Savaş-karbon-sermaye
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Savaş-karbon-sermaye

30.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor. Oysa bu savaş, daha derin, yapısal bir krizin semptomudur: Kapitalist uygarlık, gezegenin ekosistemini -içindeki tüm canlılarla birlikte- giderek hızlanan bir oranda sürdürülemez kılıyor. Önceki yazımda, küresel ısınma hızlanırken taşıt aracı üreticilerinin elektrikli teknolojiden çekilmeye başladığını, devletlerin bu teknolojiye verdiği destekleri kaldırdığını, “sıfır karbon” hedeflerini sulandırdığını aktarmıştım. Savaşı da bu tabloya eklediğimizde krizin görüntüsü daha da netleşiyor.

KARBON AYAK İZİ

Savaşlar, küresel ısınmaya iki kanaldan katkı yapıyor: birincisi silahların ve taşıt araçlarının doğrudan kimyasal emisyonları, ikincisi yıkım, ardından yeniden inşa sürecinin dolaylı emisyonları.

Orduların taşıt araçları, patlayıcılar, füzeler, insansız hava araçları, savaş uçaklarının tümünün hesaplanabilir bir karbon ayak izi var. Bu silahlar “negatif üretim araçları” -artı değer üreten değil, birikmiş olanları yok eden araçlar olarak işlev görürken hem atmosfere CO₂, zehirli gazlar, kimyasal parçacık salarlar hem de yıktıkları binalarda, yollarda inşa sırasında depolanmış karbonu yeniden atmosfere karıştırırlar. Üstüne bir de yıkımın temizlenmesi, yeniden yapım süreçlerinin gelecekteki karbon ayak izi eklenir.

Örneğin, bu bağlamda, karbon ayak izi hesaplamaları yapılmış üç savaşa bakabiliriz.

Ukrayna (ilk iki yıl): Askeri yakıt kullanımı 25-30 milyon ton (Mt), altyapı yıkımı 50-60 Mt, gelecek yeniden inşa (projeksiyon) 60-80 Mt, yangınlar, endüstriyel hasar 10- 20 Mt. Toplam yaklaşık 100-200 Mt CO₂. Bir kıyaslama yapılacak olursa: Hollanda’nın bir yıllık emisyonuna ya da 30 milyon otomobilin bir yıl kesintisiz çalışmasına eşdeğer.

Gazze: Aynı bileşenler üzerinden, yeniden inşa maliyeti dahil edilmeksizin 30-40 Mt CO₂.

İran savaşı (ilk üç hafta, yeniden inşa hariç): 7-10 Mt CO₂ - yalnızca bu süre içinde İzlanda’nın bir yıllık emisyonunu aşıyor.

NEKROPOLİTİK VE GEZEGENİN ÖLÜMÜ

Sermaye birikim sürecinin merceğinden bakıldığında, modern savaşlar yalnızca yıkım aracı değil, aynı zamanda bir yeniden birikim olanakları yaratma aracıdır. Kentler, yollar, fabrikalar -sabit sermaye yıkıldığında, on yıllar içinde depolanmış karbon bir anda atmosfere salınmakla kalmaz; yıkımın açtığı alanda yeni sermaye birikim olanakları da doğar. Bu olanaklar, inşaat, enerji, belediye hizmetleri altyapısının yeniden kurulmasıyla yeni bir karbon döngüsünü başlatır. Sermaye yalnızca savaşları finanse ederek birikmez; savaşlar da yıkarak, öldürerek yeni birikim zeminleri yaratır.

Achille Mbembe’nin “nekropolitik” kavramı da bu savaşların gözden kaçan bir boyutuna ışık tutuyor. Mbembe, Foucault’nun “biyopolitik” (yaşamın yönetilmesi) kavramının karşısına, kimin ölüme terk edilebileceğine karar verebilen egemen gücün tercihlerini, “nekropolitiği” yerleştiriyor. Bu “nekropolitik”, kapitalizmle eşzamanlı gelişen ırkçı bir iktidar biçimi olarak ortaya çıktı: sömürge nüfusu zaten ölüme terk edilebilecekler sınıfındandı. Faşizm bu uygulamaları etnik, cinsel ve bedensel kimliklere göre yeniden çizerek bu kez sömürgeci ülkenin halklarına taşıdı (Aimé Césaire). Faşizm sömürgeci nekropolitiğin eve dönüşüydü. Neoliberalizm ise sosyal yardımları, altyapı desteklerini keserek kaynakları egemen sermayeye aktarırken emekçi sınıfları, yoksulları, kırılgan kesimleri yavaş bir ölüme bırakıyordu. Emperyalizm açısından bakıldığında, örneğin IMF yapısal uyum programında pazarları açılacak, ekonomileri yeniden yapılandırılacak ülkelerin halkları zaten harcanabilir nüfus sayılıyordu.

21. yüzyılda bu listeye bir halka daha ekleniyor: küresel ısınmanın aşırı iklim olayları karşısında yaşamaya layık görülenler ile görülmeyenler. Atmosferde birikmiş karbonu tarihsel olarak üretmiş, krize uyum sağlama kapasiteleri nispeten yüksek “gelişmiş zengin” ülkeler, karbon birikimine en az katkı yapan ama iklim krizinden en çok etkilenen yoksul ülkelerin halklarını kaderlerine terk ediyor, kaçıp gelenleri de “göçmenler” kriziyle mücadele kapsamında denizlerde ölüme bırakıyorlar.

Savaş ve “nekropolitik”, yalnızca insanların değil, gezegenin de ölüm biçimlerinden biri haline geliyor.

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026