Figaro'nun Düğümü
Tolga Aydoğan
Son Köşe Yazıları

Figaro'nun Düğümü

09.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen akşam Büyük Tiyatro Opera Sahnesinde “Figaro’nun Düğünü” operasının prömiyerindeydik. Mozart’ın bestelediği bu meşhur operanın girişindeki uvertür herkesin aklına kazınmıştır. Şehirlerarası benzin istasyonlarında, reklamlarda, en olmadık yerlerde kulağınıza çalınır. “Figaro’nun Düğünü”, Rossini’nin “Sevil Berberi” operasının devamı niteliğindedir ve o operanın da meşhur bir aryası vardır; “Largo al factotum”. Yani akıllara kazınan şekliyle “Figaro! Figaro! Figaro!”... Bazı eserler içindeki nakarat ya da bir söz ile zihinlere yer eder. Figaro da böyledir.

Benim de “Figaro” denince aklıma Melih Cevdet gelir. Aryası değil elbette, bir hatırası… Cevdet’in, Kadıköy Ortaokulu’nda beraber okuduğu sınıf arkadaşı Emin müziğe heveslidir. Liseden sonra İtalya’ya opera eğitimi için gider. Bir gün okula gelen Mussolini’ye ters bir harekette bulununca okulla ilişiği kesilir ve Türkiye’ye gönderilir. Aradan üç beş yıl geçer. Melih Cevdet’in yolu İstanbul’a düşer. Kadıköy’de birkaç arkadaşıyla sohbet ederken aklına birden Emin gelir. Hemen Moda’daki evine giderler. Fakat Emin’in tadı yoktur. O gün eşiyle kavga etmiş, karısı da çocukları alıp baba evine dönmüştür. Emin, Melihleri buyur eder, efkarı dağıtmak için birkaç kadeh içerler. Tabii şişede durduğu gibi durmaz meret. Gece yarısı Bariton Emin “Figaro! Figaro! Figaro!” diye bağırır. Melihler de gecenin bir yarısı avazı çıktığı kadar bağıran arkadaşları Emin’i zor zapt ederler.

Ertesi gün olur. Komşuları, apartmanlarındaki yaşlı adamın öldüğünü fark edince polise gidip “yaşlı amca dün geceki bağrışmaları duyunca korkudan öldü!” deyiverirler.

Polis bağrışmaların nereden geldiğini sorunca komşular “Yanımızdaki evde bir toplantı vardı. ‘Yaşasın General Figaro’ diye bağırıldı” derler. Tam da II. Dünya Savaşı arifesi! Polis olayın izini sürer, gece yarısı toplantı yapılması(!), ‘General Figaro’ diye bağırılması(!) örgütsel, sakıncalı ve “cısss” şeylerdir. İlk olarak polisin aklına Figaro’nun İspanya’daki diktatör Franco ile alakalı olabileceği gelir. Figaro ve Franco arasında bir bağlantı olup olmadığı araştırılır. Ardından polis bağırarak komşunu öldüren(!) Emin’in evini basar. Fakat evde kimse yoktur. Herkes işinde gücünde hatta Melih de Ankara’ya dönmüş bile.

O gece evdeki Bariton Emin dahil herkes karakola çekilir, “General Figaro kim?” diye sorulur. Bariton Emin, Figaro’nun general değil bir opera aryası olduğunu anlatır. Polisin kafası karışır. Toplantıda başka birinin olup olmadığını sorulunca Bariton Emin, Melih’i ele verir verir. Komiser de “Necidir bu Melih Cevdet?” diye sorunca “Şair” der, “Ünlü bir şair mi?” diye sorulunca “ünsüz şair” yanıtı verilir. Komiser daktiloyla ifadeleri alan polise döner “Yaz oğlum” der “meşhur olmayan şair Melih Cevdet Anday’ın da aralarında bulunduğu bu toplantıda her ne kadar Figaro diye bağırıldıysa da bunun General Figaro olmadığı anlaşılmış.”

Melih Cevdet de gülerek “polis tutanaklarında ünsüz şair olarak artık kaydım var” diye anlatır bu hadiseyi. Sonrası bilinmez; yaşlı adam korkudan mı öldü, Bariton Emin’in karısı eve geri döndü mü, olay düğümlenir, Melih Cevdet de “Figaro’nun Düğümü”nü bu şekilde sunar bize.

“FİGARO’NUN DÜĞÜNÜ”

Bu olayın ardından birkaç yıl geçer, “Figaro’nun Düğümü” çözülemese de “Figaro’nun Düğünü” 16 Haziran 1944 akşamı Ankara Halkevi’nde ilk defa sahnelenir. Geceye Cumhurbaşkanı İnönü’nün yanı sıra Renda, Saraçoğlu, Yücel gibi isimler katılır. İnönü, temsil bitiminde genç oyuncularla bir araya gelerek “Bu büyük bir eserdir, muvaffak oldunuz. Zevkle, memnuniyetle seyrettik” diyerek tebrik eder. Bu gençler 1936 senesinde Paul Hindemith öncülüğünde kurulan Devlet Konservatuarının ilk mezunlarıdır. “Tatbikat Sahnesi” adıyla “Bastien Bastienne”, “La Boheme”, “Fidelio”, “Satılık Nişanlı”, “Tosca” “Madam Butterfly”, “Yarasa” gibi opera klasiklerini sahneye koymuştur.

Image

*1944-2026 Figaro’nun Düğünü

Öte yandan “Figaro’nun Düğünü” dört perdelik zor bir operadır. Emeklemekte olan Türk operası için bu temsil genç yeteneklerin imkansızı başarması gibi derin ve özel bir anlam içerir. Dönemin sanat yazarı Lütfi Ay operayla ilgili 26 Haziran 1944 günü Ulus gazetesinde bir değerlendirme kaleme alırken İnönü’nün ve Yücel’in bu operaya çok önem verdiğini, hatta provalara bile gittiğini belirtir. Ayrıca “…Daha düne kadar en iyimserlerimizin bile imkânsız sandıkları şeyi mümkün kılmışlardır. Bu bakımdan Figaro’nun Düğünü Türk operasının ilk büyük başarısı olduğu kadar kendi cevherimize inanmanın ve bir davaya aşkla sarılmanın zaferi olarak sanat hayatımızın büyük hadiseleri arasında yer alacaktır” diye yazar. Yani bu operanın sahnelenmesi o dönem Türk operasının büyük bir başarısıdır.

Image

“SABAHATTİN ALİ’NİN ROLÜ”

Bu temsilin ardında özel bir isim daha vardır. O da oyunu sahneleyen Carl Ebert’in asistanı Sabahattin Ali’dir. Pek çoğumuz Sabahattin Ali’nin bu özelliğini bilmez. Sabahattin Ali, 1936- 1946 arası Carl Ebert’in asistanlığını yaparken birçok tiyatro ve operanın arka planında görev alır. O da gençlerle birlikte güzel işlere imza atar. Mozart’ın operalarını da çok sever, “Figaro’nun Düğünü” için “Bu operanın orkestrasyonu müthiş” diyerek beğenisini dile getirir. Hatta temsil döneminde Kont karakterini canlandıran Vedat Gürten’e ile çekilen meşhur bir fotoğrafı da vardır. “Figaro’nun Düğünü”, 1955 senesinde yeniden sahnelenirken Leyla Gencer de rol alır. Sonrasında yıllar içinde farklı şehirlerde Türk izleyicisiyle buluşur.

82 yıl sonra yine Ankara’da Figaro’nun Düğünü operasını izledik. 1944 senesinde Orhan Günek’in, Ayhan Aydan’ın, Saadet İkesus’un, Vedat Gürten’in, Mesude Çağlayan’ın yerinde bu sefer gençler “Düğünü” devam ettiriyor. Yine başarıyla… Özellikle “Sussana” karakteri ile Ezgi Görkem Yıldırım, “Cherubino” karakteri ile Ezgi Karakaya’nın performansları büyük alkış alıyor.

82 yıl önce Lütfi Ay bu başarıyı Ulus’ta yazmıştı, biz de 2026 senesinde yazıyoruz. Gençler yine başarılı, Türk operası gelişiyor, yükseliyor. O gece Atatürk’ün kültür politikalarının ne kadar yerinde olduğunu ve devrimlerin gelişerek yaşadığını da görmüş olduk. Evet, Figaro’nun Düğümü’nden Figaro’nun Düğünü’ne zaman içinde bir yolculuk…

Yazarın Son Yazıları

Figaro'nun Düğümü

Geçen akşam Büyük Tiyatro Opera Sahnesinde “Figaro’nun Düğünü” operasının prömiyerindeydik.

Devamını Oku
09.10.2026
Köşebaşı ve Ahmet Kutsi Tecer

1937 senesinde Ahmet Kutsi Tecer ve eşi Meliha Hanım’ın yolu Ankara ile kesişir.

Devamını Oku
02.10.2026
Şevket Rado ve Doğan Kardeş

Şimdi 1930-1940’lar Ankara’sına gitme imkânı olsaydı Karaoğlan Meydanı’nda sıralanmış dükkanların en başında bulunan İstanbul Pastanesi’nde edebiyatçıları görürdünüz.

Devamını Oku
25.09.2026
Ankara’nın kuruluşunu anlatan sergi

Osmanlı dönemi Ankara’sı bir ticaret kentidir ve bu ticaretin ana kaynağı da Ankara keçisinden elde sof kumaşıdır.

Devamını Oku
18.09.2026
9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar

3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur...

Devamını Oku
09.09.2026
Bozcaada’nın sesleri

Geçtiğimiz ay vizyona giren Odyssey filminde Bozcaada yani Tenedos’tan da bahsedildiğini filmi izleyenler anımsayabilir.

Devamını Oku
04.09.2026
Hatıralar ışığında 30 Ağustos

Türk ordusunun 9 Eylül günü İzmir’e girişinden önce “Armutlu” köyünde yaşananlar, Türk milletinin bu zafere ve Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını ve minnettarlığını gözler önüne serer.

Devamını Oku
30.08.2026
Burhaniye Cahit Sıtkı Müzesi

Geçtiğimiz aylarda bir müzayedede önemli bir Türk yazarının fotoğrafını fark ettim.

Devamını Oku
21.08.2026
Rumeli Türküleri ve Atatürk

Atatürk’ün içinde Rumeli’ye karşı hep bir özlem vardır.

Devamını Oku
15.08.2026
Gaip romancı

6 Haziran 1936 günü Ağaç Dergisinde bir ilan çıkar “Gaip Aranıyor” başlığı ile… Denir ki:

Devamını Oku
07.08.2026
Cumhuriyetin kızları

Türk kadınının hak arayışı II. Meşrutiyet ile hız kazanır.

Devamını Oku
31.07.2026
Varlık 93 yaşında

Yaşar Nabi Nayır’ın kültür hayatımıza en büyük katkısı elbette Varlık’tır.

Devamını Oku
22.07.2026
Zihni Göktay’a veda

Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik.

Devamını Oku
09.07.2026
Edebiyatın Başkenti Ankara

1915 senesinde Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul’dan cepheye bir heyet gider.

Devamını Oku
03.07.2026
Müzik sadece müzik değildir

Azerbaycan’dan Haydar, Moskova’dan Lena, Ukrayna’dan Maria, Tahran’dan Mehran, Gebze’den İnci, Kayseri’den Kübra, Başakşehir’den Tuğba, Ankara'dan Gülsemin ve adını bilmediğimiz binlerce kişi.

