Tüm ve bütün
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Tüm ve bütün

07.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yılların yazarı Adnan Binyazar bile TÜM ile BÜTÜN sözcüklerinin eşanlamlı olduğunu sanıyor ve 2 Temmuz 2026 günkü Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayımlanan“Sait Faik Abasıyanık” başlıklı yazısında “Sait Faik’in tüm hikâyeleri” diye yazıyor. Komşusu Feridun Andaç ondan geri kalır mı, o da “tüm canlar tamamen yok olana dek” diye yazıyor. Oysa ikisi de “tüm” yerine “bütün” sözcüğünü kullanmak zorundaydı. Zorunda! Şimdi Vikipedi’den aldığım bilgiyi ilginize sunuyorum:

“Tüm; eksiksiz, bütün, hepsi veya tamamı anlamlarına gelen, bir varlığın veya kavramın parçalara bölünmeden önceki durumunu ya da bir bütünün tamamını ifade eden bir kelimedir. Günlük dilde genellikle bütün kelimesiyle eşanlamlı kullanılır” diyor Vikipedi ama bu bizi ilgilendirmez. Halk denilen insan yığışımı dilini pek hor kullanır. Yanlış tekrarlamayı sever. Ama biz sevmeyiz. Amaç kusursuz dil ise “tüm” ve “bütün” günlük yaşamda da olsa eşanlamlı değildir.

Günlük kullanım ve anlam çeşitleri (Vikipedi’den alıntılar):

Sıfat olarak: Bir ismin önüne gelerek o şeyin tamamını belirtir.

Örnek: “Tüm gün seni bekledim.” (Ama “Bütün gün seni bekledim” dil açısından daha doğrudur. Ö. İnce)

Zamir olarak: Cümlede isimlerin yerini tutarak “hepsi” anlamını verir.

Örnek: “Tümünü masaya bırak.” (Ama “hepsi”ni demek daha doğrudur. Buna göre bu iki sözcük her zaman eşanlamlı değil. Ö. İnce)

“Tüm”, “bütün” ve “hepsi” arasındaki farklar (Vikipedi’den alıntılar):

Kullanıcıların Reddit gibi platformlarda tartıştığı dilbilgisi ayrıntılarına göre bu üç sözcüğün farkları şu şekildedir:

Tüm ve bütün: Genellikle birbirinin yerine kullanılabilir. “Tüm insanlar” ile “bütün insanlar” aynı kapıya çıkar. (Ama “bütün insanlar” daha kullanışlıdır. Ö. İ.) Ancak bütün kelimesi, bazen fiziksel olarak bölünmemiş bir nesneyi (“bütün elma” gibi) vurgulamak için daha sık kullanılır.

Hepsi: Genel bir topluluğun içindeki bireylerin ya da parçaların tamamını ifade eder. Örneğin “Kitapların hepsini okudum” demek, teker teker hepsinin (tamamının) okunduğunu belirtir.

Felsefi ve terimsel kullanım (Vikipedi):

Felsefede Tüm (panenteizm/panteizm) kavramı, her şeyi kapsayan mutlak yaratıcı veya evrenin kendisi olarak tanımlanan teolojik bir görüştür. Bunun yanı sıra matematikte “tümleyen” veya mantıkta “tümdengelim” gibi bileşik kelimelerin kökünü oluşturur.

Tüm-Vikipedi: Tüm (ayrıca bilinir; bir, mutlak, yaratıcı), Hermetik panteistik veya panenteistik tanrı görüşüdür. Tüm, cinsiyetsiz olabilir.

Tüm-Ekşi Sözlük: Tüm; bütün, tamamen, hepsi, topyekûn anlamlarına gelen bir sözcük.

