Yeni NATO ve Türkiye - Nejat Eslen
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yeni NATO ve Türkiye - Nejat Eslen

07.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD’nin liderliğinde kurulan yeni dünya düzeninin siyasi-askeri unsuru olarak ve öncelikle ABD çıkarlarına hizmet etmek amacı ile kurulmuştur. ABD kuruluşundan bu yana NATO’ya liderlik yapmış, gerektiğinde değişen jeopolitik koşullara ve çıkarlarına göre geliştirdiği stratejik konsept değişikliklerini müttefiklerine kabul ettirmiş ve ittifakı dönüştürerek, yeniden yapılandırarak yönetmiştir. Artık ne NATO’nun kuruluşuna yol açan Soğuk Savaş dönemi koşulları ne de de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile oluşan jeopolitik ortam geçerlidir. Değişim içindeki küresel jeopolitik süreç ve yeni dünya düzeni için süregelen küresel güç mücadelesi içinde ABD’nin jeopolitik gereksinimleri ve istekleri değişmiştir.

ABD’NİN KÜRESEL GEREKSİNİMLERİ VE YENİ NATO

Yeni koşullar, ABD’nin, angaje olduğu Avrupa ve Ortadoğu cephelerindeki sorumluluklarını bölgesel güçlere devretmesini ve gücünü yükselen güç Çin’e karşı Hint-Pasifik cephesinde yoğunlaştırmasını gerektirmektedir. ABD, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezi HintPasifik bölgesine yoğunlaşırken Avrupa’da oluşacak güç boşluğunu Avrupalı müttefikleri ile, kaos içindeki Ortadoğu’da oluşacak güç boşluğunu ise NATO’nun etki alanını güneydoğu kanadında genişleterek ve Türkiye’nin merkez ülke rolünü üstleneceği yeni bir güvenlik yapısı inşa ederek doldurmak istemektedir.

İşte bu nedenlerle de NATO’nun stratejik vizyonunun değişmesi, ittifakın dönüştürülerek yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ankara’da bugün başlayan ve yarın da sürecek olan zirvenin gerekçesi ve önemi de özetle budur. zirvenin gerekçesi ve önemi özetle budur.

Yeni NATO’da ABD müttefiklerinin sorumluluk alması gereken iki cephe söz konusudur. Birincisi, Avrupalıların Rusya’ya karşı konvansiyonel caydırıcı askeri güç geliştirerek güvenliğini sağlamaktan sorumlu olduğu Avrupa cephesi. İkincisi ise Karadeniz’i, Güney Kafkasya’yı, Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu içine alan, Avrupa cephesi ile irtibatlı ve Türkiye’nin merkezi istikrar gücü olarak görev alacağı geniş coğrafya...

ABD, yeni NATO stratejik vizyonu kapsamı içinde, Avrupalıların kıtanın güvenliğinin sağlanmasında daha fazla sorumluluk almasını, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Rusya’ya karşı konvansiyonel güç yeteneği geliştirmesini, bölgeden çekilecek Amerikan askeri birliklerinin ve silah sistemlerinin oluşturacağı boşluğu doldurmasını, savunma harcamalarını artırmasını, savunma teknolojisini ve sanayisini geliştirmesini talep etmektedir. İçinde bulunduğumuz şartlarda, konvansiyonel askeri güç yeteneklerini geliştirse bile Avrupalıların ABD’nin nükleer caydırıcı yeteneği ve istihbarat desteği olmadan Avrupa kıtasında mutlak güvenlik sağlaması mümkün değildir. Bu nedenle de bu şartlarda Avrupa’nın stratejik özerkliği de mümkün değildir.

KAOS BÖLGESİNDE MERKEZ ÜLKE TÜRKİYE 

İkinci cepheye gelince; bu cephe, başta Ortadoğu olarak üzere NATO’nun güneydoğu kanadı olarak da tanımlanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Türkiye’den, giderek önem kazanan coğrafi konumu, Avrupa’nın enerji güvenliğine mevcut ve potansiyel katkısı, askeri gücü ve savunma sanayii kapasitesi ile NATO’nun merkez gücü ve asli aktörü olarak bu coğrafyada istikrar görevi üstlenmesi istenmektedir. Bir başka ifade ile ABD, NATO’nun etki alanını, Ortadoğu’ya genişleterek Türkiye’nin yeteneklerini bu coğrafyada bölgesel çıkarları için kullanmak istemektedir.

