Nasıl da özledik canlı konserleri

02 Haziran 2021 Çarşamba

Bırakın konser salonlarının son zamanda giderek iyileşen akustik koşullarında müzik dinlemenin özlemini, şimdi bilgisayarın küçücük ekranına teslim olduk. Müzik tarihi derslerimi verdiğim programlarda evime gelen tek konuklar Zoom’un içindekiler. Bazen bakıyorum konuşmam bitmiş, ekrandan çıkmak üzereyim; karşımdakilerden birisi, “Dur hemen çıkma, günlerdir kimseyle konuşmadım” diye söyleşiyi uzatıyor. O derslerde örneklediğim müzik sesinin ne denli niteliksiz duyulduğunu da biliyorum. Bir konserdeki canlı seslere nasıl özlem çektiğimizi de biliyorum.

Birçok insan iki yıldır bu kapanma süreci içinde oyalanmak için kendini ekranlara bağladı. Ya TV kanallarındaki diziler ya da bilgisayardaki bilgilerle oyalandı. Bu süreci hep yakınmak yerine pozitife çevirmek isteyenler, “kendime yararlı bilgiler katayım” diyerek yüzünü tarihe döndü: Osmanlı tarihi, dinler tarihi, felsefe, mantık, sanat tarihi en çok aranan kitaplar oldu. Bu konularda yeni çeviriler yapıldı.

Yeni yazılmış kitaplarla, yeni imzalarla tanıştık. 

Güzel sanatların bir koluyla ilgilenmeye başlayanlar, bugüne kadar yüzeysel olarak ilgilendikleri resim, mimari, müzik, edebiyat gibi dalların geçirdiği tarihsel süreci merak etmeye başladılar. Değişik sanat akımlarının topluma yansımasını içeren kitaplar okumaya başladılar. 

Yüzyıllar içinde böylesi bir yolculuğa çıktığımızda, sanat dalları içinde en yakın arkadaşlarımızdan birisi müzik oldu. Kendi dünyamızda mırıldandığımız ezgileri arayıp aslını bulmak istedik. Örneğin müzik tarihini daha yakından öğrenmek kadar yeniçağın seslerini ve bestecilerini de merak ettik. 

(Gerçekten bu süreçte bütün bu yazdıklarım yaşandı mı, yoksa ben negatifi pozitife çevirmek isteyen bir Polyannacılık mı oynuyorum?) 

CANLI KONSER BİR ŞÖLENDİR

Bir geceye iki konser sığdırdığım, bir yazıya birkaç izlenim yerleştirdiğim günleri nasıl da özlüyorum! Canlı konser bir törendir. Dinleyicinin de yorumcunun da bir kez yaşadığı bir şölendir. Her konserden birikmiş nice anımız vardır. Yıllar önce Daniil Trifonov’un İş Sanat’taki ilk Türkiye konserinde ne kadar yoğun bir konsantrasyon içinde çaldığını, yüzündeki ter damlalarının yağmur gibi tuşların üstüne aktığını görmüştük. Yorumcunun besteciye saygısına bir kez daha tanık olmuştuk. Bir sopranonun opera sahnesinde aryasını söylerken gerçek gözyaşına boğulduğunu izlemek, o rol ile nasıl özleştiğinin göstergesiydi. 

Korona karabasanından sonra izleyiciler de uzun zamandır canlı konserleri özlediler. Hele yorumcular! Karşılarında izleyici olmadan sundukları kayıtlarda “mış gibi” yapmanın ayrı zorluğu içindeler. Onlar da izleyiciden alacakları elektrikten yoksunlar.

Dünyamızda bunca dert varken bırak şimdi bunları, demeyin. Canlı dinleti bir lüks değildir, dinleyenle sanatçının bütünleştiği bir ortamdır.

Sanat merkezlerinin yöneticileri şu anda, 2021’in sonbaharında salonlarını canlı yorumlarla açmak için hazırlık yapıyor. 

Opera ve konser salonları perde açmasalar bile sanatçıları sürekli çalışıyor. Müzik öyle bir sanat dalı ki ister besteci olsun, ister yorumcu, sanatçı tıpkı bir sporcu gibi kondisyonu hep sağlam tutmalı. Her gün saatlerce egzersiz yapıp gücünü tazelemeli. 

Biz müzik yazarları şimdilik Zoom aracılığıyla opera ve konser izlemeyi sürdürüyoruz. Her ne kadar bilgisayar ekranındaki yüzümüz çarpık çıksa da, sesimiz yapay olsa da yine konferanslara katılıp derslerimizi veriyoruz. Sonra aydınlık ekranın önünden kalkıp gökyüzündeki yıldızları arıyoruz. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları