Türkiye bir deney laboratuvarı mı?
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Türkiye bir deney laboratuvarı mı?

09.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sanki koca Türkiye’yi devasa bir çuvalın içine koymuşlar, durmaksızın sallıyorlar. Herkes serseme dönmüş durumda. İktidarın bakanlarının da işin içine karıştığı fon vurgunları, seçmenlerinin iradesini hiçe sayarak saf değiştiren yerel yöneticiler... Siyasette ilkesizliğin giderek sıradanlaşması... Okullarda neredeyse her gün karşımıza çıkan şiddet haberleri; bıçaklı, silahlı saldırılar, ölümler... Hukuksuzluklar, skandallar, yolsuzluk iddiaları... Biri bitmeden öteki başlıyor. Daha birini anlamaya, sorgulamaya fırsat bulamadan yenisi geliyor.

Türkiye sanki devasa bir laboratuvar. Üzerimizde sürekli yeni deneyler yapılıyor. Toplumun neye, ne kadar dayanabileceği; hangi noktada tepki vereceği, ne zaman susacağı sınanıyor sanki. Ve belli ki bu böyle sürecek. Peki bütün bu yaşananlar bize ne söylüyor? Tek tek olayların, kişilerin, skandalların ötesine geçip büyük resme baktığımızda ne görüyoruz?

Önümde iki siyaset bilimcinin, Steven Levitsky ve Lucan Way’in kaleme aldığı Amerika’da Rekabetçi Otoriterlik başlıklı makale duruyor. ABD’de Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yaşananları inceliyorlar. Ama mesele yalnızca ABD değil. Macaristan’dan Türkiye’ye uzanan, seçimlerin sürdüğü ancak demokratik kurumların ve adil siyasi rekabetin aşındığı bir yönetim biçimini ele alıyorlar.

ADI: REKABETÇİ OTORİTERLİK. 

Gelin, biraz üzerinde birlikte düşünelim. Yazarlara göre günümüzde otoriterleşme, çoğu zaman parlamentoların kapatılması ya da seçimlerin kaldırılmasıyla gerçekleşmiyor. Seçimler sürüyor, muhalefet varlığını koruyor. Ancak devletin kurumları adım adım iktidarın siyasi amaçlarına hizmet edecek biçimde yeniden düzenleniyor. Yargı, güvenlik kurumları, vergi idaresi, düzenleyici kurullar ve kamu kaynakları siyasi rekabetin araçlarına dönüşüyor.

Bu düzen dört temel mekanizmayla işliyor.

Birincisi, cezalandırma: Muhalif siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, iş insanları ve sivil toplum kuruluşları soruşturmalar, davalar, vergi incelemeleri ve idari yaptırımlarla baskı altına alınıyor.

İkincisi, ödüllendirme: İktidara yakın kişi ve şirketler kamu ihaleleri, teşvikler, lisanslar ve düzenleyici kararlar yoluyla avantaj elde ediyor. Siyasi sadakat ekonomik kazanca dönüşüyor.

Üçüncüsü, korku yoluyla sindirme: Herkesin cezalandırılması gerekmiyor. Birkaç kişiye yapılanlar diğerlerinin susmasına, geri çekilmesine, hatta kendiliğinden iktidarın beklentilerine uygun davranmasına yetiyor. Otosansür yaygınlaşıyor.

Dördüncüsü, cezasızlık: İktidara yakın çevrelerin hukuka aykırı uygulamaları görmezden gelinebiliyor, soruşturmalar sonuçsuz kalabiliyor. Hukuk herkese eşit uygulanmıyor.

Kısacası: Devlet, bütün yurttaşların ortak kurumu olmaktan uzaklaşıp iktidarın gücünü koruma aracına dönüşüyor. İşte rekabetçi otoriterliğin işleyişi bu.

Tanıdık değil mi?

Peki bu düzen yerleştiğinde, toplumun onu değiştirme gücü nerede kalır? Bakıyorum etrafıma, genel ve giderek artan bir umutsuzluk ve yılgınlık… Sorular havada uçuşuyor: Peki şimdi ne olacak? Ne yapacağız? Elimizde ne kaldı?

Levitsky ve Way’in makalesinin bence en önemli yanı, bu soruya yanıt ararken kullandıkları bir kavram: Countervailing power. Yani iktidarın gücünü dengeleyebilen bağımsız toplumsal güçler. Üniversiteler, bağımsız medya, hukuk kurumları, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, ekonomik açıdan devlete bağımlı olmayan kesimler... Yazarlar, ABD’de otoriterleşmenin kalıcılaşmasını zorlaştıran asıl unsurun bu güçlerin varlığı olduğunu savunuyor. Türkiye açısından ise soruyu tersinden sormak gerekiyor: Ya bu güçler yıllar içinde sistematik biçimde zayıflatılmışsa?

Çünkü bağımsız kurumların aşınması yalnızca demokrasinin denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmıyor. Toplumun gerçeğe ulaşma, sorgulama, birlikte düşünme ve ortak tepki geliştirme kapasitesini de etkiliyor. Üstelik bütün bunlar, bitmek bilmeyen krizlerin ortasında yaşanıyor. Bir hukuksuzluğu tartışamadan yenisi geliyor. Bir skandalın hesabını soramadan başka bir skandal gündemi kaplıyor. Toplumun öfkesi giderek yorgunluğa, yorgunluğu çaresizliğe dönüşebiliyor.

KISIRDÖNGÜ

İşte tam da burada bir kısırdöngüyle karşı karşıyayız. Rekabetçi otoriter rejimlerden çıkışın yolu, yalnızca seçimlerde iktidarın değişmesinden geçmiyor. Demokratik bir düzeni yeniden kurabilecek toplumsal güçlerin de var olması gerekiyor. Oysa yıllar boyunca zayıflatılan, etkisizleştirilen, birbirinden koparılanlar tam da bu güçler.

Siyaset bilimi araştırmaları bize önemli bir şey söylüyor: Otoriter yönetimler seçim kaybedebilir. Ancak bu, demokrasinin kendiliğinden geri geleceği anlamına gelmez. Çünkü bir seçimi kazanmakla hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek, devlet kurumlarını tarafsızlaştırmak, basın özgürlüğünü güvenceye almak ve toplumun demokratik denetim kapasitesini yeniden oluşturmak aynı şey değil. Üstelik değişimin kalıcı olabilmesi için yalnızca siyasi partilerin değil, toplumun farklı kesimlerinin de ortak demokratik kurallar üzerinde buluşabilmesi gerekiyor. Birbirine güvenmeyen, birlikte hareket etme yeteneğini kaybetmiş, her kesimin yalnızca kendi haklarını savunduğu bir toplumda bu hiç kolay değil.

Ama Türkiye’de bütün bu gidişata itiraz eden geniş bir toplumsal kesim de var. YENİ Parti’den Türkiye İşçi Partisi’ne, İYİ Parti’den Saadet Partisi’ne, diğer muhalefet partilerine uzanan farklı siyasi gelenekler... Barolar, üniversitelerdeki bağımsız akademik çevreler, meslek örgütleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, gençler... Hepsi aynı düşüncede değil ama hukukun üstünlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin, adil seçimlerin ve bağımsız kurumların gerekliliğinde ortaklaşmaları mümkün değil mi?

Bugün ihtiyaç duyulan yalnızca iktidara karşı bir seçim ittifakı değil. Toplumun aşınan güvenini, dayanışma bağlarını, birlikte düşünme ve hareket etme kapasitesini yeniden oluşturabilecek daha geniş bir demokratik zemin. Çünkü mesele yalnızca mevcut iktidarın karşısında kimin duracağı değil; toplumun kendi içinden, mevcut iktidardan bağımsız, kalıcı ve demokratik bir güç üretip üretemeyeceği.

Ben en umutsuz zamanlarımda Atatürk’ün belki de en çok önemsediğim özelliğini hatırlarım: En güç koşullarda başka bir gelecek tasarlayabilmesini. Ve o geleceği gerçekleştirmek için dağınık toplumsal güçleri bir araya getirebilmesini.

Bugün de asıl ihtiyacımız olan bu değil mi?

Yazarın Son Yazıları

Türkiye bir deney laboratuvarı mı?

Sanki koca Türkiye’yi devasa bir çuvalın içine koymuşlar, durmaksızın sallıyorlar.

Devamını Oku
09.10.2026
Asıl dip neresi?

Soruyoruz birbirimize: “Dipteyiz... Peki daha ötesi var mı?” Belli ki var.

Devamını Oku
02.10.2026
Fon vurgunu... Kimler biliyordu, kimler çıktı?

Fon işi patlayalı günler oldu.

Devamını Oku
25.09.2026
PISA’da yükseldik, peki eğitimde?

PISA 2025 Batı’da alarm yaratırken Türkiye’de iktidar sonucu hemen bir başarı anlatısına dönüştürdü.

Devamını Oku
18.09.2026
Bize neler oluyor?

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Devamını Oku
11.09.2026
Şükran Soner’in ardından...

Ölüm... Soğuk, gerçek ve kaçınılmaz. Kimi zamansız... Kişi için son nokta... Ya geride bıraktıkları?

Devamını Oku
04.09.2026
Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor.

Devamını Oku
28.08.2026
Tarikatlara operasyon... Neden? Niçin?

Gaza çoktan basıldı.

Devamını Oku
21.08.2026
Toplumsal bütünleşme mi?

360 imzalı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu.

Devamını Oku
07.08.2026
Tek çare: Oyunun kurallarını değiştirmek

Milleti arkasına alarak kuruldu YENİ Parti.

Devamını Oku
31.07.2026
Göz ardı edilen tehlike: Erken sanayisizleşme

Birbirinden tamamen kopmuş iki Türkiye var.

Devamını Oku
24.07.2026
Güven bir kez aşındığında...

Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ağır.

Devamını Oku
17.07.2026
Trump'ın gösterisi, NATO’nun sessiz devrimi

Siyasi mizah yaptığı gerekçesiyle genç sanatçı Deniz Göktaş’ın tutuklanması...

Devamını Oku
10.07.2026
Eşkıya Dünya... NATO

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” sözü, bu toprakların belleğinde yalnızca bir türkü değil, aynı zamanda adalet duygusunun ifadesidir.

Devamını Oku
03.07.2026
Kayıp Aydınlanma... Ve bugün

Yıl 999... Yanlış yazmadım. Yıl 999, yani bundan tam 1027 yıl önce.

Devamını Oku
26.06.2026
Zaman algısı... 3152 gün... Osman Kavala... Ve diğerleri...

Son derece ağır hareket eden kaplumbağalar dünyayı yanlarından hızla akıp gidiyormuş gibi mi deneyimliyor?

Devamını Oku
19.06.2026
Kadın bedeni... Ortak payda

Kadınlara yönelik baskının tarihi çok eskidir.

Devamını Oku
12.06.2026
Öfkeyi doğru yönetebilmek...

Yürütülen planlı sistematik süreçte sıranın ana muhalefet partisinin işlevsizleştirilmesine gelmesi kaçınılmazdı.

Devamını Oku
05.06.2026
Mutlak butlan; mutlak kırılma...

Çok parçalı, uzun soluklu kurgunun önemli bir mihenk taşı oldu geçen perşembe açıklanan mutlak butan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesi.

Devamını Oku
29.05.2026
Gençliğini kaybeden ülke

“Asım’ın nesli”, “Fatih’in ruhu”, “TEKNOFEST kuşağı”, “imanlı ve ahlaklı gençlik”, “Türkiye Yüzyılı’nın mimarları”...

Devamını Oku
22.05.2026
Gelecek konuşulurken... ABD-Çin... Ve Türkiye

Silivri davaları, kadın siyasetçiler üzerinden yürütülen kirli kampanyalar, yerel yönetimlere durmaksızın yapılan operasyonlar, yeni gözaltılar...

Devamını Oku
15.05.2026
102 yıllık bir gazete...

Şişli’de gazetenin bahçesindeyiz...

Devamını Oku
08.05.2026
1 Mayıs’ı farklı okumak...

İnsanın emeği üzerinden yükselir kapitalizm.

Devamını Oku
01.05.2026
23 Nisan... Çocuklar... Gelecek...

Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

Devamını Oku
24.04.2026
Okulda şiddet... Sorun sistem ve çok daha derin

İki korkunç katliam.

Devamını Oku
17.04.2026
Savaşın paradoksu: ABD’nin rakipleri mi güçleniyor?

İlginç bir paradoks yaşanmıyor mu?

Devamını Oku
10.04.2026
Kötülüğün sıradanlığı, vasatlığın iktidarı

Deveye sormuşlar “Neden boynun eğri?” diye.

Devamını Oku
27.03.2026
Bayram, vicdan... Habermas’ın ardından

Dünya bir süredir sanki aynı anda birkaç farklı yüzyılı yaşıyor.

Devamını Oku
20.03.2026
Savaşın dili değişirken...

Kısacası bu savaş sadece İran ile İsrail arasındaki bir çatışma değil. Enerji piyasalarından küresel siyasete, askeri doktrinlerden bölgesel dengelere kadar uzanan çok katmanlı bir kriz.

Devamını Oku
13.03.2026
Yıkımların gölgesinde yeni dünya düzeni

ABD’nin en güçlü rakibi. Enerji sevkıyatının durmasının önemli etkileri olacak. Çünkü küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı doğrudan risk altında.

Devamını Oku
06.03.2026
‘Dindar Nesil Yetiştirme Projesi’

Eğitim, bir toplumun geleceğini yalnızca bilgiyle değil, değer tercihleriyle de biçimlendirir. Bu nedenle mesele bir ideolojik tartışmadan ibaret değildir; anayasal düzenin, laikliğin ve kamusal alanın sınırlarının nasıl tanımlandığı meselesidir.

Devamını Oku
27.02.2026
Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?

Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.

Devamını Oku
20.02.2026
Yıkım çağına girerken... Münih Konferansı...

Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?

Devamını Oku
13.02.2026
Orada kimse var mı?

17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.

Devamını Oku
06.02.2026
Yeni Dünya Düzeni: Avrupa-Hindistan Hattı... Türkiye nereye?

Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.

Devamını Oku
30.01.2026
Davos’ta yeni dünya düzeni: Kim masada, kim mönüde?

Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”

Devamını Oku
23.01.2026
‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Dünya neden artık kurallarla yönetilmeyecek?

“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...

Devamını Oku
09.01.2026
Kama muta…

Yılın son günü.

Devamını Oku
02.01.2026
Postneoliberal uzlaşı... Ve asgari ücret kıskacında Türkiye

Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.

Devamını Oku
26.12.2025