Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.
16 yıl önce bir kapitalist demokrasinin içeriden nasıl yıkılabileceğini bir kez de Orbán gösterdi. Anayasa mahkemesini, yüksek yargı kurulunu kendi adamlarıyla doldurarak yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdı, medyanın yüzde 80’ini partisine bağladı. Demokrasi lafını terk etmek istemediği için “süreç olarak faşizmin” adı da “illiberal demokrasi” oldu. Şimdi, Orbán ilk kez seçimi kaybetme olasılığı ile yüz yüze. Macaristan seçimleri de otoriter bir sistemin çözülme noktasında nasıl tepki verdiğini görmeye yardımcı olacak “bir laboratuvara” dönüşüyor.
Orbán’ın rakibi Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’in içinden çıkmış bir isim; Orbán rejiminin çürümesini sosyal medyada anlatmasını biliyor. Anketler, 30 yaş altı seçmenlerin yüzde 65’inin Orbán’a karşı oy kullanmaya hazırlandığını gösteriyor: Orban rejimi demografik meşruiyetini de yitirmiş!
Diğer taraftan Orbán’ın arkasında yalnızca rejim, kendi parti örgütü yok. Putin ve Trump da var. Washington Post’un haberine göre Rus istihbaratı Orbán’ın popülaritesini artırmak için suikast senaryosu üretmeyi bile tartışmış. Kremlin bağlantılı dezenformasyon ağları Magyar aleyhine içerik üretiyor. Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Budapeşte’ye gitti; Dışişleri Bakanı Rubio da daha önce Orban’a “Sizin başarınız bizim başarımız” demişti, Trump Orban için “harika adam” diyor. Bu Trump-Putin ortaklığı tesadüf değil: Orbán, 10 yıldır, Kremlin’in söylemini MAGA’ya taşıyan bir aracı gibiydi. “Project 2025” ondan esinlendi.
Orbán bu seçimi kaybedebilir mi? Teorik olarak evet. Ama bu çok kritik bir soruyu ortadan kaldırmıyor: Ya Orbán sandıktan çıkacak sonucu tanımazsa? Orbán, son haftalarda Sırbistan sınırında patlayıcı bulunduğunu açıkladı, acil güvenlik toplantısı topladı; muhalefet, bağımsız analistler bunu seçimlerde bir korku atmosferi üretmek için kurgulanmış bir “sahte bayrak operasyonu” olarak nitelendirdi. Rejim köşeye sıkışmış durumda. Köşeye sıkışmış rejimler beklenmedik hamleler yapabilirler.
Muhalefet seçimleri kazansa bile kurulu rejimi değiştirmek kolay olmuyor. Avrupa’nın liberalleri 2023 Polonya’da Tusk seçimleri kazandığında, bunu “popülizme karşı demokrasinin zaferi” olarak nitelemişlerdi. Sekiz yıllık PiS hükümeti gitti ama Tusk hükümeti, her adımda Cumhurbaşkanı Duda’nın atadığı yargıçlara çarptı. Anayasa mahkemesi “reformları” defalarca bloke etti. PiS yandaşı devlet medyası kapatılmak istendiğinde hukuki kriz çıktı. Duda parlamentodan geçen yasaları veto etmeye devam etti. Seçim kazanılmıştı ama anahtarlar hâlâ “eski rejimin” elindeydi.
Macaristan’da da rejimin kökleri çok derin. Orbán yalnızca kurumları yandaşlarla doldurmadı, yeniden inşa etti. Seçim bölgelerinin sınırlarını kendi lehine yeniden çizdi, anayasayı üçte iki çoğunlukla defalarca değiştirdi, yargı bağımsızlığını fiilen tasfiye etti. Kamu ihalelerinin büyük bölümünü 13 kişilik yandaşa (çeteye) akıttı; bu oligarklar medyayı finanse ediyor, medya siyasi iklimi şekillendiriyor, siyasi iklim yargıyı koruyor, yargı rejimi meşrulaştırıyor. Bu yapı, birbiriyle kenetlenmiş bir ekosistem oluşturuyor. AB, 20 milyar Avro fonu dondurunca mali yük bu çevrenin değil esas olarak seçmenin sırtına yıkıldı: Halen Macaristan ekonomisi durgun, kamu hizmetleri çöküyor, enflasyon seçmeni eziyor.
Magyar seçimi kazansa bile karşısında bulacağı manzara şu: Anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk şart, elde etmesi neredeyse imkânsız. Yargıçların görev süreleri güvence altında. Oligarşik medya ağı varlığını sürdürüyor. Bu yüzden genç bir Budapeştelinin sözleri hem gerçekçi hem ağır: “Dört ila sekiz yıl zor ama yine de bugünkünden daha iyi olacak.”
Macaristan seçimleri öteki “güçlü adamlar” açısından bir “madendeki kanarya” gibi: “Genel seçimler” incir yaprağında ısrar ederek iktidarda kalmaya devam edilebilir mi? Güçlü adam köşeye sıkıştığında, bu incir yaprağını da kaldırıp atar mı? Cevap yalnızca Macarları değil, kapitalist demokrasinin bugün ne anlama geldiğini sormaya devam eden herkesi ilgilendiriyor.