Atatürk’ün huzurunda Sadri Maksudi - Gülnur Üçok
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk’ün huzurunda Sadri Maksudi - Gülnur Üçok

23.11.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yıl 1923, Paris’te Sorbonne Üniversitesine bağlı Slav Kavimleri Enstitüsünde Türklerin Tarihi derslerini veren Sadri Maksudi, istiklaline kavuşmuş ve Cumhuriyet ilan etmiş yeni Türkiye’yi yakından görmenin yollarını aramaktadır. Profesör Kazan Türklerindendir ve o güne kadar 1901 yılında ancak üç beş gün İstanbul’da bulunabilmişti ama yıllar boyu İstanbul ve Ankara’daki gelişmeleri çok yakından takip etmişti. Türk Ocaklarına bir mektup yazar; davet edildiği takdirde yaz aylarında konferanslar vermeyi önerir. Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi Bey’den gelen cevapta bir seri konferans vermesi için onu davet etmekle şeref duyacakları ancak bu konferansların gelecek yıl 1 Kasım’dan itibaren düzenlenmesinin uygun olacağı bildirilmişti.1

Sonunda Ankara Türk Ocağında 18 ve 21 Kasım 1924 tarihlerinde iki, daha sonra da İstanbul Ocağında da iki konferans vermesi planlanır. 

Ankara’da çok zarif bir şekilde karşılanır. Yusuf Akçura kendisini Ankara’nın seçkin şahsiyetleri ile tanıştırmak üzere 13 Kasım günü bir çay ziyafeti düzenlemişti. Bu önemli davet ertesi gün Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde haber olacaktır: 

“Dün akşam Milli Bahçe Gazinosu’nda İstanbul mebusu Yusuf Akçura Bey Paris’ten gelen Sadri Maksudi Bey şerefine bir çay ziyafeti vermiştir. Bu ziyafette Mehmed Emin, Hüseyinzade Ali, Ferid, Hamdullah Suphi, Mahmud Esad, İhsan, Nebizâde Hamdi beyler hazırdılar. 

“Ziyafetin sonunda Yusuf Akçura Bey, Sadri Maksudi Bey’in ilmî hayatına dair hürmet ve takdirâtla dolu bir nutuk irat etti. 

“Bir müddet Ankara’nın misafiri olan Sadri Maksudi Bey’in ilim ve mücahede hayatını kârilerimiz nazarında tenvir edecek bu nutku hulâsa olarak neşrediyoruz.”2

“Sadri Maksudi Bey, Kazan köylerinden birinde doğmuştur. İlk tahsil hayatını medresede geçirmiş, fıkıh öğrenmek hususundaki derin aşkı sırf dinî mahiyette olan bu ilk tahsil ile iktifa etmeyecek kadar yüksek olduğu için o, bütün mahrumiyetlerine rağmen maruz kalacağı muhakkak olan müşkilatın hepsini göze alarak Paris’e gitmiştir. İlim arayan bir genç, Paris’e geldiği gün en basit şeyleri söyleyecek kadar Fransızca bilmiyordu. Fakat bu vaziyet onu en çetin bir tahsil hayatına atılmaktan men etmedi. Bir taraftan Fransız lisanını öğrendi, diğer taraftan Paris Darülfünunu Hukuk Şubesini doktor rütbesiyle bitirdi. 

“Sadri Maksudi Bey aynı zamanda Rus Hukuk Medresesinden de doktorluk şehadetnamesiyle mezundur. Misafirimizin takdir ile hayret ile nazar-ı dikkati celp eden en belli başlı seciyeleri arasında çalışmak hususundaki büyük sebatını zikretmek icâb eder. O bütün ömründe bir dakika ilim peşinde koşmaktan hâlî kalmamıştır. Son zamanlarda Sadri Maksudi Bey, Finlandiya’dan İsveç’e, oradan İngiltere’ye ve nihayet Fransa’ya geçerek Paris Darülfünunu’nda kendi gayretiyle bir Türk Tarihi kürsüsü ihdâs ettirmeye muvaffak oldu. Bir seneden beri bu dersleri Türkiyat meraklılarına tedris etmekle meşguldür. Şüphesiz Sadri Maksudi Bey, İstanbul’u ve Ankara’yı ziyaret etmek arzusundan fâriğ olamazdı. Paris Türk Yurdu, bu ziyaretten Türk Ocakları Merkezi heyetini ve İstanbul Ocağı’nı haberdar etti. 

“İstanbul Ocağı, İstanbul ve Ankara ocakları muhterem müderrisin istihkak ettiği alaka-i muhabbeti göstermeyi aziz bir borç bildiler. Ankara Ocağı, ayrıca müderrisin İstanbul’a geldiğinden haberdar olur olmaz hususî bir davetle ondan Türk Tarihi hakkında birkaç konferans recâ etti. Ben de bu fırsattan istifade ederek, Sadri Maksudi Bey’in aranızda en eski aşinası sıfatıyla, sizi kendisiyle tanıştırmak için bu sofra içtimaını tertip ettim. Arkadaşımızın burada geçireceği günlerin kendisi için en mesud hatıralara vesile olacağını tam bir itminân ile düşünüyor ve uzun seneler ayrılıktan sonra onu tekrar bulmaktan mütevellid saadetimi hararetle beyan ediyorum.”

Bu arada Sadri Maksudi, Ankara’ya gelir gelmez Gazi ile tanışmak için randevu talep etmişti. İki konferansını3 verdikten sonra 24 Kasım 1924 günü Gazi’nin huzuruna kabul edilir. Gazi Paşa’ya geçmişi ve kişiliği hakkında bilgi verilmişti. Görüşme Gazi’nin Sadri Maksudi’ye sorduğu sorularla geçer. Görüşmenin sonunda Türkiye’ye gelmesi teklif edilir:

“Görüyorsunuz, devleti yeniden kuruyoruz. Her şeyi yeni baştan yaratmak gerekiyor. Sizin gibi adamlara ihtiyacımız olacak. Gelin, Türkiye’de vazife alın.” (Adile Ayda 134)4

O gün Gazi Paşa’nın huzurundaki Üniversite profesörü 47 yaşında, Osmanlıca, Rusça, Latince, Fransızca, İngilizce, Almanca ve Arapça dillerine vakıf, Çin, Rus, Bizans, İran ve İslamiyet öncesi Türk topluluklarına ait kaynakları kullanan bir bilim adamı idi. 

Ama o sadece bir bilim adamı değildi. Kendisini Türklerin tarihini incelemeye adaması 40 yaşına kadar sürdürdüğü siyasi liderlik döneminden sonra başladı. Sadri Maksudi ömrünün en verimli yıllarını Kazan Türklerinin hakları için mücadele ile geçirdi. Ama her daim meşruiyeti ön planda tutmayı, demokratik kararların desteğinde hareket etmeyi ve milleti ile ilgili stratejileri uzun vadeli hedeflere göre kurmayı önemsedi. Bu yolda Rusya Müslümanları kongrelerinde muhalif gruplarla yüzleşmeyi, zaman zaman yenilgiyi kabullenmeyi, yine de ana hedeften vazgeçmemeyi bilmişti. 

Sovyet yöneticilerinin 2 Kasım 1917 tarihinde, Lenin ve Stalin'in imzasını taşıyan, tarihi bildirilerinde "Rusya halklarına, hiç bir kamu kuruluşundan izin alınmaksızın ayrılarak bağımsız bir devlet kurulmasını da kapsayan serbest öz-yönetim” sözü veriliyordu. Bu duyuru pek çok tabi milliyeti harekete geçirmiş, umut vermişti. Ancak Bolşevikler mutlak üstünlüğe kavuşur kavuşmaz bu sözden vazgeçti. Ama Rusya Müslümanları demokratik yöntemlerle kongrelerini yapmış, bir Temsil Heyetinden oluşan Meclisleri ile Milli İdarelerini kurmuş ve Sadri Maksudi’nin kaleme aldığı anayasalarını onun Meclis Başkanlığı altında yürürlüğe koymuşlardı. 

3 Mart 1918 günü Brest Litovsk Anlaşması imzalanır, Rusya harpten çekilir. Ufa şehri Nisan 1918'de Bolşevik idaresine geçer. Arkasından 25 Nisan 1918 günü Moskova'nın kararı ve mahalli Sovyet teşkilatı tarafından baskın yapılarak Milli Meclis idaresi feshedilir.  

Kırk yaşına kadar sürdürdüğü siyasi liderlik döneminden sonra Paris Konferansı’nda hasretini çektiği bağımsızlığa ve demokratik düzene ulaşmanın bütün yolların kapandığını gören Sadri Maksudi, yönünü değiştirecek, siyasi davasını rafa kaldırıp kadim Türk tarihi üzerine bir kitap yazmaya odaklanacaktı.

Bugünün gözüyle baktığımızda Sadri Maksudi’nin Ankara’ya gelmesi önemli bir beşeri varlık transferi idi. Şahsında maddi ölçülerle ölçülemeyecek çapta bir bilimsel yatırım vardı. Atatürk “investment in human capital” dediğimiz tercihleri çok iyi biliyordu. 

