Mehmet Ali Güller

Karantina-üretim çelişkisi

20 Nisan 2020 Pazartesi

Virüsün ekonomi-politiği” başlıklı makalemizde, her şey gibi virüsün bulaşıcılığının da, tedavisinin de sınıfsal olduğunu anlatmıştık.

Bugün “karantina ile ekonomik faaliyet” arasındaki çelişkiyi inceleyeceğiz. O nedenle bu makaleyi “Virüsün ekonomi-politiği 2” diye de okuyabilirsiniz.

Başlayalım…

Çin modeli mi, ABD modeli mi?

Koronavirüs salgını “küresel” bir krizdir. Ancak salgınla mücadele henüz küresel değildir. Dahası salgınla mücadelede uygulanan tek bir model de yok. İlk andan itibaren ulusların önünde iki model vardı:

Sosyalist/Çin modeli: Virüsün görüldüğü Wuhan’ı tam karantinaya alarak, Çin’in diğer bölgelerine yayılmasını önlemek. Tam karantina, eyaletin izolasyonu, üretimin ve her türlü ekonomik faaliyetin durdurulması, sürekli sokağa çıkma yasağıydı. Çin, bu modelle sorunu 70 günde büyük oranda çözdü.

Kapitalist/İngiliz modeli: Ekonomik faaliyetleri askıya alacak en ufak bir karantina uygulamadan, “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamak. Kapitalizmin efendileri böylece “ölen ölsün ama ekonomi dönsün” diyordu. Ancak kısa bir sürede bunun ekonomiye maliyetinin daha yüksek olacağı görüldü ve Kapitalist/ABD modeline geçildi.

Kapitalist/ABD modeli: Üretimi tam durdurmadan, ekonomi faaliyetlerini tamamen askıya almadan, sadece yoğun vaka görülen yerlerde ama kısmi karantina uygulamak.

Bu model de başarısızdı ve ABD’de vaka sayısında patlama yaşanmasına neden oldu.

Saray: Tam tedbir maliyetli

Ancak kapitalist dünya için karantina ile ekonomik faaliyet arasındaki çelişme derinleştiğinden, bu modeli bile uygulamak istemiyorlar. Hızla önlemleri gevşetmek ve ekonomiyi canlandırmak istiyorlar. Bunun karşılığı daha çok ölüm olsa da…

Bu tablo öncelikle iki gerçeğe işaret ediyor: Birincisi, kapitalizm için para insandan daha değerli; ikincisi, kapitalist devletlerin Çin gibi 70 gün üretimi tam durduracak ekonomi rezervleri yok. Çünkü rezervler ultra-zenginlerin kasalarında…

İşte bu nedenle ABD Başkanı Donald Trump, “Salgının artışının bittiğini düşünüyorum” diyerek ekonomik faaliyetlere tam kapasite başlama sinyali veriyor (18.4.2020).

Ülkelerin yaşadığı karantina ile ekonomi faaliyetleri arasındaki çelişkiyi en iyi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı aslında: “Genel bir yasağın ekonomik maliyeti büyük olur. Virüsün dünyaya maliyeti 3-4 trilyon dolar olacak” (16.4.2020).

Yani Saray, “tam tedbir uygulamak, ekonomik değil, çok maliyetli” diyordu özetle… Oysa yarım tedbir de tedbir değildir!

Kissinger’ın kaygısı

Kapitalist dünyanın, salgın krizinin ekonomiye zararını azaltmak adına salgınla mücadele tedbirlerini gevşetmesi, aslında ekonomiye daha büyük zarar verecek.

Esas kriz, salgın krizi kontrol altına alındıktan sonra başlayacak. O krizin de 1929’daki Büyük Buhran’dan daha sert olabileceğine dair yayımlanmış rapor var…

Zaten sistemin efendilerinin ideoloğu konumundaki Henry Kissinger’ın “Koronavirüs pandemisi dünya düzenini ilelebet değiştirecek” uyarısı yapması bundan (Wall Street Journal, 3.4.2020).

Salgın sürecinde yaşanan karantina-üretim çelişkisi, sonrasında derinleşerek büyüyecek. Şundan: Egemen sınıflar, ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.

Bu ise kaçınılmaz olarak sınıf hareketi doğuracak. İşte Kissinger’ları kaygılandıran da budur, sınıf hareketidir.

Zira bir değişim olacağı kesin, ama bunun nasıl bir değişim olacağı sonuçta sınıf mücadelesinin sonuçlarına bağlıdır: Salgın/güvenlik esaslı sorunlar karşısında egemen sınıfların “otoriter” çözümleri toplumlara kabul ettirebilmesi de olası, orta sınıfların desteğiyle emekçi sınıfların önemli kazanımlar elde ederek devleti “sosyalleştirebilmesi” de…

Fakat devletler düzeyinde şu kaçınılmazdır: ABD hegemonyasına dayalı sistem iflas etmiştir, çok merkezli bir dünya düzeni şekillenmektedir. Bu yeni bir konsensüs doğuracak ve pek çok uluslararası kurumun değişimini, hatta yerini yenisinin alması sonucunu getirecektir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları