Yapay zekâ çağında ‘entelektüel operatör’ - Serkan Fırtına
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yapay zekâ çağında ‘entelektüel operatör’ - Serkan Fırtına

07.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yakın geçmişin en büyük ezberlerinden biri hızla geçerliliğini yitiriyor: Her eğitim kurumunu bir STEM merkezine dönüştüren o mekanik “kodlama çılgınlığı” ve felsefesiz düz teknik bilgi rüyası bitiyor. Kod yazımı, matematiksel modellemeler veya veri analitiği gibi alanlar dijital sistemler tarafından saniyeler içinde icra edilebilir hale geldikçe yalın mühendislik bilgisi hızla sıradanlaşıyor.

Yeni nesil üretim teknolojileri, doğası gereği geçmiş verilerin istatistiksel yığınları üzerinden öğrenen bir yapıya sahip. Bu yüzden, yönlendirici akıl zayıf kaldığında yalnızca geçmişin klişelerini tekrarlayan bir “algoritmik muhafazakârlık” üretiyor; Byung-Chul Han’ın deyimiyle, olumsuzluktan arındırılmış pürüzsüz ama ruhsuz bir dünya yaratıyor. Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken oyunundaki o varoluşsal sessizlikleri bu sistemlere yeniden yazdırmaya kalktığınızda, ortaya çıkan metin dilbilgisel olarak kusursuz ama sanatsal açıdan ölü bir melodram oluyor. Çünkü makinenin ürettiği kusurluluk, yaşanmışlığın ve tarihsel travmaların değil, matematiğin simüle ettiği plastik bir pürüzdür.

İşte bu teknolojik tek tipleşme çağında niteliksel farkı yaratacak olan güç, mühendislik optimizasyonu değil; felsefenin, sosyolojinin ve sanatın kuramsal belleğidir. Bu belleği dijital imkânlarla evlendirebilen yeni özneye ise “entelektüel operatör” deniyor.

EZBER DEĞİL, DOĞRU SORUYU SORMAK 

Aynı veri seti karşısında iki farklı kullanıcının sisteme verdiği komut tasarımı, geleceğin anlam savaşını özetliyor: Düz araçsal akılla hareket eden biri makineye, “Kentsel göç verilerini analiz et ve bana çubuk grafik göster” dediğinde sistem bu somut talebi saniyeler içinde yerine getirir. Çıktı pratiktir ama derinsizdir. Sosyal bilimler ve sanat eğitimi almış bir entelektüel operatör ise makineye aynı veri için şu yönlendirmeyi yapar: “Aynı verileri, Karl Marx’ın yabancılaşma kuramı ve metropol yaşamının insan zihninde yarattığı kayıtsız tutum üzerinden oku; bana Bertolt Brecht’in epik tiyatrosunu andıran bir sahne tasarımı betimle.”

Bu iki yönlendirme arasındaki fark, makinelerin işlemci gücünde değil, sorunun epistemolojik niteliğindedir. İlk girdi teknolojiyi basit bir hesap makinesi olarak tutarken ikincisi onu insanlık belleğinin katmanlı kavram setlerini işlemeye zorlar. Yeniçağın temel sermayesi de bilgiyi ezbere bilenlerin değil, doğru soruyu üretebilen zihinlerin elinde şekillenecektir.

Adorno ve Horkheimer, kültürün fabrikasyon bir metaya dönüşmesini “kültür endüstrisi” olarak adlandırmıştı. Günümüzün dijital üretim araçları bu endüstrinin zirvesi gibi görünse de ekonomi politiğin kuralıdır: Bir üretim aracı ne kadar ucuzlar ve standartlaşırsa onu yönlendiren gücün entelektüel ağırlığı o kadar belirleyici olur. Geleceğin dünyası, teknolojinin insani derinliği yok ettiği bir distopya olmak zorunda değil. Teknik standartlaştıkça insanı insan kılan o estetik fark, her zamankinden daha yaşamsal bir güç olarak parıldayacaktır. Gelecek, formülleri mekanik biçimde ezbere bilenlerin değil; insani hikâyeleri felsefi bir derinlikle sisteme fısıldayabilen “entelektüel operatörler”in olacaktır.

SERKAN FIRTINA

YAZAR