Sadri Maksudi Kasım 1924’te Ankara’ya Türk Ocaklarında konferans vermeye geldiğinde, hilafete son verilmiş, şeriat mahkemeleri kaldırılmış ve 20 Nisan 1924 tarihinde Cumhuriyet’in ilk anayasası kabul edilmişti. Ancak devrimlerin yasal altyapıları henüz tamamlanmamıştı. Bu yönde atılan adımlar Medeni Hukuk alanı ile başlamış, Türk Borçlar Hukuku ve Türk Medeni Kanunu’nun İsviçre’den alınarak tercüme edilmesine karar verilmişti. Ancak bu aşamada, yeni hukuku oluşturacak, uygulayacak ve geliştirecek bir eğitim kurumuna ihtiyaç vardı.

ATATÜRK'E BAĞLILIĞI

Sadri Maksudi'nin Atatürk’e duyduğu hayranlık çok yönlü idi. 1928 yılında Milliyet Gazetesi’nin yaptığı bir ankete verdiği cevapta5 Gazi’nin tarihi rolünü ve büyüklüğünü layıkıyla anlamanın mümkün olmayacağı düşüncesini ifade eder. Ona göre Gazi’nin en büyük eseri, Türk milletinin bağımsız bir millet olarak yaşamasını sağlamanın yollarını bulup gerçekleştirmesidir. Milleti fiilen kurtarmıştır. Bununla kalmamış Türkün yaşamasını temin için gereken fikri, medeni, sosyal ve hukuki bir devrim gerçekleştirmiştir. 

1925 yılında ailesi ile Ankara’ya yerleşen Sadri Maksudi Cumhuriyet döneminde 1957 yılına kadar başta Türk Hukuk Tarihi araştırmalarını başlatmakla pek çok değerli katkıda bulundu. Bugün ne yazık ki Sadri Maksudi hakkında en çok bilinen konu Denizbank olayıdır. Özetle Mecliste Denizbank yasa tasarısı tartışılırken Sadri Maksudi Denizbank kelimesinin Türkçenin kurallarına uygun olmadığını, yerine Deniz Bankası teriminin daha uygun olacağını ifade eder ve teklifini yazıya dökerek Başbakanlığa bir takrir verir. Ona, Denizbank adının Atatürk tarafından verildiği söylenince fikrinden vazgeçmeyip “Hakikat değişmez ki” cevabını verir. O akşam (24 Aralık, 1937) Sadri Maksudi’nin bu ifadesi Atatürk’e yetiştirilir ve talimatı üzere radyoda onu ağır eleştirilen konuşmalar yayınlanır. 

Bu tarihlerde Atatürk’ün hastalığı ilerlemektedir. Tekrar karşılaşma imkânları olmaz. Hikâyenin sonu pek az bilinir. Oysa o olaydan sonra TBMM tutanaklarında görüleceği üzere Sadri Maksudi konuya açıklık getirmiştir:

 “Arkadaşlar; Atatürk hakkındaki kanun Adalet Komisyonunda konuşulurken ben bu kanunun aleyhinde idim. Bunun en esaslı sebebi yazılışındaki kusur ve noksanlardı. Bu noksanları bertaraf etme arzusu idi, Atatürk hakkında kanunun kusursuz bir halde çıkarılması idi, diğer tabirle Atatürk’e karşı beslediğim hürmet ve hayranlıktı.

“Böyle olmasına rağmen komisyondan sonra birçok arkadaşlar yüzüme karşı, siz Atatürk kanunu aleyhindesiniz çünkü siz (Denizbank) meselesinden dolayı Atatürk’e muğbersiniz, dediler. 

“Arkadaşlar sizden üç dakikalık müsamaha istirham ediyorum. Bu müsamahayı Atatürk’e olan sevgimi ifade edebilmek için rica ediyorum.

“Arkadaşlar ben bir Türk münevveri sıfatıyla ve milletlerin inkişafında, tekâmülünde büyük şahısların rolü hakkında bir fikir sahibi arkadaşınız sıfatıyla, hiçbir zaman Atatürk aleyhinde olamam ve buna imkân yoktur. Nasıl olabilir?

“Arkadaşlar, Atatürk’ün rolünden bahsetmeye lüzum yoktur. Atatürk, bizim kurtarıcımız, halaskarımızdır. Atatürk aynı zamanda bu milletin hayatında birbirinden mühim ıslahatı tahakkuk ettiren bir dâhidir. Bir tarihi şahsiyettir. 

