ABD/İsrail-İran savaşı - Hikmet Sami Türk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

ABD/İsrail-İran savaşı - Hikmet Sami Türk

01.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

28 Şubat 2026 sabahı ABD ve İsrail’in İran genelindeki hedeflere eşgüdümlü hava saldırılarıyla başlayan savaş devam ediyor. Saldırılar, İran ve ABD temsilcileri arasında 6 Şubat 2026’da Umman’ın başkenti Maskat’ta başlayan, 17 ve 26 Şubat’ta Umman aracılığıyla Cenevre’de süren dolaylı görüşmelerin henüz bir sonuca varılamayan üçüncü turundan sonra yapıldı. İran’ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme çalışmalarının sınırlandırılması, İran’ın balistik füze programı ve bölgesel güvenlik, İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması konularında yapılan görüşmelerde bir sonuca varılamamakla birlikte ilerleme kaydedildiği ancak daha görüşülmesi gereken çok sayıda ayrıntı bulunduğu ABD’li bir yetkili tarafından ifade edildi. Ama görüşme yerine saldırıya geçildi.

ABD VE İSRAİL’İN İRAN SALDIRISI

ABD ve İsrail saldırılarının kendilerine saldırmak üzere olan İran’a karşı bir “önleyici saldırı” olarak yapıldığı, İran’ın nükleer silah kapasitesine sahip olduğu, bunun stratejik bir tehdit oluşturduğu iddia edildi. 20 Mart 2003’te ABD ve Birleşik Krallık önderliğindeki koalisyon güçlerinin Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’a saldırısıyla başlayan II. Körfez Savaşı’ndan önce de Irak’ın elinde kitle imha silahları olduğu ve bu silahların koalisyon ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkenin güvenliği için ciddî bir tehdit oluşturduğu öne sürülmüştü.

28 Şubat 2026 saldırısının ABD-İran arasında Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin devam ettiği sırada yapılması, diplomatik görüşmelerin yerine silaha başvurulması, İran’ı ilk anda hazırlıksız yakalamaya yönelik baskın düşüncesiyle açıklanabilir. ABD ve İsrail, görüşmelerle bir uzlaşmaya varmak yerine savaşı tercih etti. Görüşmeler, bir aldatma ve zaman kazanma taktiği olarak yapılmıştır. ABD’nin bölgeye savaş gemileri göndermesi yapılacak saldırının bir işareti idi.

ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN

ABD, İsrail’in kışkırtmasıyla ve onunla birlikte İran’a saldırmıştır. Saldırı kararları, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından verilmiştir. Bu saldırılar, uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar” hükmüne aykırıdır.

İran’ın doğrudan ABD’ye saldırması kıtalar arası uzaklık dolayısıyla söz konusu değil. O nedenle İran, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan ve Basra Körfezi ülkeleri Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan üslerini bombalıyor; başta Tel Aviv olmak üzere İsrail kentlerine balistik füzeler fırlatıyor. Taraflar arasındaki güç dengesi bakımından ABD ve İsrail üstün görünse de yaptıkları saldırılara karşılık vermekte İran gecikmiyor. İran’ın yaptığı, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesine göre meşru savunma niteliğindedir. Ama bunu yaparken bölge ülkelerine zarar vermemesi gerekir.

İRAN’IN KAYIPLARI

ABD ve İsrail saldırılarıyla İran büyük kayıplara uğradı; petrol altyapısı hedef alındı; başta Tahran olmak üzere birçok kent bombalandı. Dini lider Ali Hamaney, 28 Şubat’ta Tahran’da nokta atışına hedef oldu. Bu saldırı yöntemi, üst düzey yöneticilere karşı İsrail tarafından uygulanıyor. İran Silahlı Kuvvetleri’nden 17 Mart 2026 günü yapılan açıklamaya göre, savunma konseyi toplantısı sırasında yapılan saldırıda Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Muhammet Pekpur, Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ve Silahlı Kuvvetler Lojistik Destek Sorumlusu Aziz Nasırzade yaşamını kaybetti. Aynı gün İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani öldürüldü.

İran’ın ABD ve İsrail saldırılarıyla uğradığı sivil insan kaybı çok yüksektir. İran Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre 26 Mart 2026 itibarıyla saldırılarda 1937 insan öldürüldü, 24 bin 800 kişi yaralandı. Hastane ve okullar bile saldırıdan kurtulamadı. Minab kentindeki kız ilkokuluna yapılan saldırıda 175 öğrenci ve öğretmen yaşamını kaybetti.

Buna karşılık 27 Mart 2026 itibarıyla İran’ın misilleme saldırıları nedeniyle ölen İsrailli sayısının 22, yaralanan İsrailli sayısının beş binin üzerinde olduğu İsrail makamlarınca açıklandı.

İRAN’IN SAVUNMASI

Öldürülen dini liderin yerine oğlu Mücteba Hamaney seçildi. Yeni lider, ilk mesajında bölgedeki ABD üslerine saldırıların süreceğini, şehitlerin intikamının alınacağını, ABD ve İsrail’den tazminat isteyeceklerini belirtti.

Beşinci haftasına giren ABD ve İsrail ile İran savaşı kısa zamanda bitmez. ABD Başkanı Trump, savaşın İran’ın kayıtsız şartsız teslim olmasına kadar süreceğini, İran’ın balistik füze fırlatma kapasitesini yok ettiklerini, savaşın kendisi istediği zaman biteceğini söyledi. İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’e teslim olmayacaklarını, savaşın sona ermesi için İran’ın meşru haklarının tanınması, uğradıkları zararın karşılanması ve İran’ın bir daha saldırıya uğramayacağı konusunda güvence verilmesi gerektiğini söyledi.

HÜRMÜZ BOĞAZI VE HARK ADASI

ABD, İran’a hava saldırılarıyla başlayan savaşı karada da devam ettirmek için Ortadoğu’daki askeri varlığını güçlendirmek amacıyla bölgeye beş bin askerden oluşan bir amfibi görev grubu ile Basra Körfezi’ni Umman Körfezi üzerinden açık denizlere bağlayan, günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz sevkıyatı kapasitesi ile dünyanın en kritik enerji nakli geçidi olan, İran’ın düşman gemilerine kapattığı Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına almak için deniz piyadesi keşif birliği ve yeni savaş gemileri gönderiyor. Trump, bu konuda NATO ülkelerinden istediği desteği alamadı.

Basra Körfezi’nde İran anakarasına 25 km mesafede bulunan Hark Adası, İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ını gerçekleştirdiği stratejik ada olarak günlük 7 milyon varil petrol yükleme kapasitesi ile İran ekonomisinin can damarı konumundadır. İran’ı Hürmüz Boğazı’nı açmaya zorlamak için Hark Adası’ndaki askeri hedeflerin 15 Mart’ta bombalanması, ABD Başkanı Trump’ın “Saldırılarımız adanın çoğunu yerle bir etti ama eğlence olsun diye birkaç kez daha vururuz” sözüyle açıklandı. Trump, Sri Lanka açıklarında 134 mürettebatlı bir İran gemisini ele geçirmek yerine “daha eğlenceli” olduğu için batırdıklarını açıklamıştı. Trump’ın garip zevkleri var.

Nobel barış ödülünün kendisine verilmesi gerektiğini söyleyen ama saldırgan bir dış politika izleyen Trump yönetimindeki ABD ile Netanyahu yönetimindeki İsrail’in uluslararası hukuka aykırı olarak İran’a saldırmalarıyla başlayan, dini liderlerine ve üst düzey yöneticilerine suikastları da ihmal etmeden sürdürdükleri savaş, yalnız İran’a değil, kendi ülkelerine de büyük zarar vermektedir.

15 üyeli BM Güvenlik Konseyi’nden ABD’nin veto hakkına sahip beş sürekli üyeden biri olması nedeniyle bir savaşı durdurma çağrısı çıkması beklenemez. Savaşı durduracak olan ABD ve İsrail’in büyük çoğunlukla savaşa karşı olan halklarıdır. Vatan savunmasında olan İran halkı, Ortadoğu’nun en eski devleti olarak ülkelerinin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını ve onurunu korumasını bilecektir.

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI

17 Mayıs 1639’da Osmanlı Devleti ile İran arasında imzalanan Kasrı Şirin Antlaşması ile çizilen Türkiye-İran sınırı, küçük bazı değişikliklerle bugün de geçerliğini korumaktadır. İran’la herhangi bir sorunumuz yoktur. ABD ve İsrail’in İran saldırısı uluslararası hukuka aykırıdır. Bu savaşın en kısa zamanda bitmesi dileğimizdir.

Türkiye Devleti, dış politikasını Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan ve anayasamızın başlangıç bölümünde yer alan “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesi çerçevesinde yürütmektedir. Bununla birlikte kahraman ordumuz, gerektiğinde ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlığını üyesi olduğumuz NATO olanaklarından da yararlanarak en iyi biçimde savunmak için her zaman göreve hazırdır.

PROF. DR. HİKMET SAMİ TÜRK