Her ‘Şey’ Darbe Her ‘Şey’ Paralel
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Her ‘Şey’ Darbe Her ‘Şey’ Paralel

22.01.2014 02:05
Güncellenme:
Takip Et:

Siyasal İslamın yönetemediğini, bunun yapısal bir sorun olduğunu vurgulamıştım. Bu hafta, bu konuya, Türkiye’de siyasal İslamın hegemonyasını inşa sürecinde büyük rol oynayan, vesayet, darbe, paralel devlet kavramlarının yardımıyla devam ediyorum. Bu kavramlar bağlamında, karşımızda bir totaliter devlet, bir organik toplum kurma projesi var diye düşünüyorum.
Bu üç kavramın temelinde, devletle hükümeti, hükümetle de lideri eşitleme eğilimi var. Liderin, Tanrı’nın bir lütfu olduğu inancını da bu eğilime ekleyebiliriz. Bu eğilimin, faşizm gibi biçimler dışında kapitalist devletle uyumlu olmadığını daha önce de vurgulamıştım.

‘Devlet benim’
Bu kavramı Fransa Kralı IV. Louis kendisiyle devlet arasındaki ilişkiyi tanımlamak, varlığının devleti tümüyle kapsadığını vurgulamak için kullanmıştı: Devlet ve IV. Louis tek bir beden, bir organik bütünlük oluşturuyordu. Devlette kralın iradesinin dışında ona paralel yapılar(!) olamazdı.
Kapitalist devletin oluşma sürecinde, ilk aşamayı kralın bedeniyle devletin bedenini birbirinden ayırma mücadeleleri oluşturdu. Bu ayrımı korumak için de devletin içinde, seçme ve seçilme süreçlerinden etkilenmeyecek, birbirine paralel denetleme yapıları amaçlandı.
Birinci ayrım, kapitalizme özgü, ekonomisiyaset ayrımı varsayımına dayanıyor. Bu varsayıma göre devlette görev alanların, bu konumlarından dolayı kişisel, ekonomik ayrıcalık, kazanç elde etmeleri ahlaken yanlış, yasal olarak suçtur. İkincisi, seçim süreçlerinden, hükümetlerin gelip gitmesinden bağımsız olarak yaşayan, kendi içinden kendini üreten, yenileyen, idare ve denetleme yapıları anlamına geliyor. Bu yapıların amacı, siyasilerin kaprislerinden, kişisel ihtiraslarından, seçimlerin konjonktürel etkilerinden, kapitalist devleti ve ekonomiyi korumak, sermaye sınıfının uzun dönemli çıkarlarını güvence altına almak, halka da devletin sınıflardan bağımsız, sınıfların üzerinde, hakem, düzenleyici bir “yüce şey” olduğuna ilişkin bir görüntü sunabilmekti: Kapitalist, devlet (hukuk) karşısında herkes eşitti, en zenginle en yoksul, siyasi olarak en güçlüyle en güçsüz, başbakanla “tinerci çocuk”...
Devletin içindeki bu “paralel” yapılar gerekirse seçilmiş hükümetleri de denetleyecek, onların anayasanın, hatta “kapitalist törelerin” koyduğu sınırların dışına çıkmasını engelleyecek iradeleri de barındırıyordu.
Bu “ideal” resim ister istemez, polis ve ordu gibi şiddet araçlarının da hükümetlere belli yasalarla sınırlanmış biçimde bağımlı olmakla birlikte, bunun ötesinde, özel mülkiyeti, sınıf iktidarını, ekonomik modeli korumakla görevli oldukları anlamına geliyordu.
Bu ideal resim hiçbir zaman ideal biçimiyle var olmadı ama, ideale yakın işlediğine, ideale ulaşmaya çalıştığına ilişkin, inanılır bir görüntüyü korumak her zaman büyük önem taşıdı.
On yıllık AKP hükümeti döneminde, kapitalist devletin bu yapısal özelliklerinin, bu özelliklere ulaşma ülküsünün giderek artan yoğunlukta yok sayıldığına tanık olduk.
Seçilmiş olanı, görevleri gereğince denetlemeye kalkan her devlet kurumu, kendilerini “seçilmişler-atanmışlar” ikilemi içinde değersizleştirilmiş bir konumda buldu, kurumun görevlileri darbecilikle suçlandı, kurumu hükümete bağlayacak yasalar çıkarıldı. Devlet içindeki kurumlar, gruplar arasındaki çekişmeler, olağan ve yönetilmesi gereken çelişkiler olarak algılanmak yerine “paralel” devlet etiketiyle mahkûm edildi. Ama bu arada, siyasal İslamın gizli partisinin devlet kurumlarına “sızmasına” olanak sağlandı.
Atanmış olanın, seçilmiş olana tabi olması, devletin içindeki “paralel” yapıların kalkması sürecinde sanıldığı gibi liberal demokrasinin gelişmeyeceği, aksine ortaya bütünsel, en güçlü bireyin iradesine indirgenmiş organik bir devlet çıkmaya, bunun bir organik (liderinden farklı düşünmesine izin verilmeyen) topluma açılmaya başlayacağını da liberal entelijensiya görmek istemedi. Göstermek isteyenleri, “Niyet okumayın”dan “Sen darbecileri mi savunuyorsun?”a kadar uzanan ifadelerle suçladı.
“Sen kapitalist toplumun ideal devletinden söz ediyorsun, bizimki öyle mi?” diyebilirsiniz. Tamam, gelin o zaman vesayet, darbe, PDY’den önce bu ülkedeki kapitalizmin neden bu biçimleri yarattığını, “vesayet” denen şeyin içini boşaltan sonra yeniden dolduran, ama o “şeyi” hep koruyan gerçek etkenleri konuşalım.  

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026