Adalar, Yunanistan ve askersizleştirme - Tugay ULUÇEVİK
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Adalar, Yunanistan ve askersizleştirme - Tugay ULUÇEVİK

16.06.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye’nin, 1923 Lozan Antlaşması ve Boğazlar Sözleşmesi ile 1947 Paris Antlaşması’na göre “askersizleştirilmiş” (gayrıaskerî) [demilitarized] statüye bağlanan Ege’deki belirli adaların bu statülerine Yunanistan’ın riayet etmesini istemesinin sağlam tarihî, coğrafî, hukukî, siyasî arka zemini ve temeli vardır.

1913 LONDRA ANTLAŞMASI

Balkan Savaşlarında yenilmiş ve ağır kayıplara uğramış olan Osmanlı Devleti’ne hasımlarımız tarafından dayatılan Londra Antlaşması (30 Mayıs 1913) çerçevesinde dahi Yunanistan’a bırakılan adaların “askersizleştirilmiş” olması zorunluluğu düşünülmüş ve hükme bağlanmıştır.

Avrupa’nın o zamanki “Büyük Devletleri” [i] (Almanya, Avusturya, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya)  “…Yunanistan’a bırakılan adalar hakkında adaların tahkim edilmeyeceğine veya herhangi bir deniz veya askeri amaçla kullanılmayacağına… ilişkin Yunan hükümeti tarafından kendilerine ve Türkiye'ye tatmin edici garantilerin verilmesi gerektiğini...” bildirmişlerdir (Şubat 1914).

Yani, “Büyük Devletler” daha 1914 yılında Yunanistan’ın kendisine verilen adalar üzerindeki egemenliğini adaları tahkim etmeme ve askerî maksatlarla kullanmama garantisini verme şartına bağlı kılmışlardır.

Yunanistan kendisine “bırakılan adaları tahkim etmemeyi ve askeri amaçlarla kullanmamayı taahhüt” ettiğini “Büyük Devletlere” nota ile bildirmiştir (21 Şubat 1914). 

LOZAN BARIŞ KONFERANSI 

1923 Lozan Barış Konferans'ının zabıtları, Konferans’ta Türkiye’nin karşısında oturan Devletlerin de Türkiye'nin güvenlik mülahazalarına dayanan meşru endişelerinin Yunanistan’a bırakılması öngörülen adaların askersizleştirilmesi yoluyla giderilmesi hususunda genel olarak anlayışlı davrandıkları, bu yönde beyanda bulundukları yine zabıtlardan anlaşılmaktadır.

1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ

Lozan Barış Konferansı’nın zabıtlarının ve diğer ilgili kaynakların incelenmesi, Lozan barış Konferansı’nda “askersizleştirme” rejimi bakımından şöyle bir yaklaşım benimsendiğini ortaya koymaktadır:

Osmanlı Devleti’nin kaybettiği Balkan Savaşları sonunda esasen fiilen Yunanistan’ın işgali altında bulunan ve Yunanistan’ın egemenliğine bırakılan adaların “Büyük Devletlerin” 13 Şubat 1914 tarihli kararı esas alınarak askersizleştirilmesi öngörülmüştür.

Doğu Ege Adaları iki gruba ayrılarak konumlarına göre farklı derecede spesifik askersizleştirme tedbirlerine tabi tutulmuşlardır.

Anadolu kıyıları bakımından merkezi konumdaki adalar hakkındaki askersizleştirme tedbirlerine Barış Andlaşması’nda yer verilmiştir.

Çanakkale Boğazı civarındaki Doğu Ege Adalarının askersizleştirilmesine ilişkin hükümler Barış Andlaşması ile aynı günde imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nde yer almıştır.

Barış Andlaşması’nın 23’üncü maddesinde “Sözleşme’nin Yüksek Âkit Taraflar bakımından sanki Andlaşma’nın içindeymiş gibi, aynı güç ve değerde olduğu” vurgulanmıştır.

Lozan Barış Andlaşması’nın 12’nci Maddesi:

Lozan Barış Andlaşması’nın 12’nci maddesinde Ege’deki adaların aidiyeti ve aynı zamanda askersizleştirilmiş statüsü hükme bağlanmıştır. Hüküm şöyledir:  

“İmroz ve Bozcaada ile Tavşan adalarının dışında doğu Akdeniz adaları ve özellikle Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adaları üzerinde Yunan egemenliğine dair… Londra Konferansında kabul edilip 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine tebliğ edilen karar… doğrulanmıştır.”

Görüleceği üzere, Yunanistan’dan kendisine verilen “adalarda tahkimat yapmamasını ve bu adaları askerî amaçlarla kullanmamayı taahhüt etmesini” isteyen ve Yunanistan Hükûmeti’nin de 21 Şubat 1914 tarihli Nota ile kabul etmiş olduğu karar doğrulanmıştır. Böylece, Yunanistan’ın anılan Nota ile verdiği “askersizleştirme” taahhüdü, hukukî bakımdan Lozan Barış Andlaşması’nın 12. maddesinde sayılan adalar üzerinde egemenliğinin bir şartı haline gelmiştir.

ÖNEMLİ KARAR

Lozan Barış Andlaşması’nın 13’üncü maddesinde de 12. maddede Yunanistan’ın egemenliği altına konulan bütün adalar için geçerli olan genel “askersizleştirme” tedbirlerine ilâve olarak, Ege’de Anadolu kıyılarına çok yakın olan ve tam merkezinde yer alan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında Yunanistan’ın uygulaması gereken askersizleştirme tedbirler üç kalem halinde sıralanmıştır. Bu tedbirler şunlardır:

Birincisi, anılan dört adada hiçbir deniz üssünün kurulmaması, istihkâm yapılmaması;

İkincisi, Yunan askerî uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üzerinde uçmalarının yasaklanması; buna karşılık olarak, Türk askerî uçaklarının da bu adalar üzerinde uçmamaları;

Üçüncüsü, zikredilen adalarda, Yunan askerî kuvvetlerinin, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısından fazla olmaması; jandarma ve polis kuvvetlerinin de bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalması.

13’üncü maddenin ilk cümlesi “barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükûmeti Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında, aşağıdaki yasaklara uymayı taahhüt eder” şeklindedir. 

Bu hüküm önemlidir.

Bir kere, öngörülen askersizleştirme tedbirlerine uyulmasının “barışın devamlılığı” bakımından öneminin altı çizilmiş olmaktadır.  

İkicisi, Yunan Hükûmeti’ne bir uyarı mahiyetindedir. Yunan hükûmetinin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesinden ve sonucunda barışın bozulmasından sorumlu tutulacağına işaret edilmektedir.

LOZAN BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NDE ASKERSİZLEŞTİRME

Sözleşme’nin 4’üncü maddesinde, diğer hususlar meyanında, Ege Denizi’nde Semadirek, Limni, İmroz/Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları’nın askersizleştirilmesi [demilitarisation] öngörülmüştür.

6’ncı maddede, askersizleştirilmiş mıntıkalarda [zones] ve adalarda başlıca şu kısıtlamalar, yasaklar hükme bağlanmıştır: 

İstihkâm, yerleşik topçu düzenlemeleri, savaş denizaltıları, askeri hava tertipleri ve deniz üsleri bulunmaması;

Askersizleştirilmiş mıntıka ve adalarda asayişle görevli polis ve jandarma kuvvetleri dışında silâhlı kuvvet konuşlandırılmaması; asayiş kuvvetlerine top verilmemesi, sadece tabanca, kılıç, tüfek ve her yüz kişiye 4 Lewis makinalı tüfek tahsis edilmesi.

9’uncu maddede, Türkiye’nin veya Yunanistan’ın bir savaş vukuunda savaşan taraf haklarını kullanarak, Sözleşmenin askersizleştirmeye ilişkin herhangi bir hükmünü tadil edebilecekleri; bununla beraber barışın tesis edilmesiyle birlikte Sözleşmede öngörülen askersizleştirme rejimini yeniden tesis etmekle yükümlü bulundukları hükme bağlanmıştır. 

Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde öngörülen askersizleştirme tedbirlerinde Türkiye’nin askerî güveliğinin de göz önünde tutulduğunu gösteren bir hüküm vardır. 

Şöyle ki: 18’inci Madde’de “Boğazların ve bitişik bölgelerinin askersizleştirilmesi tedbirlerinin Türkiye’nin askerî güvenliğini gereksiz yere tehlikeye düşürmemesinin temin edilmesinin arzu edildiği” vurgulanmıştır.

1936 MONTRÖ [MONTREUX] SÖZLEŞMESİ’NİN ETKİSİ

Montrö Sözleşmesi, doğrudan doğruya, Türkiye’nin Egemenlik haklarında Boğazlar ve Marmara Denizi bakımından mevcut olan bazı kısıtlamaların kaldırılmasını ve bu bölgelerde Türkiye’nin kendi millî savunması alanında ihtiyaç duyduğu güvenlik tedbirlerini, Boğazlardan özellikle ticarî gemilerin serbest geçiş hakkına zarar vermeden, hür biçimde alabilmesini sağlamayı amaçlamıştır. 

Limni ve Semadirek adalarının tabi olduğu askersizleştirme rejiminin hukukî bakımdan zayıflamasına veya ortadan kalkmasına yol açan bir sonuç doğurmamıştır.   

