Yeniden Tahrir Meydanı Ama...
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Yeniden Tahrir Meydanı Ama...

25.06.2012 03:41
Güncellenme:
Takip Et:
\n

\n\n\n

Mısırda Anayasa Mahkemesi önce Mübarek döneminin son başbakanı Şefikin, başkanlık seçimlerinde Müslüman Kardeşlerin (MK) adayı Morsinin karşında aday olmasının önünü açtı. Sonra genel seçimleri iptal ederek meclisin yetkilerini Askeri Konseye devretti. Geçen hafta başkanlık seçimlerinin sonuçları beklenirken Konsey yeni bir kararnameyle başkanlık kurumunun yetkilerini büyük ölçüde sınırladı.

\n

Mısırda Tahrir Meydanı da geçen hafta sonunda yeniden rejim karşıtıkalabalıklarla doldu. Ama bu kez önemli, hatta ibret verici bir fark var. Tahrir Meydanı ilk kez dolduğunda devrimci dalgaya katılmayarak meydandakileri son ana kadar yalnız bırakan, sonra da eski rejimle anlaşarak, onlara ihanet eden siyasal İslam (MK ve Selefi akım), şimdi eski rejime karşı onların desteğini istiyor.

\n

Gerçekçi olmayan bir iyimserlik...

\n

Bu ibret verici gelişme, beni pek gerçekçi olmayan bir iyimserlikle, Mısır Devriminde yeni bir dönem mi başlıyor sorusunu sormaya itti.

\n

Mısır Devrimi ilk başladığında 1848 devrimlerine benzetiyordum: Avrupada 1848 demokratik halk devrimlerinde, mülk sahibi sınıflareski rejimleanlaşarak devrimin halkçı, hatta emekçi ruhuna, bu ruhun destekçilerine ihanet ettiler, devrimi öldürdüler. İki haftadır MKnin başına gelenleri, Tahrir Meydanı ruhunu canlandırma çabalarını izlerken aklıma belki de gerçekçi olmayan bir iyimserlikle, 1789 Fransız Devriminin uzun, dolambaçlı süreçleri geldi.

\n

Fransız Devrimi 1789da başladı. Uzun bir belirsizlik döneminden sonra, Ağustos 1792de Tuileries Sarayı basıldı, XVI. Louis tutuklandı, monarşi yıkılarak, 1. Cumhuriyet ilan edildi. 1793te de Ulusal Halk Meclisi, Kamu Güvenliği Komitesini kurdu, belirsizliklerini ortadan kaldıracak olan Jacobin dönem başladı. Devrimin Robespierrein liderliğindeki, halkçı (hatta proto-komünist) Jacobin fraksiyonu eski rejimi imha etti. Devrimin burjuva kanadı da Jacobinleri imha ederek süreci tamamladı.

\n

Mısırda karşımızdaki, feodal rejime karşı bir burjuva devrimi değil. Baskıcı, kapitalist, Mübarek rejimine karşı başlayan halk hareketinde başı proletaryanın en yeni kesimi (yeni orta-sınıf proletarya, işsiz, eğitimli gençlik) çekiyordu. Yıllardır Mübarek rejimiyle hem mücadele eden hem de onun düzeninden yararlanarak şekillenen bir başka mülk sahibi sınıfı hareketi, MK, dinci taleplerle değil demokratik özgürlükçü, hatta antikapitalist renkleri de barındırarak başlayan bu harekete katılmadı. MK, proletaryanın geleneksel kesimi, sendikalarıyla meydana inerek Mübareki istifaya zorladıktan sonra, devrime katıldı, örgütlü gücüne yaslanarak liderliği ele geçirdi, ama eski rejimle anlaşarak, Mısır kapitalizmini, mülk sahipleri adına denetim altına alarak, devrimi bitirmek için...

\n

Gelinen aşamada MKin tüm toplumsal desteğine, yaygın örgütlenmesine karşın sürece egemen olamadığı, giderek eski rejimle kesin bir hesaplaşmaya doğru sürüklendiği görülüyor. Üstelik, artık MK toplumun, güvenini de kaybetmeye başlamıştır. Dün MKyi demokratik bir güç olarak görenlerin önemli bir kesimi, asıl amacının dinci totaliter bir rejim kurmak olduğunu düşünmeye başlamıştır.

\n

Ne yazık ki gerçeklik, şimdilik bu iki kanadın kavgasını aşarak inisiyatifi alacak bir devrimci iradenin henüz ortada olmadığını gösteriyor. Acaba bu iki kanadın birbirini yeme süreci içinde bu irade oluşabilir, devrimi yeni bir yola sokabilir mi?

\n

Sabotörler ve salaklar

\n

Bugünlerde, Mısırda siyasi dinamiğin denklemi, baskıcı, darbeci orduyla, demokratik Müslüman Kardeşler ikilemine dayanarak kuruluyor. Halbuki ordudenen şey, üç beş zorba generalden oluşmuyor. Başkanlık seçimlerinde Morsi ile Şefikin başa baş gitmesi, ordunun toplumsal desteğinin boyutunu gösteriyor.