Kaos içindeki Ortadoğu’da NATO kapsamında kurulacak yeni güvenlik yapısında merkez cephe ülkesi görevini üstlenmek, ittifak içindeki jeopolitik konumunu ve kimliğini sabitlemek, bölgesel istikrarın sağlanmasında öncü rol oynamak, sınır güvenliği ve terörle mücadele kapasitesini geliştirmek, terörle mücadelede öncü olmak, Karadeniz’de ve Güney Kafkasya’da Rusya’yı, doğuda İran’ı dengelemek, NATO’nun nüfuz alanını Ortadoğu’da yaymak, Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan göç yollarını tıkamak, Avrupa’ya enerji akışında hatların güvenliğini sağlamak, Orta Kuşak üzerinde Avrupa ve ABD’nin çıkarlarını Çin’e karşı dengelemek, savunma sanayisi alanındaki yeteneklerini yeni NATO vizyonuna entegre etmek... NATO’nun Türkiye’den beklentilerini oluşturmaktadır. Adana’da konuşlanacak Çokuluslu NATO kolordusu karargâhında ise Türkiye’nin merkezi güç olarak görev yapacağı bölge ile ilgili askeri planlamalar yapılacaktır.

TEHDİT VE ÇIKAR 

Türkiye, yeni NATO stratejik vizyonu gereği üstleneceği görev ile ittifakın sadık üyesi olarak jeopolitik tercihini ve Atlantikçi kimliğini güçlü bir şekilde yeniden vurgulamaktadır. Belirsizliklerin, dengesizliklerin ve çatışan çıkarların egemen olduğu Doğu Akdeniz-Karadeniz ve Ortadoğu’dan oluşan bu geniş coğrafyada merkez ülke olarak üstlenilecek görevler ciddi risklerin kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Bölgede istikrarın ve stratejik dengelerin oluşturulması ise çoklu yetenekler gerektirmektedir. Türkiye’nin kabul edeceği sorumluluğun oluşturacağı risklerin ve bu risklerin potansiyel bedelinin mutlaka hesaplanmış olması gerekir. Doğal olarak görev alanında Türkiye’nin milli tehdit ve çıkar algılamaları ile ABD ve NATO’nun tehdit ve çıkar algılamalarının örtüşmediği ve hatta çatıştığı durumlar oluşacaktır. Bu geniş coğrafyada mevcut olan çoklu stratejik sorunların, Adana’da çok uluslu bir NATO karargâhı kurarak çözümlenmesini ummak meseleyi basite indirerek anlamsızlaştırmaktır..

NATO algılamasına göre asıl tehdit Rusya olduğuna göre, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini nasıl yöneteceği, NATO ile Rusya arasında denge politikası uygulamaya devam edip etmeyeceği, Karadeniz’de ve Güney Kafkasya’da NATO-Rusya ilişkilerini nasıl dengeleyeceği, Montrö Sözleşmesi’ni nasıl koruyacağı konuları sürecin önemli sorunlarını oluşturacaktır. NATO’nun yeni vizyonunun Ortadoğu’da Türkiye-İsrail, Ege ve Doğu Akdeniz’de ise Türkiye-Yunanistan, GKRY rekabetini nasıl etkileyeceği de hesaplanmalıdır.

ULUSUN YARARI

Türkiye’nin önceliği ABD’nin jeopolitik, Avrupa’nın güvenlik gereksinimleri olmamalıdır. Belirsizliklerin ve dengesizliklerin egemen olduğu bu risklerle dolu süreçte Türkiye, kaynaklarını milli tehdit algılamalarını dikkate alarak öncelikle mili çıkarlarını gerçekleştirmek ve milli güvenliğini pekiştirmek amacı ile kullanmak zorundadır. Yazıyı bitirirken Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü yeniden hatırlamakta, hatırlatmakta yarar vardır: “Kendilerine bir ulusun talihi emanet edilen adamlar, güç ve kudretlerini yalnız ve ancak yine ulusun gerçek ve ulaşılabilir yararları yolunda kullanmaktan sorumlu olduklarını bir an bile hatırlarından çıkarmamalıdırlar...’’

NEJAT ESLEN

EMEKLİ TUĞGENERAL