İrfan Hüseyin Yıldız

Yeni ekonomik model çalışır mı?

23 Ocak 2022 Pazar

Türkiye ekonomisinde, 2001 krizinden sonra, 2021 yılına gelinceye kadar düzenli olarak reel faiz ödenmiş, bu sayede kurların düşük kalması sağlanmıştır. Bu dönemde, Amerika kaynaklı mali krizin 2008 yılında yarattığı daraltıcı etki bir kenara bırakılırsa, ekonomide sürekli büyüme gözlenmiştir. 

Merkez Bankası, “faiz sebep, enflasyon sonuç” varsayımından hareketle, 23 Eylül tarihinden itibaren politika faizlerini kademeli olarak yüzde 19’dan yüzde 14’e düşürmüş, beraberinde döviz kurlarının hızla yükseldiği bir döneme girilmiş, dolar kuru yaklaşık üç ayda, 8.63 TL’den 18 TL’ye çıkmıştır.

Ekonomi yönetimi, “...kurları kontrol etmekten vazgeçtiğini ve değersiz Türk Lirası’nın yaratacağı rekabet gücünü kullanarak dış ticaret ve dolayısıyla cari dengeyi sağlama...” yoluna gideceğini ve yeni ekonomik modele geçtiğini açıklamıştır. 

İhracata dayalı büyüme modeli olarak da ifade edilen yeni ekonomik modele göre; Türk Lirası’nın zayıflaması ihracatı artıracak, ithal mallar pahalı hale geleceği için ithalatı azaltacak ve cari denge sağlanacaktır. Modelin bir diğer ayağı olan düşük faiz politikasına uygun olarak faizlerin indirilmesi, bu sayede yatırımların artması ve büyüme/istihdam artışına ulaşılması öngörülmüştür. 

Hemen ardından çelişkili bir politikayla, 20 Aralık’ta kur korumalı mevduat düzenlemesi getirilerek döviz kurunun kontrol edilmesi amaçlanmıştır. Ancak enflasyon yükselirken, döviz kurlarını, sadece talep koşullarına müdahale ederek çözmeye çalışmak bazı sorunların sadece ertelenmesine ve sonrasında daha güçlü biçimde ortaya çıkmasına yol açacaktır. Ayrıca politika faizindeki indirime rağmen piyasada mevduat ve kredi faizleri düşmemiş, aksine artmıştır. 

BU MODEL DAHA ÖNCE DENENDİ

Türkiye, 1980 sonrasında da ihracata dayalı büyüme modeli deneyimini yaşamıştır. Bu dönem ithal ikameci sanayileşme stratejisini bırakarak dışa açık politikalar izlemeye başlamış, buna bağlı olarak dış ticaret rakamlarında hızlı artışlar gerçekleşmiştir. Ancak ticarette yaşanan liberalleşme süreci ve uzun süre oluşan düşük kur etkisiyle; ithalata, dış borçlanmaya ve tüketmeye dayanan büyüme döngüsünde yerli üretim ve tarım büyük zarar görmüştür. 

İhracat artışının ithalata olan bağımlılığı artmış, ihracat içindeki yüksek teknolojili ürünlerin oranı sadece yüzde 2.8 civarında kalmıştır. İhracat artışları, yeni yatırımlar oluşturmak yerine hammadde ve ara malı ithalatını ve kapasite kullanımını artırmış ancak, aleyhimize dönen dış ticaret hadleri (artan dış açıklar) nedeniyle ülkeden kaynak transferine sebep olmuş, daha çok ithalat yaptığımız ülkelerin üretimine ve istihdamına katkı vermiştir. 

Model gelişmekte olan ülkelerde sorunlu

Seksen ve doksanlı yıllarda, modelin Güney Amerika uygulamaları da başarılı olmamıştır. Aynı şekilde Türkiye örneğinde cari denge konusunda başarı sağlanamamış, hatta dış tasarruflara bağımlı hale gelen bir büyüme yapısı ortaya çıkmıştır. İhracatın artırıldığı dönemlerde yüksek büyüme hızlarına ulaşılmış ancak, her büyüme dönemi sonrasında bir döviz krizi gözlenmiştir.

Modelde sorunlu olan diğer önemli bir husus ise enflasyon yaratan bir özelliğinin olmasıdır. Enflasyonun ise sadece belirsizliğin sürmesi ve yatırımların gecikmesi şeklinde değil, fakirleşmenin ve gelir dağılımında bozulmanın sürmesi şeklinde sonuçları olmaktadır. 

Öte yandan Türkiye ekonomisi başka önemli sorunlarla sakatlanmış durumdadır. Hukukunu ve kurumsallığını yitirmiş; dolarizasyon, devalüasyon, eriyen döviz rezervi, yüksek dış borç bağımlılığı ve yüksek kredi risk primi (CDS) tehdidi altına gitmiştir. Dolayısıyla bu riskler giderilmeden, rekabet gücünün sadece döviz kuru üzerinden sağlanmaya çalışılması bir başarı getirmeyecektir.

Bu modelde başarı elde edebilmek için en azından, dış ticaret fazlası üzerinden elde edilecek olan bir teknolojik avantajın olması, pozitif ölçek ekonomisinin yaratılması ve bunların ülkede yaratacağı faktör verimliliği üzerinden sağlanacak olan üretim artışının olması gerekir. Katma değeri yüksek mal ve hizmet ihracatı artırılamadıkça, dış ticaretin açık vermesi önlenemeyecektir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları