Dünyanın V. Köşesi (II)
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Dünyanın V. Köşesi (II)

11.06.2014 02:00
Güncellenme:
Takip Et:

Pazartesi yazımda “Dünyanın V. Köşesi” olarak nitelediğim İslamcı-cihatçı terörist hareket, ABD ve AB dış politikasının önemli konularından birini oluşturuyor.
Geçen günlerde bir intihar saldırısındaki teröristin ABD vatandaşı oluğunun anlaşılmasından, Belçika’da bir sinagoga yönelik, bir Fransız vatandaşı tarafından gerçekleştirildiği anlaşılan silahlı saldırıdan sonra tartışmalar yoğunlaştı. Pazartesi yazımda değindiğim Rand Corporation raporu; Al Monitor’un El Safir gazetesinden aktardığı Gilles de Kerchove söyleşisi, Mustafa Tlili’nin, The New York Times’da yayımlanan denemesi, Batı’nın nihayet durumu kavramaya, siyasal İslamın ılımlı ve radikal kanatları arasında bir ayrım yapmaktan vazgeçmeye başladığını düşündürüyor.

‘Tüm yollar...’
Belçika’da sinagoga saldıran Fransız vatandaşı Suriye’de eğitim görmüş. Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele örgütünün yetkililerinin Türkiye’ye verdikleri 5 bin kişilik liste, AB ülkelerinden yaklaşık 450 potansiyel teröristin yanı sıra, Suriye’ye gitmiş olan 700 Fransız, 300 Alman vatandaşının isimlerini de içeriyormuş (Financial Times 06/06).
Avrupalı uzmanlar bu İslamcı teröristlerin ülkelerine döndüklerinde büyük sorunlar yaratmalarından korkuyorlar. Avrupa Birliği Terörizme Karşı Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, Al Safir gazetesiyle yaptığı söyleşide “Bunlar silah kullanmayı, bomba yapmayı öğreniyorlar... Deneyimli savaşçılar gençlere örnek oluyor, heveslendiriyor”... “Bunlar Avrupa ülkelerine dönünce örgütlenme faaliyetleri, terörist eylemler düzenletebilirler” diyor. Haksız değil, ne de olsa AB “darülharp”...
Suriye’ye gidenlerin arasında, 30 Kanada, 100 ABD vatandaşı olduğu da tahmin ediliyor. Belçika’daki saldırıyı düzenleyen de Suriye’ye İngiltere, Ürdün ve Türkiye üzerinden girmiş. Financial Times’ın aktardığına göre AB Terörizmle Mücadele görevlileri, “bu konunun AB ve Türkiye arasındaki sorunların başında geldiğini”, Tüm yolların Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na çıktığını” söylüyorlarmış.
Gerek Amerikan vatandaşı intihar eylemcisinin, gerekse de sinagoga saldıran Fransız vatandaşının Suriye’de IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) olarak bilinen cihatçı-terörist grubun üyesi olması, dikkatleri El Kaide, El Nusra gibi örgütlerin yanı sıra özellikle IŞİD üzerinde yoğunlaştırmaya başladı.

Biri ‘Ilımlı İslam’ mı dedi?
Batı istihbarat çevrelerindeki genel algı, Suriye ve Irak’ta aynı anda etkinlik gösteren IŞİD’in etkisi ve gücünün, El Kaide’nin etkisini ve gücünü aştığı yönünde. IŞİD’in geçen hafta Irak’ta gerçekleştirdiği Şiilere yönelik saldırılarda yaklaşık 200 kişi öldü. Geçen hafta IŞİD kısa bir süre için Anbar bölgesindeki üniversiteye saldırdı, üç güvenlik görevlisini öldürdü, yüzlerce öğrenciyi tutsak aldı (Middle East online, 07/06). Yine geçen hafta IŞİD tişörtlü birinin, İstanbul’da elinde bıçakla sağa sola saldırmasına polisin adeta seyirci kalmış olması da ilginçti.
Rand Corporation’un raporu, Obama, siyasal İslamın “ılımlı” kanadıyla ilişkiye geçme stratejisini benimsediğinden bu yana cihatçı terörist sayısının ve eylemlerinin katlanarak arttığını ortaya koyuyor. Bu koşullarda, “ılımlı İslam”la işbirliği politikasının sorgulanması da çok doğal. Tlili’nin yazısı, bu sorgulamanın iyi bir örneği.
Tlili, Obama’yı siyasal İslamın ılımı kesimiyle ilişki kurmaya ikna eden raporu hazırlayan ekibin içindeymiş. NYT’deki yazısında Tlili, Obama’nın Kahire konuşmasında ileri sürdüğü, şiddet yerine rıza, uzlaşma ve pazarlıkla yönetmek, azınlık haklarını kabul etmek, halkın çıkarlarını partinin çıkarlarının önüne koymak gibi, demokrasi kriterlerinin, Mısır’da Mursi, Tunus’ta Ennahta tarafından nasıl tamamen ihlal edildiğini anlatıyor (Tlili, AKP deneyimini unutmuşa benziyor). Seçilmiş olmanın demokrasi anlamına gelmediğini vurguluyor. Tlili, “ılımlı İslam” söyleminin aslında radikal projeyi yaşama geçirmek için kullanıldığının anlaşıldığını savunuyor.
Tlili, Obama yönetimi bundan sonra Müslüman dünyadaki seküler demokratik partileri güçlendirmek için çabalamalıdır, “toplumsal adalet için, ‘ılımlı’ ya da cihatçı İslamcılığa kapıları kapatmalıdır” diyor. Ne diyelim? Haydi hayırlısı...  

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026