Çin - Bir kalkınma makinesi - Kemal KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Çin - Bir kalkınma makinesi - Kemal KILIÇDAROĞLU

08.01.2024 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sağlıklı bir planlamayla kaynaklarını en verimli şekilde kullanmayı başaran ülke... Üniversiteleri bilgi üreten ülke... Yetenekli gençlerini dünyanın en önemli üniversitelerine göndererek “yüksek yetenek inşası”nı sağlayan ülke... Bir teknoloji devi olma yolunda hızla ilerleyen ülke... Enerji kaynaklarının yetersizliğine rağmen bir “kalkınma makinesi”ne dönüşen ülke... Evet, kısaca Çin’i böyle tanımlayabiliriz. 

Çin, “yüksek yetenek inşası” ile teknolojideki hızlı gelişmeye uyum sağlamış, bilimde-teknolojide dünyanın önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir. İzlediği politika, nüfusuyla bir zamanlar dünyanın sayılı tüketim merkezi olarak görülen Çin’i, bugün dünyanın sayılı üretim merkezlerinden  birine dönüştürmüştür... Batı’nın üretim devleri, Çin pazarına girmek için yarışmakta ve Çin bu yarışı kalkınma sürecinde avantaja dönüştürmektedir. Bu süreç Çin’i dünyada önemli bir aktör olarak ortaya çıkarmış ve dolayısıyla “çok kutuplu dünya” kavramının siyaset dilinde kullanılmasını sağlamıştır. 

15 Kasım 2023 tarihinde ABD’nin San Francisco kentinde yapılan “Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi”inde ABD Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping buluştular. Bu buluşmada Biden, iki ülke arasındaki “rekabetin çatışmaya dönüşmemesini” isterken Şi Cinping, bu buluşmayı “dünyadaki en önemli ikili ilişki” olarak tanımlamıştır. Dört saat süren bu buluşma Çin’in Asya-Pasifik ekseninde geldiği önemli aşamayı göstermektedir. Hatta Şi Cinping, bir anlamda dünyadaki güç paylaşımına değinerek “dünya iki ülke için yeterince büyük” vurgusunu da yapmıştır. Amerikan iş dünyası yöneticilerinin Şi Cinping’i ayakta alkışlamaları ise Çin’in ABD iş dünyası açısından da vazgeçilmezliğini göstermektedir. Çünkü Çin’in bugün dünya ekonomisindeki payı -enerji kaynaklarının yetersizliğine rağmen- ABD’yi yakalamış durumda... Açıkçası, küreselleşmeden en çok yararlanan ülkelerin başında Çin gelmektedir. Dolayısıyla Çin artık yükselen bir güç değil, aynı zamanda dünyayla rekabet eden bir güce dönüşmüş durumda... 

İçeride bir kalkınma makinesine dönüşen Çin, “İpek Yolu Projesi”yle Orta Asya-Kafkaslar ekseninde (Avrasya) Karadeniz ve Akdeniz’e bağlanmak istemektedir. Tarihteki İpek Yolu’nun canlanmasının Çin ekonomisine ciddi katkılar yapacağını hepimiz biliyoruz. Bunun jeopolitik ve jeostratejik açıdan da önemi yadsınamaz. Türkiye’nin de bu projeden büyük yararlar sağlayacağı kesin. Buradaki kritik soru şu: Afganistan’daki rejim değişikliği bu projeyi nasıl etkileyecektir? Bunu zaman gösterecektir.

Çin’in sadece Asya-Pasifik’te değil, Afrika’da da önemli bir güç olarak kendisini gösterdiğini biliyoruz. Devletlerin iç işlerine karışmayan, hatta yönetimlerine saygı duyan Çin, yatırımlarıyla Afrika’da en güçlü aktör konumunda. 100 bini aşkın Afrikalı üniversite öğrencisi Çin’de eğitim görüyor. Ayrıca Afrika’yla olan ticareti de her yıl artarak devam etmektedir. Batılıların koloni döneminden kalma olumsuzlukları da Afrikalıların Çin’e sempatiyle bakmalarını sağlıyor...

PETROL SAVAŞLARINDAN ÇİP SAVAŞLARINA...

Winston Churchill, 1936 yılında İngiliz Avam Kamarası’nda İngiltere’nin çıkarlarını anlatırken kullandığı şu cümle hayatidir: “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.” Bu düşünce 20. yüzyılda yaşanan petrol savaşlarının gerekçesidir. Petrol üreticisi ülkelerin yaşadıkları büyük acıların kaynağı aslında sahip oldukları petroldü. Ama günümüzde yeni bir savaş yaşıyoruz... Çip savaşları... Bu savaşın özelliği petrol savaşlarına benzememesidir. Çünkü petrolün çıkarılacağı coğrafyayı değiştiremezsiniz. Petrolün olduğu coğrafyayı ya elde edeceksiniz ya da kontrol edeceksiniz... Açıkçası egemen güçler petrolün olduğu coğrafyayı acı bedeller ödeterek kontrol ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Oysa çip, petrol gibi doğal bir ürün değil. Dolayısıyla çipin nerede üretileceğine biz karar verebiliriz. Bunun yolu, bilim insanlarının yaptıkları çalışmaların teknolojiye aktarılmasıdır. Yani çip savaşını kazanmanın yolu bilgi üreten insanların ülkesi olmaktır. Bir başka anlatımla “yüksek yetenek inşası”nı sağlamaktır. Konunun ekonomik önemini vurgulamak için bir de rakam verelim... Bir trilyon dolarlık bir pazardan söz ediyoruz... 170’ten fazla sektörü doğrudan etkileyen bir ürün... Bugün için küresel çip üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 77’si Tayvan, Çin, Güney Kore ve Japonya’da. ABD ise küresel üretimin sadece yüzde 13’üne ev sahipliği yapıyor. Tayvan’ının çip üretiminde baskın bir ülke olarak varlığını sürdürmesi bu ülkeyi ABD ve Çin arasındaki jeopolitik gerilimin merkezine oturttu. Ve ABD gelişmiş çiplerin Çin’e satışına yasak getirdi... Çünkü en güçlü çipler, yapay zekâ gibi ileri teknolojilerin yanı sıra hipersonik füzeler ve gizli savaş uçakları gibi en son silahların geliştirilmesi için de büyük önem taşıyor. Bu arada Çin ile Tayvan ilişkilerinin son 40 yılın en gergin ve en kötü döneminde bulunduğu da bir başka gerçektir.

Bu gelişmeler ABD’nin çip üretiminde yeni bir politika oluşturmasına yol açtı. Politikanın ana ekseni güvenlikti... Virginia Demokrat Senatörü Mark Warner, “Çin ile Tayvan arasındaki artan gerilimleri gördüğümüzde, en azından ordumuz için satın aldığımız dünyadaki en son teknoloji çiplerinin hepsinin Tayvan’dan geldiğinin farkına vardık ve bu meselenin yurtiçinde halledilmesi için adım attık. Çünkü Tayvan, potansiyel olarak Çin komünist devletinin askeri tehdit ve ablukası altında, bu bizim için büyük ölçüde yıkıcı olabilir, ulusal güvenlik ile ekonomik risk teşkil edebilir” diyordu... Ve sonuçta ABD Başkanı Joe Biden, 9 Ağustos 2022’de “Çip ve Bilim Yasası”nı imzalayarak yürürlüğe koydu. ABD 40 milyar dolarlık yatırım yapacağını da açıkladı...

Kuşkusuz tüm bu gelişmeleri AB de yakından izliyordu. Avrupa da 1 trilyon dolarlık çip pazarından payını almak istiyordu. Hem teknolojide liderlik hem de çip ticaretinde arz güvenliğini sağlamak için “Avrupa Çip Yasası” 21 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe koyuldu. Ana hedef doğal olarak çip üretiminde dışa bağımlılığı minimum düzeye indirmek. Bu amaçla kamu ve özel sektör eşgüdümünde çip yatırımları için yaklaşık 43 milyar Avroluk bir destek sağlanması planlanmıştır. 

VE TÜRKİYE

1.5 milyara yaklaşan nüfusuyla Çin, bir kalkınma makinesine dönüşürken Türkiye ise ekonomide ve teknolojide beklenen gelişmeyi sağlayamadı. Çin, tarihinde ilk kez kişi başına düşen milli gelirde (2018 yılından itibaren) Türkiye’yi geçti... 1983’e kadar kişi başına düşen milli geliri Güney Kore’yi geçen Türkiye, 1983’ten itibaren Güney Kore’nin de gerisine düştü... 

1992’de mikroelektronik teknolojisinin Türkiye’ye kazandırılması yolunda yapmakta olduğu çalışmalar dolayısıyla TÜBİTAK Hizmet Ödülü ile ödüllendirilen Prof. Dr. Duran Leblebici Türkiye-Güney Kore gerçeğini şöyle anlatır:

“Güney Kore ve Türkiye bundan 30-40 yıl önce yola çıktığımızda aşağı yukarı aynı yerlerdeydik. Kore belli alanlara bilinçli bir şekilde yoğunlaşarak hem devletin hem sanayi kuruluşlarının aynı doğrultuda akması sonucunda bu yerlere geldi. Türkiye hâlâ savruk davranıyor.” (5 Şubat 2014) 

DAHA ACI OLANI İSE VİETNAM ÖRNEĞİDİR 

Bilgi ve iletişim teknolojileri ürünleri ihracatında 2002’de sadece 500 milyon dolarlık ihracat yapan Vietnam, 20 yılda bu ihracatını 137 milyar dolara çıkarmıştır. Türkiye ise 20 yılda 1.6 milyar dolar olan ihracatını ancak 2 milyar dolara çıkarabilmiştir... (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Prof. Dr. Ercan Uygur - t24 - 28 Eylül 2023)

Türkiye ile Vietnam, Güney Kore, Çin arasında yaratılan bu uçurumun sorumlusu kim? Kuşkusuz bunun sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir. Oysa devlet inovasyon politikalarını yönlendirmede etkin rol üstlenerek yenilikçi ve risk alıcı bir aktör konumuna gelebilirdi. Çünkü günümüzde devletler yeni teknolojilerin ve sektörlerin gelişimini sağlayarak ekonomik büyümeyi teşvik etmektedirler. Hatta bu teşvikleri çıkardıkları özel yasalarla (ABD ve AB örneğinde olduğu gibi) güvence altına almaktadırlar. Yani devlet pasif bir düzenleyici güç olmaktan çıkıp aktif bir inovasyon gücü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Türkiye de benzer sıçramayı kamunun öncülüğünde yapay zekâ teknolojileri ile yapabilir. Üstelik yapay zekâ teknolojilerinin maliyeti, eşiği dijital teknolojilerden daha düşüktür. Bunun temel yolu da üniversitelerin bilgi üretmesidir. Üniversiteleri bilgi üretmeyen bir toplumun ise geleceği yoktur... Artık herkes şunu çok iyi anlamalıdır: Üniversitelerinin bilgi üretmesine engel olanlar, ülkelerine karşı ihanet içindedirler.

KEMAL KILIÇDAROĞLU 

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026