Atatürk’ün eğitim devrimi ve bugün - Doç. Dr. Hüner TUNCER
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk’ün eğitim devrimi ve bugün - Doç. Dr. Hüner TUNCER

24.11.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

AKP iktidarının eğitim programı, giderek laik çizgiden uzaklaşmakta ve dini değerleri içermektedir. Bu, Cumhuriyetimizin bugünü ve geleceği açısından son derece tehlikeli bir gelişmedir. Çocuklarımız ve gençlerimiz, günümüzde uygulanmaya çalışılan eğitim programı çerçevesinde, uygarlıktan ve çağdaşlıktan uzak bir yolda yürümeye yönlendirilmektedir. Bu durumda, büyük Atatürk’ün eğitim devrimi konusundaki düşüncelerini bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum.

Atatürk’ün başlıca amacı, cehaletin ortadan kaldırılmasıydı ve şöyle diyordu Atatürk: “Bu memlekette eskiden beri cehalet devam ediyor. Eski idareler, bu cehaleti sürdürmeyi kendi devamları için bir gereklilik gibi görüyordu. Bu memlekette cehaleti süratle ortadan kaldırmak lazımdır. Başka kurtuluş yolu yoktur.” 

Atatürk, yine bir başka söylevinde de şöyle demekteydi: “Hepimizin şahsi saadeti, çoğunluğun hayat ve saadetiyle mümkündür. Eğer çoğunluk, yani memleket ve millet, mesut ve mamur olmazsa beş-on kişinin saadetinden ne çıkar? Bir memleketteki azınlık, eğer menfaatini çoğunluğun cehaletinde ararsa, umumi felaket muhakkaktır. Şimdiye kadar izlenen yöntem, maalesef azınlığın refahının sağlanmasına yönelikti. Bu millet ve memleket, beş-on kişinin saadet ve selameti için, beş-on kişinin sefahati (zevk ve eğlencesi) yüzünden bu hale gelmiştir.” 

Şimdiye değin ülkemizdeki iktidarların amacı, Atatürk’ün bu veciz sözleriyle belirttiği gibi, cehaletin sürdürülmesi olmamış mıdır?.. 1950 yılından itibaren iktidara gelen hükümetler, daima kendi kişisel çıkarlarını ön plana alarak çoğunluğun büyük ölçüde cahil bırakılmasını yeğlemiştir.

MAARİF KONGRESİ

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sürerken Mustafa Kemal, 15-21 Temmuz 1921 tarihlerinde Ankara’da toplanan Maarif Kongresi’ne katılmaktaydı. Mustafa Kemal, cepheyi bırakarak bu kongreye katılmış ve burada milli eğitim tarihine geçecek olan nutkunu okumuştu. Bu nutukta Mustafa Kemal, şöyle demekteydi: “Silahla olduğu gibi, dimağı ile de mücadele zorunluluğunda olan milletimiz, her ikisinde de başarıya ulaşacaktır.” 

Mustafa Kemal’e göre milli eğitim politikasının temeli, cehlin (cehaletin) ortadan kaldırılmasıydı. Mustafa Kemal, şöyle bir açıklamada bulunmaktaydı: “Halkımıza okumak, yazmak, yurdunu, milletini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi ve ahlaki bilgi vermek ve matematik esaslarını öğretmek ilk hedefimiz olmalıdır.” 

Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal, 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere hitap ederek şunları söylemişti: “Ordularımızın zaferi, öğretmenlerin zaferine zemin hazırlamıştır ve hakiki zafer, eğitim ve öğrenim alanlarında başarıyla elde edilebilinecektir.” 

Atatürk’e göre eğitim, her şeyden önce milli olmalı, Cumhuriyetçi kuşaklar yetiştirmeliydi. Eğitim laik olmalıydı. Ancak dini etkilerden uzak bir eğitim, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşıyabilirdi.

Öğretim ve eğitim karma olmalıydı. Kız-erkek ayırımı olmamalıydı. Öte yandan eğitimin başarılı olması için, öğretmenlik mesleği de çekici olmalıydı. Atatürk, bu mesleğe verdiği değeri şu sözleriyle ifade etmekteydi: “Öğretmenler, dünyanın her tarafında toplumun en saygıdeğer ve fedakâr unsurlarıdır. Öğretmenlerin başarısı, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.” 

Atatürk’ün bütün istediği bir “kültür ordusu” yaratmak ve bununla Türk ulusunu dar kafalı bilgisizlerin elinden kurtarmaktı. Bunun yolu da ulusal eğitimi sağlamak ve herkesi bu eğitimden yararlandırabilmekti. Bütün yurttaşlara eşit eğitim fırsatı verilebilmeliydi. Atatürk’e göre, eğitimde benimsenmesi gereken iki yol vardı: Ulusal eğitim ve eğitim birliği. 

LAİK VE ÇAĞDAŞ

Ulusal eğitimden Atatürk’ün anladığı; Türk halkının hurafelerden kurtarılması, düşünüşün dinsel inançlara değil, bilim ve fenne dayanmasıydı. Bilimsel düşünceye dayanan laik eğitimdi. Eğitim birliğinden Atatürk’ün anladığı ise ulusun bütün bireylerinin bilim ve fenne dayanan aynı öğretimden geçmesi ve eşit eğitim almasıydı. Atatürk; bütün öğretimin bir elden bir anlayışla yürütülmesi görüşündeydi, yani bütün yurt çocukları bilim ve fenne dayanan, çağın gerçeklerine ve isteklerine uygun düşen bir okul düzeninden geçmeliydi. 

Atatürk’ün uyguladığı eğitim politikası sayesinde Türkiye, çok kısa bir sürede her dereceden okullarıyla milli, laik ve çağdaş bir eğitim sistemine geçmeyi başarmıştı.

Cumhuriyetimizin 100. yılında, Atatürk’ün 100 yıl önce hedeflemiş olduğu laik eğitimi gerçekleştirememiş ve kendini uygar dünyadan büyük ölçüde soyutlamış bir ülke durumuna düşürülmüş olmaktan ötürü, biz Atatürkçüler büyük mahcubiyet duymaktayız!

DOÇ. DR. HÜNER TUNCER

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026