarını (kültür) düşünmeye başlayınca bu durum değişmeye başlayabiliyor.

Uluslararası sermayeyi Çin piyasasına çeken işte bu durumdu. Çin’e gelen yabancı sermaye, “toplumsal ücret” sayesinde iyi eğitimli, sağlıklı, fabrika içinde emek sürecini yönetme kapasitesi dolayısıyla üretkenliği yüksek bir işçi sınıfına ulaşıyordu.

İkincisi, Arrighi’nin, (Adam Smith Pekin’de - Yordam, 2009) gösterdiği gibi, yabancı sermayenin gelmesinin önemli bir nedeni de Asya Pasifik bölgesindeki Çin diyasporası kapitalist sınıfın Çin’deki açılıma verdiği destekti. Bu kapitalist sınıfın, Çin içindeki ilişkileri sayesinde kolaylıkla getirerek kullanıma soktuğu sermayenin hızla büyütmekte olduğu ekonomi, yabancı yatırımcıya hem güven veriyor hem de cazip yatırım ve ihracat/ithalat olanakları sunuyordu.

Üçüncüsü, Çin’de, Adam Smith’in ulusların kalkınması için olmazsa olmaz koşul olarak önerdiği “güçlü merkezi devlet”in işlevini, yerine getirebilecek bir devlet vardı. Bu devlet iyi eğitimli, dikkatle seçilerek yükselmiş bürokratlar tarafından yönetiliyor, ÇKP gibi dev bir yapıyla destekleniyor, toplumu yakından ve derinlemesine denetleyebiliyordu. Çin devleti, Çin piyasasına erişmek isteyen uluslararası sermaye karşısında pazarlık gücünü koruyor, çalışma ortamını belirliyor, teknoloji transferi zorunluluğu gibi koşullar koyuyor, sermaye hesaplarını ve parasını koruyordu.

Son olarak Çin’de devletin yönetim teknolojisi ve kültürel geleneği, istikrar için halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir ilkesi etrafında şekillenmişti. Örneğin devlet köylüyü korumaya çalışıyor; elinde, kıtlık zamanlarında dağıtmak üzere tahıl stoku tutuyordu.

Siyasal İslamın 20 yıllık yönetiminin yarattığı yıkımla yukarıdaki resmi bağdaştırmak olanaklı değildir. Ancak, bu ülkede, kimi açılardan yukarıdaki resme az da olsa benzer biçimde, eğitime, sağlığa, sanayileşmeye ve köylünün korunmasına, işçinin temel gereksinimlerinin sağlanmasına yönelik bir gelişme modelini, Cumhuriyetin ilk döneminde bulmak olanaklıdır. Hatta bu gözleme, Çin’in içeride barış arzularken dışarıda da savaştan kaçınan dış politika geleneği bağlamında “Yurtta barış dünyada barış” ilkesini de ekleyebiliriz.

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026