1947 PARİS BARIŞ ANDLAŞMASI’NDA ASKERSİZLEŞTİRME

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda galip devletlerle İtalya arasında 10 Şubat 1947’de Paris’te Barış Andlaşması imzalanma ile Lozan’da İtalya’nın egemenliği altına giren Oniki Ada, Paris Andlaşması ile Yunanistan’a devretmiştir. 

Adaların isimleri:

Astipalya [Astropalia], Rodos [Rhodes], Herke [Kharki] Kerpe [Scarpanto], Çoban [Casso], İlyaki [Tilos], İncirli [Nisyros], Kelemez [Kalymnos[, İleryoz [Leros], Batnoz [Patmos], İlipsi [Lipso], Sömbeki [Symi], İstanköy [Kos] ve Meis  [Castellorizo] ve bunlara bitişik adacıklar.

Maddenin 2’nci fıkrasında “Bu adalar askerden arındırılacak ve askerden arındırılmış olarak kalacaktır” hükmü yer almıştır. 

Andlaşma’nın XIII. Ekinde (D) “Askersizleştirme” [Demilitarisation] şöyle tarif edilmiştir:

“İşbu Antlaşmanın amacı bakımından, ‘askersizleştirme’ ve ‘askersizleştirilmiş’ terimleri ile kastedilen, ilgili topraklarda ve karasularında, tüm deniz, askeri ve askeri hava tesislerinin, tahkimatın ve bunların silâhlarının, yapay askeri, deniz ve hava engellerinin; askeri, deniz ve askeri hava birimlerinin üslenmesinin veya kalıcı veya geçici olarak yerleştirilmesinin; herhangi bir biçimde askeri eğitim ve savaş malzemesi üretiminin yasaklamasıdır.  Bu, dahili karakterdeki görevleri yerine getirmekle sınırlı ve tek kişi tarafından taşınabilen ve kullanılabilen silâhlarla donatılmış iç güvenlik personelini ve bu personelin gerekli askeri eğitimini yasaklamaz.”

1947 Andlaşması’nın 14’üncü maddesi toprak devri ve egemenliğin aidiyetiyle ilgilidir. Bu madde içinde egemenliği devredilen adaların “hukukî statüsünün” (askersizleştirme) de belirlenmiş olması, Yunanistan’ın Oniki Ada üzerindeki egemenliğini, adaların askersizleştirilmiş statüsüne riayet etmesi şartına bağlı hale getirmiştir. 

Andlaşma’da askersizleştirilmiş statünün hakkında emredici bir dil kullanılmıştır. İngilizce “shall be” ve “shall remain” sözcükleri, hükmü emredici kılmaktadır.

SONUÇ

Yunanistan, 1993’te Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisini kabul ederken, “ulusal güvenlik çıkarları” ile ilgili askeri önlemlerden kaynaklı hususlara ilişkin olarak Divanın zorunlu yargı yetkisine çekince koymuştur. Yunanistan bu şekilde adaların askersizleştirilmiş statüsüne ilişkin bir tartışmanın Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini engellemeyi amaçlamıştır. 

Yukarıda da vurguladığımız üzere, Lozan Barış Antlaşması’nın 13’üncü maddesinin ilk cümlesi ile “barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükûmeti Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında, aşağıdaki yasaklara uymayı taahhüt eder” hükmü vazedilmiştir.

1947 Paris Antlaşması’nın 14. maddesinin 2’nci fıkrasında da “bu adalar askerden arındırılacak ve askerden arındırılmış olarak kalacaktır” hükmü yer almıştır. 

Bu hükümler, mezkûr antlaşmaların Yunanistan’ın egemenliği altındaki bahse konu adaların “askersizleştirilmiş” (gayrıaskerî) statülerini Ege’de barışın devamının aslî unsuru olarak tayin etmiş olduğuna delâlet etmektedir. Yunanistan “askersizleştirilmiş” statüyü ihlâl ve bunun kendisi için bir hak olduğunu da iddia etmekle Türkiye’nin millî güvenliğini ve aynı zamanda Ege’de barışı açıkça tehlikeye düşüren bir durum yaratmış olmaktadır. 

Bu da hiç şüphe yoktur ki, uluslararası barış ve güvenliği korumakla ve barışı tehdit eden ve tehlikeye düşüren durumlara müdahale etmekle yükümlü bulunan BM Güvenlik Konseyi’nin harekete geçmesini gerektirecek ağırlıkta bir durumdur.

TUGAY ULUÇEVİK

BÜYÜKELÇİ (E)


[i] “Büyük Devletler” deyimi siyasî tarihte ve diplomasi tarihinde o dönemde kullanılan bir deyimdir.

Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026