Kuşlar insanlardan iyi
Feridun Andaç
Son Köşe Yazıları

Kuşlar insanlardan iyi

09.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Hey bana gün ışığı gibi görünen karanlık”

Sophokles/Aias

Gözlerindeki dalgın bakışı çekelemişti beni. Yokuşun başına varmıştım. Durup nefeslenirken onu gördüm. Sessiz bir telaş içindeydi. İkide bir gökyüzüne bakıp bakıp duruyordu.

Yüzünü bana döndüğünde, telaşını yere indirip:

“Kuşlar,” demişti. Anlamamıştım. “Beyazımı kaybettim de; onun gelişini bekliyorum.”

Onun baktığı yöne ben de bakmaya başlamıştım.

İki karartı vardı göğün engininde. Alçalarak bulunduğumuz yere yaklaşıyorlardı.

“Bak, bak, kendilerini gösterecekler takla atarak. Canlarım benim. En gözde kuşlarımdır onlar. Ama beyazım bir başkaydı. İhtimal, o it soylu çaldı onu! Üç yavru büyütüp verdim, doymadı. Göğümün sevincini aldı elimden.”

Bana bakmıyordu. Bir derviş gibi kafesteki kuşlarıyla konuşmaya başlamıştı.

Kederi, o an sanki yüzüne değil de göğe çevirdiği bakışına yerleşmişti.

“Kuşbaz mısınız? Ben de bir zamanlar kuşbazdım,” diyerek kafeslerin bulunduğu açık balkona çıkmıştım. (*)

Kuşlarla ilgilenmeme sevinmiş, gözlerindeki keder bir anda kaybolmuştu. Kafeslerin kapıları açıktı. Kuşların biri iniyor, biri kalkıyordu. Çatıya tüneyenleri tek tek saymaya başlamıştı.

“Peki her birine bir ad mı verdiniz?” demiştim.

“Kuşlara ad verilmez; nereden çıkardınız? Onlar atlar gibidir, cinsleriyle anılırlar. Bak, şu Araptır, şu Paçalı, şu da Mor Külahi...”

Araya girip sözünü kesmesem, hepsini saymaya devam edecekti.

İri, damarlı ve kıllı ellerini ot, güvercin tüyü ve dışkı karışımı küçük bir kafese uzattı; iki yavru güvercini avuçlarına alarak: “Bunların palazlanmasını bekliyorum. Bak, şu köşedeki sırtı kınalı, bunların anneleri... Kuşlar annelerini tanır, babalarındansa uzak durur. Ama insanlardan iyidirler; doğruyu, güzeli, merhametliyi iyi tanırlar.”

Bu söz üzerine bir an insanın, kendisini büyüten merhameti ne çabuk unuttuğunu düşündüm.

“Peki, hiç kaybolmazlar mı? Yollarını, yönlerini şaşıran olmaz mı bu heyula kentte?” “Dedim ya, insanlardan daha iyi ve sadıktırlar. Hem kendilerine hem de yerlerine. Kendi kokularını, onlara iyi davrananları, şefkatle yuva açanları bulup gelirler ve hiç unutmazlar.”

Dayanamadım, adını sordum. “Harun,” dedi. Mesleğini hatırlatan ellerine baktım. “Geçici işçiydim ben; geçen yaz emekli oldum. Şimdi keyfime göre işler yapıyorum. Kuşlar benim tutkum. Doğma büyüme Sarıyerliyim. Kuşçuluğum bana abimden miras kaldı. Sizin deyiminizle kendime asla ‘kuşbaz’ demiyorum ama onların kuşbazıyım.”

Nefes aldığında araya girdim. “Bir zamanlar Eminönü’nde kuş pazarı vardı bilir misiniz?”

“Evet evet, vardı biliyorum ama artık yok; her şeyi yok ettiler. Şimdi Edirnekapı’da, sur diplerinde olduklarını söylüyorlar. Ama gitmedim; hiç içim el vermiyor. Yabani insanlar girdi işin içine, piyasa yaptılar; kuştan anlamayanların eline kaldı her şey.”

Kent büyüdükçe kuşların yerinin daraldığını, hatta gökyüzünün bile alınıp satılan bir mala dönüştüğünü düşünüyor gibiydi.

Tam da damarına basmıştım. Ondan dolayı sanıyorum, Yaşar Kemal’in Kuşlar da Gitti’sinden, benim de kuşları yazdığımdan söz ettiğimde; pek aldırmadı.

Sonra beyaz güvercinini anlatmaya başladı. Sanki bir rüyasından söz ediyor gibiydi.

“Kuşların da zamanı vardır bilirsiniz. Kendilerini hak terazisinden geçirirler her gün. Gökyüzü onlar için arınma yeridir. O nedenle, gördüğünüz gibi, buradaki hiçbir kafesimde kapı yoktur. Kimse kimseyi bir yerde tutulu kılamaz, kılmamalıdır çünkü. Nefes onlarındır, gökyüzü de. Siz sanırsınız ki suyunu, aşını biz veriyoruz; ah bu ne büyük gaflettir! Halbuki kuşlar nasiplerini kendileri getirirler. Nuh Nebi’den beri böyledir, azizim.”

İşte o an, onun dünyasında özgürlüğün, kapısı açık bir kafesten göğe yükselen kanat sesiyle ölçüldüğünü anlamıştım.

Tam o sırada bir an durdu Harun. Ben de gözlerini alamadığı yere baktım hemen. Bir çift ak güvercin Sarıyer sırtlarında döneduruyordu.

“Bunlar denizle gelenlerdir. Bir zaman öyle takla atıp dururlar, sonra kanat çırpa çırpa yuvalarına dönerler. Göğün rengi onlarla güzel. Bak şu benim kınalıya; nasıl da yumurtalarına sarınmış yuvasında. Ben de çoğalacaklar diye meraktayım.”

Ardından nefesini tutarak mırıldanmaya başlamıştı. Anlamadığım sözler dökülüyordu dudaklarından. Merakla baktığımı görünce:

“Size kuşların pirinden söz etmeliyim, efendi! Hazreti Süleyman’dan, Hüthüt kuşundan... Beni bunlara bağlayan hikâyeden...”

Kentin zaman telaşından arınarak geldiğim bu yeri bir Kafdağı gibi görmüştüm bir anda. Yaşadığımız şehrin dilini unutmuş, çocukken bana anlatılan masallara uzanmıştım.

“Onlar uçar, biz ölürüz. Onlar birbirlerine kanat verir; biz ise yaklaştıkça, yan yana durdukça yabanlaşırız. Ben onlardan çok şey öğrendim, efendi. Siz bakmayın buradaki sıvasız evimin duvarlarına, kafeslerimin alametifarikam gibi görünmesine; her biri ne çok şey anlatır, bir bilseniz... Burada benimle bir süre bekleyin, göğün renginde onları gözleyin; bakın, size de neler neler anlatırlar.”

Rüyası bitmiş gibi değildi. Sözünü sükûta indirip “Size bir demli çay sunmalıyım; bunun da tiryakisiyim,” diyerek yel gibi kaybolmuştu.

Balkonun kıyısındaki merdivene bir kuş gibi tünemiş, kuşların cıvıldaşmasına vermiştim kendimi. Bir kanat çırpmasıyla daldığım hayallerden kopmuş, göğün bize uzanan ferahlığına dönmüştüm.

“Bu o olmalı,” diyerek Kuşçu Harun’a seslenmiştim:

“Beklediğin beyaz güvercin geldi Harun koş, kuşların efendisi döndü!”

O an düşündüm: Belki “kuşlar insanlardan iyi” demek afaki olabilirdi ama onların insanın unuttuğu sadakati ve göğe bakma cesaretini hâlâ taşıdıkları kesindi. 

---

(*) “Kuşbazdım Bir Zamanlar”, Hassas Kalp Hikâyeleri; Feridun Andaç, Eksik Parça Yay., 2017, 141 s.

İlgili Konular: #kuş #Yaşar Kemal

Yazarın Son Yazıları

Kuşlar insanlardan iyi

Gözlerindeki dalgın bakışı çekelemişti beni. Yokuşun başına varmıştım.

Devamını Oku
09.10.2026
Temiz toplum nasıl yaratılır?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’e Açık Mektup.

Devamını Oku
25.09.2026
Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Devamını Oku
11.09.2026
Bir Türkiye retoriği: ‘Düşüş’, ‘dönüşüm’, ‘çöküş’

Hiçbir şeye katılmayan, susan, ötede duran insanların yazgıcı duruşuna şaşmamak gerek.

Devamını Oku
28.08.2026
Tekinsiz bir dilin çağrısı

Slavoj Žižek okumalarımda sıklıkla sorduğum soru şudur

Devamını Oku
14.08.2026
İkbalperest görevliler!

Başlangıçta sıradan bir gündü benim için.

Devamını Oku
31.07.2026
Hikâyesi olan kent: Eskişehir

Kentler insanlara benzer, insanlar da kentlere.

Devamını Oku
17.07.2026
Çanakkale’ye bir edebiyat müzesi gerek

Dostum, ağabeyim Güney Dal’ı ziyaret etmek için yola çıktığımızda Gelibolu’ya Yolculuk romanını yanıma almıştım.

Devamını Oku
03.07.2026
Yeniden hatırlamak için...

Sıradanlığın ölçüsü nedir derseniz, kısaca vasatlık diyebilirim.

Devamını Oku
19.06.2026
Geçitteki söz

Bir yıkım nasıl tanımlanır?

Devamını Oku
05.06.2026
Umutlanmak istiyorsanız eğer...

Ankara’yı hiç böyle görmemiştim.

Devamını Oku
22.05.2026
Sait Maden’i hatırlamak...

Yaratıcı düşünceyi besleyenin ne olduğu, Sait Maden’le konuşmalarımızda sıklıkla öne çıkan bir konudur.

Devamını Oku
08.05.2026
Doğudaki Doğu

Doğu uzaktır her zaman.

Devamını Oku
24.04.2026
Petrol ve onur

Bugün Ortadoğu’da olanları anlamak için zamanında Musaddık’ın İran’da yazdığı hikâyeyi bilmek önemlidir.

