‘Provokasyona gelmeyin’ provokasyonu

03 Şubat 2021 Çarşamba

Kâbe-i Muazzama’ya hakaret eden LGBT sapkınlarına müsamaha göstermeli miyiz? Elbette hayır.

Rektörlük binasını işgale kalkan LGBT sapkınlarına müsamaha göstermeli miyiz?

Elbette hayır.

Boğaziçi’nin olan biteni izleyen sakinlerine bir sözüm var:

Hayatta hiçbir başarının altında imzası olmayan, bir ajansın elinde oyuncak olan, solcu bile olamayan kart siyasetçilerin tuzağına düşmeyin.

Sizden beklentimiz, bilimsel başarı.

Sizden beklentimiz, okul başarısı.

Sizden beklentimiz, büyük ve güçlü Türkiye’ye hazırlanmanızdır.

Bunlar bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın halkın bir kısmını galeyana getirmek için yaptığı bir provokasyonun cümleleri.

Şu da benim provokasyonum, niyetim halkın bir kısmını değil, mümkünse büyük bir kısmını galeyana getirmek:

LGBTİ bireylere ve onları destekleyenlere ‘sapkın’ diyen zihniyetlere...

Cinsiyet eşitsizliğini savunanlara ve farklı cinsel yönelimleri hedef gösterenlere...

Kadınlar ve gençler ve çocuklar üzerinden inşa etmeye çalışılan erkek egemen ahlaka...

Sanata saldıranlara...

Müsamaha göstermeli miyiz?

Elbette hayır.

Üniversitelerin yönetimlerini ve idari kadrolarını işgal eden bilim ve sanat düşmanı politikalar karşısında suskun kalmalı mıyız?

Elbette hayır.

Boğaziçi’nin olan biteni izleyen sakinleri, siz de hayatta muhaliflerinin yerine kayyım atamaktan başka hiçbir başarının altında imzası bulunmayan, tarikatların, cemaatlerin elinde oyuncak olmuş kart politikacıların tuzağına düşmeyin.

Sizden beklentimiz...

Hak ve özgürlüklerinize sonuna kadar sahip çıkmanız.

Gözünüzü kötülerin gözünün içine korkmadan dikmeniz.

Bir de yere değil, göğe bakmanız.

Onca şair yanılıyor olamaz.

DİNİ İNANÇ MESELESİNE GELİNCE...

Ağzınız laf yapıyorsa, karşınızdakini her şeye kışkırtabilir;

Argo deyişle gaza getirebilirsiniz.

Cinayetin de eğlencenin de...

Aşkın da nefretin de gazını verebilirsiniz.

Sorun niyette.

Dini inanç hassas bir yara değildir. Tercih edilmiş bir dünya ve öte dünya görüşüdür.

Eğer birileri bir şeylerden öğrencileri yaka paça gözaltına alacak kadar “incinmişler” ise sorun, inancı hassas bir yara gibi pazarlayan ve bu pazar üzerinden tehlikeli değerler yaratmaya çalışan iktidar politikalarındadır.

2013’ten bu yana, provokasyona gelmeme kaygısıyla;

Gazetecileri iktidarın vahşi hukukundan kurtaramadık.

Her şeyden habersiz askeri öğrencileri, o hukukun niyetine terk ettik.

Kürt siyaseti üzerinden oynanan hileli oyunları kabullendik.

Sivil toplum örgütlerinin işlevsizleştirmesini uzaktan seyrettik.

Medyanın satın alınmasını olağan gördük.

Üniversitelerde çevrilen dolapları ve kadrolaşmaları sineye çektik.

Ve bu arada kimin provokasyonuna gelip pasifleştiğimizi hâlâ anlamadık.

‘BAŞINI YERE EĞ!’

Sanmayın ki sadece silahlı terör örgütleri ya da gizli güçler kalabalıkları harekete geçirmek için provokasyon yaparlar.

Siyaset kendi başına zaten sıkı bir provokasyon aracıdır ve kalabalıkları pasifleştirmeyi güzel başarır.

Gücünü bazen inançtan, bazen de ülküden alır.

Bir düşünün...

Çatılarda keskin nişancılar, sessizce protesto eylemi yapan öğrencilere “Başını yere eğ!” diye saldıranlar, kafası gözü yarılanlar, yerlerde sürüklenip gözaltına alınanlar...

Şu anda dedeleriyle ninelerinin kaderini neden tekrarlamakta bu çocuklar?

Biz provokasyonlara uymamaya, gaza gelmemeye ant içtik diye olabilir mi?

Provokasyona gelmeme provokasyonuna gelip, savunduğumuz değerlerin içinin boşaltılmasını sindiğimiz yerde seyrettiğimiz için ya da?

Neticede bu ülke;

Biz donmuş bir şuurla “provokasyona gelmeyin” provokasyonuna itaat ediyoruz diye...

Yetişkinlerinde sağduyu hep eksik diye...

Gençlerinden tutuşuyor yine. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları