Ülke ve halk olarak bugünlerde adeta NATO ile yatıp kalkıyoruz! Toplumca neredeyse “NATO’kolik” olduk! NATO zirvesinin yapılacağı Ankara, günlerdir teyakkuz halinde. Zirve için doğrusu hiçbir masraftan kaçınılmıyor. Estetik görsellik için her türlü olumsuz görüntünün üstü örtülüyor. Güvenlik önlemleri ise had safhada! Ankaralı adeta evine hapsedilmiş durumda! Yurttaşımız ise bütün bu olup bitenleri anlamakta ve anlamlandırmakta zorlanıyor.
Başkentte bir yandan bunlar yaşanırken bir yandan da NATO’nun tarihçesini ve kuruluş hikâyesini yeniden öğrenmeye çalışıyoruz. Türkiye-NATO ilişkilerinin geçmişini, bugününü ve geleceğini sorguluyoruz. Oysa o kadar uzun boylu çabaya ve derin araştırmaya bile gerek yok. Tek başına “Kızılçullu örneği”, bütün bunları en özlü ve çarpıcı biçimde bize anlatıyor.
KÖY ENSTİTÜSÜNDEN NATO KARARGÂHINA
İzmir’in Buca Kızılçullu’sunda (bugünkü Şirinyer) 1937’de “Köy Öğretmen Okulu” adıyla kurulan ve 1940’ta Köy Enstitüleri yasasının çıkışıyla birlikte “Kızılçullu Köy Enstitüsü” olan eğitim kurumu; Türkiye’nin Aydınlanma projesinin en başarılı örneklerindendir. Genç Cumhuriyet döneminde yalnızca öğretmen yetiştirmekle kalmamış, aynı zamanda tarım, hayvancılık ve modern tekniklerle çevresini kalkındırmıştır.
Diğer Köy Enstitüleri gibi Kızılçullu Köy Enstitüsü de İsmail Hakkı Tonguç’un ve Hasan Âli Yücel’in öncülüğündeki Aydınlanma seferberliğinin meşalelerindendir. Karma eğitimin uygulandığı kurum, 1952 yılında Demokrat Parti iktidarı döneminde binaların NATO’ya tahsis edilmesiyle birlikte kapatılarak tarihe karışmıştır.
AMERİKANCILIK, NATO’CULUK
Bu çarpıcı olay, geçmişten günümüze uzanan siyasal yönsemenin de bir anlamda işaret fişeğidir. Ülkemizin ve halkımızın bugünlerdeki yazgısı, işte o yıllarda yazılmaya başlamıştır. Yaşananlar, o dönemlerde topluma şırınga edilen “küçük Amerika olma” hayallerinin, Amerikancılığın ve NATO’culuğun bir bakıma günümüze yansıyan aynasıdır.
Aslında İzmir-Kızılçullu örneği, 1950’lerden itibaren ülkemize rota olarak çizilen emperyalist politikaların ve dayatmaların en çarpıcı örneğidir. İşte bunun içindir ki Kızılçullu Köy Enstitüsü’nden NATO karargâhına uzanan hikâyeyi iyi kavramamız; çok yönlü irdelememiz ve hiç unutmamamız gerekiyor.
NATO ZİRVESİ-ABLUKASI
Geçmişte Kore’de, Vietnam’da olduğu gibi, günümüzde de başta Ortadoğu’da olmak üzere dünyanın birçok yerinde, emperyal amaçlı savaşlar çıkarılıyor. Önce bu savaşları çıkaranlar sonra da “güvenlik” politikaları ve önlemleri diyerek kendi hedeflerini ve araçlarını halklara-ülkelere dayatıyorlar. İşte bu amaçla da zirveler topluyorlar, kararlar alıyorlar.
Günlerdir ülkemizin başkentinde adeta bir abluka yaşanıyor. Çok büyük bütçeler harcanarak kent zirveye hazırlanıyor. İnsanlar evlerinden çıkamıyorlar. Birçok yurttaşımıza “potansiyel suçlu” muamelesi yapılıyor. Protesto gösterileri yapabilecekleri gerekçesiyle aydınlar, gazeteciler, akademisyenler, muhalif siyasetçiler göz altına alınıyor. Hele çevreci TEMA gönüllülerinin bu bağlamda tutuklanması, hiçbir biçimde kabul edilemez.
ANTİEMPERYALİST MÜCADELE
Ulusal Kurtuluş Savaşı verilerek kurulmuş ülkemizin çok köklü ve güçlü bir antiemperyalist mücadele geleneği vardır. Ülkemizin ilerici yurtsever güçleri, en zorlu koşullarda bile bu geleneği sürdürmüşlerdir. Emperyalist savaşlara ve politikalara karşı seslerini yükseltmişlerdir. Haksız savaşlara karşı çıkmışlardır. Geçmişte savaşlara karşı barışı savunan, barış kampanyaları düzenleyenler, bu ülkenin en yurtsever insanlarıdır. 6. Filo’ya yönelik eylemler ve yakın geçmişte düzenlenen “NATO’ya hayır” kampanyaları unutulmaz.
İçinde bulunduğumuz dönemde, emperyal hedeflerle otoriter siyaset anlayışları buluşuyor, uzlaşıyor ve bütünleşiyor. Bütün bu olumsuzluklara karşı, ülkemizin-halkımızın antiemperyalist mücadele geleneğine sahip çıkmak; Cumhuriyet değerlerini, bağımsızlığı, barışı ve demokrasiyi savunmak güncel görevdir. Bizim ışıldağımız NATO karargâhları değil, Kızılçullu Köy Enstitüleri’dir! Kızılçullu örneğinin anlattığı gerçekler, hiçbir zaman unutulmamalıdır.