Yaşama sevincimize ne oldu?
Ayşegül Yüksel
Son Köşe Yazıları

Yaşama sevincimize ne oldu?

02.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Karamsarlığın olumlu düşünceye geçit vermediği bir toplumsal-tarihsel dönemden geçiyoruz. Savaş yanı başımızda, siyasal ilişkiler çığrından çıkmış, adaleti ara ki bulasın, yarının ne getireceği belli değil, ekonomi sarsıla sarıla göçüyor, kadına şiddet tavan yapmış, yoksul olan açlığını giderme derdinde, gençlerin aklı yurtdışına kapağı atmakta, suç işleme rahatlığı alıp yürümüş, trafik keşmekeşi bunaltıyor, kitap okuyanların oranı azalmış, kabadayılık azmış ve daha neler neler. Emekli oluyorsun sevinemiyorsun (geçim sıkıntısı başlayacak), üniversite bitiriyorsun sevinemiyorsun (iş bulunamıyor), dahası, sevdiğinle evlensen bile sevinemiyorsun (kiralar el yakıyor).

Yaşama sevincini yitirmiş bir toplum olmaya doğru hızla ilerliyoruz. Yazarımız Işıl Özgentürk’ün “Küçük Sevinçler Bulmalıyım” adında bir oyunu vardır. Şeker Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs, Kurban Bayramı derken daha 2026’nın ortasına gelmeden tüketiverdiğimiz bayramların ardından hep bu anlamlı oyun başlığı dans edip duruyor kafamda. Büyük sevinçlere ulaşma yolunda toplumca yoğun savaşımlar vermek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Ne ki savaşım gücünü korumak için küçük sevinçlere gereksinmemiz var. Yaşama sevincini yitirdiğimiz anda, geleceğe yönelik savaşım gücümüz de zayıflayacak. Önlemimizi almalıyız. Yaşamı küçük sevinçlerle zenginleştirmenin önemini anımsatmak için geçmişteki yaşanmışlıkları paylaşmanın yararı var.

Afyonkarahisarlı bir doğramacı ustasının oğlu olan büyükbabamın büyük sevinç kaynağı yeni bir şey öğrenmekti. Kardeşimle ben onun kitaplığındaki Hayat Ansiklopedileri ile büyüdük. Büyükbabam 80 yaşını geçtikten sonra bile, edindiği yeni bilgileri defterine yazar ve gerektiğinde bize de anlatırdı.

Babamın yaşam sevinci “su”ya yönelikti. Bulduğu her yerde suya/denize girerdi. Halamların Edirne’deki evinin süs havuzunda çimerken bile fotoğrafı vardır. Deniz manzarası güzel olan her yere bizi de taşırdı. İçme suyu kaynaklarına gitmeye de bayılırdı. Hünkâr Suyu piknik ve su içme alanıydı. Çocukluğumuzda doğru dürüst yolu olmayan Başıbüyük köyünün kaynak suyuna kağnıyla ulaşmıştık. Tam anlamıyla dağ başı olan Kayış Dağı’nda şifalı sular içmiştik. Babam, yeni boğmaca geçiren kardeşimle beni dağın tepesine dek çıkarmıştı. Ama ille de Taşdelen Suyu… Çemberlitaş tepelerindeki Taşdelen ormanının kıyısındaki kaynak suyuna az gitmedik.

Küçükyalı’da babamla büyükbabamın ortaklaşa aldıkları, bir küçük evimiz vardı. Denizin fırtınalı günlerde pencerelere çarptığı bu ev dört büyük adanın tam karşısındaydı. Mehtaplı gecelerde teyzemler Kadıköy’den, dayımlar Göztepe’den 20.30 trenine binerek bize gelirlerdi. Adaları ve denizi mücevher parıltısına boğan mehtabın büyüsüne iyice kapıldıklarında, “Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” ya da “Ada sahillerinde bekliyorum” gibi şarkıları topluca mırıldanır, 22.45 treniyle evlerine dönerlerdi. Tren dışında ikişer kilometrelik yürüyüş de gerektiren bu yaşama sevincini neşeyle paylaşırlardı.

Annemin yaşama sevinci “gezme” kaynaklıydı. Anadolu’nun Ege ve Akdeniz kıyılarını avucunun içi gibi bilirdi. Şansı yardım etmiş, Batı Avrupa’yı da boydan boya gezmişti. Gezmelerinin bir hedefi de sinema ve yiyecekçilerdi. Süreyya ya da Opera Sineması’ndan çıktıktan sonra bizi götürdüğü Nefis dondurmacısında yediğimiz tavuklu pilavların tadı bugün de damağımdadır. Eşimin iyi araba kullanan annesi, gezmekten çok “gezdirmeyi” severdi. Kızını evlendirdiği gece, düğüne kent dışından gelen görümcelerinden birine, yeni açılan Boğaz Köprüsü’nü görsün diye ışıklı bir gece turu yaptırmıştı.

Yaşama sevinci çok yüksek olan bir arkadaşım kendi doğum gününü kutlamaya büyük özen gösterirdi. Tek başına olduğu doğum günlerinde mutlaka çerkeztavuğu yapardı. 85 yaşından sonra ise çerkeztavuğunun yerini bir kadeh şarap eşliğinde tüketilen karidesli-mayonezli avokado salatası almıştı. Kardeşimin yaşama sevinci klasik müzik kaynaklıydı. 12 yaşından beri biriktirdiği plak, kaset ve disketlerden oluşan dev koleksiyonundan seçtiği yapıtlar, yaşadığı yıpratıcı bir günü güzele boyar ustaların yarattığı müzik, yaşama sevincini doruğa çıkarırdı.

Annemler anlatmıştı. Büyükbabamın arka bahçesi tren yoluna bitişik bahçeli bir evi vardı. Kuzenim Oğuz (sanatçı Çiğdem Tunç’un babası) küçük bir çocuk olduğu bir zamanda ağaçtan topladığı erikleri atıştırırken birden tren geçmeye başlamış. Oğuz sevinçle sıçrayarak bağırmış: “Yaşasın! Elimde de erik!” Oğuz ağabeyimi çok erken yaştayken yitirdik ama onun yaşama sevincinin o masum ve içtenlikli anlatımı aile içinde kuşaktan kuşağa geçerek 90 yıla ulaştı. Ne zaman sevincimiz ikiye katlansa “Yaşasın! Elimde de erik...”.

Yaşama sevincimize sıkı sıkı tutunalım.