Devamını Oku
28.06.2026
Orhan Veli'nin yarım milyonluk kitabı

Son günlerde bir tartışma aldı gidiyor

Devamını Oku
25.06.2026
Bilime Adanmış Bir Ömür: Erdal İnönü

6 Haziran günü Erdal İnönü’nün 100. doğum günüydü.

Devamını Oku
09.06.2026
“Yoooh Canım”

Geçen akşam sözleştik arkadaşla, oturduk, sohbet muhabbet...

Devamını Oku
05.06.2026
Nezihe’nin kadife bayramlığı

Ülke gündemi karışık.

Devamını Oku
27.05.2026
Bandırma Vapuru’nun fotoğrafı

1 Temmuz 1927…

Devamını Oku
19.05.2026
“Bir şey mi yapacaksın Kemal?”

Bundan 107 sene önce bugün…

Devamını Oku
14.05.2026
Kayıp Edebiyat

3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder.

Devamını Oku
08.05.2026
“ELÇİ”

22 Nisan Çarşamba günü Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nda ATAM Başkanı Sayın Ahmet Kılınç'ın davetiyle “Millî Mücadele’den Günümüze Ankara’daki Diplomatik Misyonlar ve Elçilik Binaları” başlıklı konferansta elçilikleri anlattık.

Devamını Oku
25.04.2026
Sorun nerede?

Geçen hafta Ankara Kitap Fuarı’ndaydık.

Devamını Oku
17.04.2026
Ay'a seyahat

“Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık”

Devamını Oku
10.04.2026
İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

Devamını Oku
02.04.2026
Dinolar ve Kemaller

Adana’daydık iki gün önce.

Devamını Oku
27.03.2026
“Nerede o eski bayramlar”

“Nerede o eski bayramlar?” diyen çok tabii günümüzde. Bayram denince ilk akla gelen de bayramlık, bayram harçlığı ve çocuklar… Devir değişti, zamane çocukları da kapıya gelip şeker istemiyor artık.

Devamını Oku
19.03.2026
Sosyal medya ve Atatürk

Melih Cevdet’in anılarını kaleme aldığı kitabında bazı dostlarının vefatından duyduğu üzüntüden bahsetmiştir.

Devamını Oku
13.03.2026
Celal Hoca

Mayıs 1934, Çankaya Köşkü.

Devamını Oku
05.03.2026
“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

Devamını Oku
27.02.2026
Müze olmasını istemişti: Orhan Veli’nin doğduğu ev satışta

Orhan Veli Kanık, Türk şiirine yeni bir soluk getirmiş, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte başlattığı “Garip” akımı ile sadeleşmeyi savunmuş; vezin, aruz, kafiyeyi atarak yepyeni bir anlayışı Türk şiirine sokmuştur.

Devamını Oku
20.02.2026
Keçiören ve Atatürk

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde coşkuyla karşılanır ve Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Devamını Oku
13.02.2026
Amanullah Han'ın gözyaşları

Taliban yönetiminin Afganistan genelinde uygulanacak olan yeni kararları gündemi meşgul etmekte.

Devamını Oku
30.01.2026
Lucia Di Lammermoor ve Gencer

1929 Ekonomik Buhranı’nın ardından yerli mallar önem kazanmış, bu nedenle Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuş, 1930-1932 yılları arasında Ankara’da Türk Ocağı ve Evkaf Apartmanı’nda yerli ürünlerden oluşan sergiler açılmıştır.

Devamını Oku
18.01.2026
Mesut İktu’ya veda

Mesut İktu 3 Ocak 2026 günü aramızdan ayrıldı.

Devamını Oku
08.01.2026
“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

Devamını Oku
30.12.2025
Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Devamını Oku
12.12.2025
“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

Devamını Oku
05.12.2025
Karanlığı aydınlatanlar

Karanlığı aydınlatanlar

Devamını Oku
24.11.2025