“Atatürk yalnız bizim tarihimizde değil, beşeriyet tarihinde dahi nadir zuhur eden şahsiyetlerden biridir.

“Bu şahsiyet hakkında hiçbir Türk münevverimizin ruhunda ona karşı hayranlık ve hürmetten başka bir hissin bulunmasına imkân yoktur.

“Arkadaşlar, Denizbank meselesi hakkında yarım dakika müsaadenizi istiyorum. 

“Bu bir efsanedir. Denizbank meselesinde vaziyet şudur arkadaşlar: Atatürk’ün hastalığı başladığı zaman onun neşesiz bir zamanından istifade eden fesatçıların iftiraları neticesinde husule gelen bir ani feverandan ileri gelmiştir.

“Arkadaşlar, Denizbank hadisesi, ne benim ruhumda ne de Atatürk’ün bana karşı münasebetinde hiçbir değişiklik yapmamıştır. Denizbank hadisesinden bir hata sonra, bugün bütün milletin iradesiyle Devlet başına getirdiğimiz büyük şahsiyet, o zamanın Başvekili beni Başvekil odasında kabul ederek bana: Sadri Maksudi, müteessir olmayınız, üzülmeyiniz, Atatürk’ün size karşı hürmet ve teveccühü bakidir, demişti.”6

Hamit Ziya Koşay’ın bir anısı da bize gösteriyor ki Sadri Maksudi 76 yaşında yürüme zorluğu çektiği bir dönemde dahi Atatürk’ün na’şının Anıt Kabir’e taşınma törenine katılma gayreti içinde olmuştur. 

“Sadri Maksudi Arsal dışarıdan sağlam gözükmesine rağmen, fırtınalı hayatı ve ruhi acıları onu çökertmişti. 1952 yılında Atatürk’ün mübarek na’şı Muvakkat Kabir’den Anıt Kabir’e yerleştirilirken Etnografya Müzesi müdürü idim. On yıldan fazla meslektaşlarımla Muvakkat Kabrin türbedarlığını yapmıştım. Bir aralık yas törenine katılanlar arasında Sadri Maksudi gözüme ilişti. O da beni görmüş olacak ki yanıma geldi. “Ayaklarım rahatsız olduğu için Anıt Kabir’e kadar üç kilometre yolu yürüyemeyeceğim. İstirahat için bir yer gösterir misin?” dedi. Onu kütüphaneye götürdüm”.7

1- Adile Ayda, Sadri Maksudi Arsal, Kültür Bakanlığı 1991

2- “Yusuf Akçura Bey’in Çay Ziyafeti”, Hakimiyet-i Milliye, 1272, 14 Teşrin-i sani 1924, s. 3.

3- Bu konferansları daha sonra Türk Yurdu Dergisinde yayınlanmıştır. https://sadrimaksudi.org/wp-content/uploads/2023/02/turk-birligi-eski-turklerde-dil-ve-hars-birligi-agustos-1925-sayi-11-s.396.pdf  dan temin edilebilir.

4- https://sadrimaksudi.org/wp-content/uploads/2023/02/Sadri-Maksudi-Arsal-Hayat-Hikayesi.pdf

5- Milliyet Gazetesi, “Gazi'nin En Büyük Eseri Nedir?”, 9 Temmuz 1928.

6- 25 Temmuz 1951, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar hakkında kanun tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu. T.B.M.M. Tutanak Dergisi IX. Dönem, 104. Birleşim, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c009/tbmm09009104.pdf

7- Ziya Umur, “Sadri Maksudi Arsal’ı anarken”, Türk Kültürü Dergisi, Mart 1967

Yazarın Son Yazıları

Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026
Halktan daha güçlü ne olabilir? - Halil Sarıgöz

Bazı tarihler yalnızca takvimde kalmaz, bir ülkenin belleğine kazınır.

Devamını Oku
16.09.2026
Siyasi Dava - Hukuki Dava - Ahmet Akgül

Butlan kararı ile CHP Genel Başkanlığı’na atanan Kemal Kılıçdaroğlu, “Ekrem İmamoğlu, siyasi tutuklu değil, siyasi görüşü dolayısıyla içeri alınmış bir kişi değil, önseçimde kendisine oy verdim, YENI Parti’yle İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına adaylığı konusunda işbirliğine açık olduğunu, kişinin her kör kuruşun hesabını vermesi gerektiği” yönünde deyim yerindeyse “hem nalına hem mıhına” nitelikli bir demeç vermiş; bu konu, kamuoyunda tartışmalara neden olmuştur.

Devamını Oku
16.09.2026