***

Adnan Binyazar en azından 60 yıllık arkadaşım. Alanında iyi bir yazar. Feridun Andaç iyi bir yazar ve 1 Eylül 2026 günü Tekin Yayınevi tarafından yayımlanacak benimle yaptığı kapsamlı bir söyleşi kitabının yapımcısı. Ama onlarda gördüğüm, bulduğum küçük kusurları yazmazsam dostluğumuza, arkadaşlığımıza ihanet etmiş olurum.

Birinde, bir şöyleşide benim nasıl bir şair olduğum sorulmuştu. Yanıt olarak “Ben tanımlarım, ben tanımlamanmın şairiyim” demiştim. İlk insan işaretleyerek, işaretleşerek tanımlıyordu; önce sözle, sonra yazıyla, dil aracılığıyla tanımlamayı sürdürdü. Güzel sanat dediğimiz yedi sanat da (Geleneksel sınıflandırmada resim, heykel, mimari, müzik, edebiyat, dans ve tiyatro olarak belirlenmiştir. Günümüzde bu yedi temel dala “8. sanat” olarak sinema da eklenmiştir.) tanımlama gereksinim ve tutkusuyla doğdu.

“Dil” terimi temel olarak iki farklı gerçekliği kapsar: bir iletişim sistemi ve anatomik bir organ.

1. İletişim ve ifade sistemi

Dilbilimde dil; kendine özgü dilbilgisi kurallarına ve sözcük dağarına sahip, belirli bir topluluğa özgü bir işaretler (sözlü, yazılı veya jestlere dayalı) sistemidir. Düşüncelerin, duyguların ve soyut kavramların aktarılmasını sağlar.

2. Anatomik organ

Dil aynı zamanda ağız boşluğunda yer alan etli ve kaslı bir organdır. Hayati işlevler görür: çiğneme ve yutmayı mümkün kılar ve tat alma duyusundan sorumlu tat tomurcuklarını barındırır.

***

Dilsizlerin (işitme ve konuşma engelli bireylerin) dili, sesler yerine el hareketlerini, jestleri, mimikleri ve vücut dilini kullanan işaret dilidir. İşaret dilleri, kendi dilbilgisi yapıları ve sözcük dağarcıkları olan tamamen doğal ve bağımsız dillerdir.

İşaret dili evrensel değildir; her ülkenin kendine özgü bir işaret dili vardır (örneğin Türkiye’de Türk işaret dili -TİD- kullanılır). Konuşma dilindeki her sözcüğün ve harfin el işaretleriyle karşılığı bulunur. Ses telleri kullanılmasa da görsel zenginliği, deyimleri ve kültürel öğeleri ile sözel diller kadar gelişmiştir.

Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Giresun’un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy’de, derin vadiler ve engebeli araziler nedeniyle sözlü iletişimi ıslık sesine dönüştüren “kuş dili” kullanılır. Parmaklar veya dil yardımıyla çıkarılan bu tiz sesler kelimelere dönüştürülerek kilometrelerce uzağa mesaj iletilmesini sağlar.

Düşünce ve duyguların konutu beyindir! Beyin konuş demeseydi ağız konuşmazdı. Ağız evrim sürecinin başlarında beslenmek içindi. Belki de ses telleri dillenmek istedi. İnsan kendi kendini yaratan (yapan) bir aygıttır, yaratıktır. Dinler insanın özünün varlığından önce geldiğini söyler ama gerçek bunun tersidir: İnsan önce cisim olarak var olmuş; sonra sonra kendi özünü yaratmıştır. Varoluşcu felsefe böyle der!

Cumhuriyet’in yazar, muhabir ve düzeltme servisinin dikkatine:

5 Temmuz 2026 günkü gazetemizin 6. sayfasında yer alan “ABD’de 250. yılda göçmen polemiği” başlıklı haberden bir kötü örnek: “Washington DC’de ABD’in TÜM bölgelerini onurlandıran...” Doğrusu: “ABD’nin bütün bölgelerini...”

Ayrıca “POLEMİK” yerine “TARTIŞMA” sözcüğü yazılamaz mıydı?