ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında, Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor. Birçok terfi de ırk, din, cinsiyet temelinde dondurulmuş. Bunlar sıradan gelişmeler değil.
SÜREÇ OLARAK FAŞİZM
Modern demokrasilerde sivil otoritenin ordu üzerinde anayasal çerçevede denetim kurması elbette meşrudur. Ancak askeri komuta kademesindeki ani, keyfi tasfiyeler özellikle savaş veya jeopolitik gerilim dönemlerinde farklı bir anlam kazanabilir. Çünkü bu tür hamleler yalnızca komuta zincirini değil, ordunun kurumsal özerkliği ile siyasal iktidar arasındaki dengeyi de etkiler.
“Süreç olarak faşizm” kavramı bu tür gelişmeleri anlamaya yardımcı olabilir: Bu süreçte faşist hareket oluşur, örgütlenir, seçimlerle ya da bir darbeyle devlete erişir, burada edindiği kapasite ile devleti, toplumu hatta egemen duyarlılıkları adım adım değiştirerek ilerler.
Faşist hareket ve kadroları devlete eriştiklerinde, ilk hedeflerinden biri bürokrasiyle güvenlik aygıtıdır. Çünkü devletin şiddet uygulama kapasitesi, siyasal bir projenin, dolayısıyla da faşizmin en kritik dayanaklarından biridir. Bu noktada “gleichschaltung” (kurumların hizaya getirilmesi) kavramını anımsayabiliriz. Adolf Hitler iktidara geldikten sonra 1933-34 yıllarında devleti, toplumu Nazi ideolojisine göre dönüştürmek için “gleichschaltung” politikası uyguladı. Bürokrasi “temizlendi”; üniversiteler, eğitim, kültür kurumları yeniden düzenlendi. Devlet aygıtı anayasal düzenin değil rejimin ideolojik hedeflerinin taşıyıcısı haline geldi.
‘DERİN DEVLET’ FİLAN
Bugünün Amerika’sı elbette 1930’ların Almanya’sı değil. Kurumsal dengeler, federal yapı, faşist hareketin özellikleri, toplumsal güç ilişkileri farklı. Ancak bazı güncel tartışmalar, Trump rejiminin bazı pratik uygulamaları devlet aygıtının siyasi sadakat temelinde yeniden düzenlenmesi bir “gleichschaltung” politikası izlendiğini gösteriyor.
Bu bağlamda sıkça tartışılan konulardan biri de Trump yönetimine en temel kadroları getiren, yasal değişiklik önerilerini (ilk haftada imzaladığı 200’den fazla kararnameyi) hazırlayan “Project 2025”tir. The Heritage Foundation çevresinde hazırlanan bu 900 sayfalık kapsamlı plan, federal bürokrasinin önemli bölümünün görevden alınabilmesini, devlet kurumlarının anayasal bağımsızlığının tasfiye edilerek seçilmiş yürütmenin siyasi programına bağlanmasını öneriyordu.
“Derin devletin temizlenmesi” gerekçesine dayandırılan bu öneriler aslında, anayasada tanımlı görevler, sınırlar içinde hareket eden, hükümetlerden “bağımsız” bürokrasinin profesyonel özerkliğini zayıflatmayı, devlet aygıtını, siyasi sadakat esasına göre yeniden şekillendirmeyi, böylece kapitalist demokrasinin devlet ve hükümet ayrımını ortadan kaldırarak devleti başkanının iradesi altında “1”leştirmeyi hedefliyordu.
ABD’de savaşın çok riskli (ve tartışmalı) bir kara harekâtı aşamasına geçmesi beklenirken Kara Kuvvetleri Komutanı General Randy George’u, yanı sıra Gen David Hodne ve Maj Gen William Green Jr’ın erken emekli olmaya zorlanması özel bir anlam kazanıyor. George Hodne, ordunun dönüşüm ve eğitim komutanlığını yönetirken Green ise ordunun din görevlileri biriminden sorumluydu. Birincisinin Hegseth’in keyfi düzenlemelerine, ikincisinin de evanjelik Hıristiyanlık ideolojisinin ordu saflarında yaygınlaştırılmasına karşı olduğu, en azından uyum sağlayamadığı varsayılabilir.
Kısacası, sorun yalnızca bir ya da birkaç askerin kariyeri değil; devlet kurumlarının hangi ilkeye göre işleyeceğidir. Kurumlar anayasal düzenin tarafsız mekanizmaları olarak mı kalacak, yoksa giderek daha fazla siyasi projelerin araçlarına mı dönüşecek?
Almanya ve İtalyan faşizmlerinin 1930’lardaki deneyleri bize “süreç olarak faşizm” içinde, faşist dönüşümün hızlandırılması bağlamında kriz ve savaş koşullarının bir “fırsat penceresi” olarak kullanıldığını gösteriyor. ABD’de de kara kuvvetleri komutanının İran savaşının tam ortasında kovulması, “Savaş Bakanı” Hegseth’in savaş koşullarını, süreç olarak faşizmi hızlandırmak için araçsallaştırdığını gösteriyor. ABD’de “süreç olarak faşizm”, parlamenter sistem içinde geri çevrilemeyecek bir noktaya hızla yaklaşıyor.