\n

Orduaslında, Mısır ekonomisinin, en az yüzde kırkına sahip bir yapılanma, devlet mülkiyeti üzerinde, üstelik uluslararası sermaye ile yakın ilişki içinde şekillenmiş, özellikle kadın hakları konusunda seküler damarı olan, güçlü bir kapitalisti sınıf fraksiyonu. Karşısında devlet dışında şekillenmiş, ama devlet kontratlarından, olanaklarından da yararlanarak büyümüş, daha da büyümek, uluslararası sermaye ile bütünleşmek isteyen bir başka kapitalist sınıf var. Müslüman Kardeşlerin liderliğine egemen olan da işte bu kesim.

\n

Tahrir olayıbu iki kesimin dışında başladı. Bu iki mülk sahibi kesim, bölgede devrimci bir dalganın yayılmasından korkanemperyalizminde teşvikiyle, tehdidi algılayarak düzen ve istikrar zemininde yakınlaşmaya başladı. Ancak devrimci dalga yorularak geri çekilirken bu iki kapitalist kanadın arasındaki kavga yeniden alevlendi.

\n

Şimdi uluslararası sermayenin sesi The Economistten, sol içindeki kimi (evet ama yetmeztipi) grupçuklara kadar uzanan bir yelpaze, Mısır Devrimini Ya darbe ya MK ikilemine hapsetmeye, devrimciolasılığı dışlamaya çalışıyor. Bu bilinçli sabotörlerle, yararlı salaklar MKnin asker olmadığı için demokrasiyi temsil ettiği iddiasında birleşiyorlar.

\n

Böylece Tahrir Meydanıolayında ortaya çıkan, Tunustan Wisconsin işçi eylemlerinden, işgal hareketine, New Yorktan Atinaya yükselmekte olan toplumsal muhalefetle birçok evrensel özelliği paylaşan bir devrimci olasılık arka plana itiliyor, halkın karşısına da bir tür Kırk katır mı, kırk satır mı?” ikilemi konuyor.

\n

MK’nin yalanları

\n

MK, bir taraftanDevrimin yeni aşaması daha az barışçıl, daha çok kanlı olabilir diyerek, halkı Cezayir iç savaşı senaryosuyla korkutmaya çalışıyor. Diğer taraftan, çeşitli vaatlerde, devrimci güçleri hegemonya altına almaya çalışıyor. Devrimci güçlerinse, MKnin bu güne kadar söylediği yalanları unutmaması gerekiyor.

\n

MK, cuntayla uzlaşarak devrimi fiilen sabote etmeye, geçen yıl mart ayında, devrimin enerjisiyle oluşacak bir kurucu meclis yoluyla bir yeni anayasa hazırlamak yerine, rejimin anayasasında yapılacak, kendine uygun birkaç düzenlemeyle yetinmeyi kabul ederek başladı.

\n

MK, cuntayla anlaşarak, genel seçimlerin, yeni devrimci güçlerin örgütlenmesine olanak vermeyecek kadar kısa bir sürede yapılmasını sağladı. MK ve Selefilerin partileri seçimlerden meclise egemen olarak çıktılar. MK meclis komisyonlarında muhalefetle birlikte davranmaya söz vermişti. Meclise girince Selefilerle anlaşarak komisyonlara egemen oldu.

\n

MK, yeni hükümette, ordunun adamı Kemal Ganzurinin, başbakan olmasını destekledi. Ondan sonra meclisi yalnızca siyasal İslamı güçlendirecek yasaları çıkarmakta kullandı, devrimin ekonomik siyasal özgürlüklerin genişletilmesi talebiyle ilgilenmedi. Nihayet, başkanlık seçimlerinde aday çıkarmayacağına söz vermişken, iki aday gösterdi. Kısacası MK Mısır halkına verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı, her aşamada devrimci dalgaya karşı cuntayla uzlaştı.

\n

Devrimci güçlerin, yeni bir adım atmadan, İranda Humeyninin iktidara gelmeden önceki yalanlarını da anımsamaları gerekiyor. Yoksa, onları da İranlı sosyalistlerin, demokratların ve kadınlarınkine benzer bir gelecek bekliyor.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026
Bir semptom olarak skandal

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.

Devamını Oku
05.02.2026
Ayrılmak zor!

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Devamını Oku
02.02.2026
Amerika’da kritik yol ayrımı

Geçtiğimiz haftalarda, faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de “sürecin” kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor.

Devamını Oku
29.01.2026
Bir semptom olarak Grönland

Grönland krizi, ABD’nin liderlik kapasitesini yitirdiğini, telaşla artık salt askeri gücüne dayanmaya çalıştığını gösterdi. İlk kez 9/11 olayı bahane edilerek denenen, henüz Çin’in bir büyük güç olarak yükselmediği koşullarda bile başarı üretemeyen bu imparatorluk refleksinin, bugünün koşullarında, başarılı olmak bir yana son derecede tehlikeli sonuçlar üretmeye aday olduğu bilinçlere çıktı.

Devamını Oku
26.01.2026
Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025