Feyzi Açıkalın

Kariye’nin yolu Anadolu’da döşenmiş

28 Ağustos 2020 Cuma

Mübadelede terk edilmiş bir Orta Anadolu Rum köyündeyim. Sarp bir yamaçta inşa edilmiş olan korunaklı kilisesini görmeye gidiyorum.

Köyün kahvesini işleten(!) 13 yaşlarındaki kızıl saçlı delikanlı beni gezdirmeye niyetleniyor. Akrep, yılan, çıyan sokmasın diye bana eşlik edeceğini söylüyor. Terlikli çıplak ayağını hatırlattığımda, onu sokmayacaklarını belirtiyor!

Kiliseye yöneldiğimizde açık olmadığını söylüyor. Delikanlıya göre içerde görülecek pek matah bir şey yoktur. Duvarlardaki süslemelerin üstünü de zaten kendileri çizmişlerdir! Ona teşekkür edip yanımdan uzaklaştırıyorum…

Kiliseye yaklaştıkça evlerin kapıları açılıyor. Üstteki kapıdan çıkan yaşlıca bir adam beni yalnızca süzüyor, konuşmak yok. Hemen yanımdaki kapıdan seğirten mavi gözlü, yıpranmış usta şapkası giyen köylüye niyetimi söylüyorum.

Anahtarın muhtarda olduğunu belirtip, bir yerlere telefon ediyor. Onu beklerken, yapmakta olduğu kaya oteli gezdiriyor. Kaynatasından miras kalmış. 1980 sonrasında, devlet el koymasın diye kapıların üstündeki şahane bezemeleri kazıyan kaynatasından. Evin eski sahibi kilisenin papazı…

Biraz sonra muhtar geliyor. Uzaktan duyuyorum, kim olduğumu soruyor. Hafif arkaya gerilip, yana doğru geniş adımlar atıp, sallanarak yanıma geliyor. Merhabalaşıyoruz. Beni yanlışlıkla “merhaba” diye yanıtladıktan sonra, “selamünaleyküm” demeyi de ihmal etmiyor.

Elinde tuttuğu anahtarı asma kilide sokuyor, açamıyor. Adını hatırlayamadığı bir köylüye anahtarı vermiş, bulamıyor. Derken bizim mavi gözlüye bir çekiç getirmesini söylüyor. Onun getirdiği balyoz kılıklı çekiç ile anahtara vurmaya başlıyorlar. Kilit havalara uçarken muhtar sırıtarak, “Yeni birisini takarsın artık” diyor.

Bölgenin en büyük 19. Yüzyıl kilisesi; harap olmuş. 1980’lere kadar açık kalmış. Herkes içinden bir şey (ç)alıp götürmüş. Cemaatın tahta oturma sıralarını köyün kahvesine taşımışlar. Sonrasında kapısına kilit vurulmuş.

Köyün eski adını bilmediğini söyleyen muhtar, bakımsızlıktan, ilgisizlikten yakınıyor gibi görünüyor. Çok söylemişler ama kendileri bile(!) konunun üstüne gitmemiş. Fener Rum Patriği bile gelip burada ayin yapmış; sonrası fos çıkmış…

Muhtar kilise içinde verdiği kısa söylevde, aslında bütün dinlerin çıkışının aynı olduğundan yola çıkarak kiliselerin camiye çevrilmesini yerinde buluyor. Ona göre, kilise camiye çevrildiğinde hiç olmazsa bakım görmektedir!

Orada düşünüyorsun; yıllar boyunca bir devlet politikası gereğince bu tür yerleşkeler kaderine terk edilmiş. Belki sistemli bir yok ediş değil ama yöre halkının insafına bırakılmış; bir anlamda kontrolü sağlanmayarak beldenin yeni ahalisine tahribat için yol verilmiş.

Anadoluyu inceleyince Bizans döneminin en önemli eserlerinden, mozaik ve freskleri ile ünlü Kariye Müzesi’nin camiye çevrilme çabasının aslında bir sonuç olduğu anlaşılıyor. Ülkeyi yöneten siyasal İslamcı rejimin halkla uzlaşmasından, alışverişinden, karşılıklı rızasından doğan bir sonuç...

Önce yoksunlaştırıp, sonrasında da teşvikler, bağışlar, hibeler ile kendine bağlayıp, olurunu aldığı ve sayesinde iktidarı elde ettiği Anadolu halkından bahsediyoruz. Üstünden güç devşirilen, iktidar onayı alınan ama uygar dünyadan koparılmakta olduğunu anlayamayan güzelim Anadolu halkından…


Yazarın Son Yazıları

Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020
Hilafette turizm 21 Temmuz 2020