Devamını Oku
10.04.2026
Yeryüzü kaygısı

“Ve yeryüzünü unutmanın, aslında zamanı ve mekânı unutmak olduğu hiç aklımıza gelmedi.”

Devamını Oku
27.03.2026
Ortadoğu’da yeni yüzyılın ‘oyuncu’su kim?

Şah yönetimiyle birlikte bu süreç hızlandırılmış ve böylece Türkiye-Irak-Fransa desteğiyle Humeyni; 21. yüzyıla taşınacak radikal İslamın baş oyuncusu olarak sahneye çıkarılmıştır.

Devamını Oku
13.03.2026
Haritasız yolcu gibi...

Bugün daha da güçlü, ya da yalan, bu yürek erir gibiyse de neşeli anılarla ve korkunç. Acılı ruhu geçmişin ve sen beni çağıran yeni istem, sizleri birleştirme zamanı belki dingin bir limanında bilgeliğin. ve çağrılması olacak bir gün bu altın sesin, yılmayan kuruntuların, ey artık hiç bölünmez ruhum. Düşün: ilahiye dönüştürmek ağıtı; eski duruma ermek; yok olmamak artık.” (Eugenio Montale)

Devamını Oku
27.02.2026
Zamanın ruhu

Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.

Devamını Oku
13.02.2026
Hangi Kürtler?

Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı. Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı. Kuşkusuz Dr. Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü. Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Devamını Oku
30.01.2026
Kemal Tahir’i bugün okurken...

Bir dostum, kendisiyle Beş Romancı Tartışıyor’un yeni basımı* üzerine konuşurken şunu sormuştu bana...

Devamını Oku
16.01.2026
Kendi sesinde yolcu...

Öyledir zaman.

Devamını Oku
02.01.2026
Türkiye’nin Doğu sorunu: ‘Sorun’un öte yanı

Yabancı devletler, bugünkü dolaylı müdahaleyle Türkiye’yi kıskaç altına almaktadır.

Devamını Oku
19.12.2025
Türkiye’nin Doğu sorunu: Bu bir ‘Kürt reformu’ mu?

Yıllardır “sorun” olarak, temcit pilavı gibi ısıtılıp duran Kürt realitesi palyatif öneriler, siyasi manevralarla bugüne kadar taşındı.

Devamını Oku
05.12.2025
Kendi sesini bulmak

- Bu yazıyı bekleyen okuryazara

Devamını Oku
21.11.2025
Farkında olmak da erdemdir!

Bir çıyanı kınayamam.

Devamını Oku
07.11.2025
‘Labirent’ neyi anlatır?

Amin Maalouf, bir dünya romancısı.

Devamını Oku
24.10.2025
Suçlar, suçlular, müritler

Baştan başlayalım dilerseniz.

Devamını Oku
10.10.2025
Yazı yordamı

Her şey bir şeydir, belki de!

Devamını Oku
26.09.2025
Karanlığınız kadarsınız!

Borges, kendi körlüğünden söz ederken şunu diyordu...

Devamını Oku
12.09.2025
‘Ah, bu sessizliği anlat!’

'Nefes almak isteyen okur için...'

Devamını Oku
29.08.2025
Çürümenin göstergeleri

Türkiye’nin bugünkü gerçeği birçok açıdan irdelenmeye değer.

Devamını Oku
15.08.2025
Türkiye’den çürüme manzaraları: (1) Sayın dolandırıcı!

Size hanımefendi ya da beyefendi demeyeceğim çünkü siz bir hırsız, bir dolandırıcısınız!

Devamını Oku
01.08.2025
İroni değil, gerçek!

Bugün size, Anadoluhisarı’ndaki Şeyhülislam Yasincizâde Abdülvehhap Bey Yalısı’nda bir sabah kahvaltısında buluştuğum Ali Rıza Bozkurt ile yaptığımız uzun sohbetten söz etmek istiyorum.

Devamını Oku
18.07.2025
Cicero’nun cesareti var mı?

Lucius Cornelius Sulla dönemi; Roma’nın yozlaşmaya, siyasal erkin de çürümeye başladığı bir dönemdir.

Devamını Oku
04.07.2025
Geleceği kurmak için: Kütüphane

Şunu hemen söyleyeyim ki kütüphanem ile oldukça özel belgeler barındıran arşivimin bazı “açgözlü sahaflar”ın eline düşebileceği düşüncesinden dolayı endişeliyim!

Devamını Oku
20.06.2025
Aydınlanma nerede başladı, değişim nereye kadar?

Köy Enstitüleri bir uyanış hareketiydi. Tarım toplumu olan Türkiye’nin kırsal kalkınmasıyla değişim dönüşüme uğrayabileceğinin ilk hamlelerindendi.

Devamını Oku
06.06.2025
Kendimizi unutmamak için

Annem öldü.

Devamını Oku
23.05.2025
Benim İstanbul çağım

Benim İstanbul çağım

Devamını Oku
09.05.2025
‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

Devamını Oku
25.04.2025
Hayal değil, gerçek!

Hayal değil, gerçek!

Devamını Oku
11.04.2025