ÖZGÜR HÜSEYİN AKIŞ
ARAŞTIRMACI, YAZAR
Çocuk işçiliği her ortaya çıktığında şaşırıyormuş gibi yapıyoruz. “Nasıl olur?”, “Bu çağda hâlâ mı?” diye soruyoruz. Oysa tarih bize açıkça gösteriyor: Çocuk emeği bir sapma değil, belirli bir iktisadi aklın doğal sonucudur. O aklın adı, yüzyıllar önce konulmuştu: merkantilizm.
Merkantilizm, devletin gücünü altın stoklarıyla, dış ticaret fazlasıyla ve ucuz üretim kapasitesiyle ölçen bir anlayıştı. Her yaştan herkesin çalışması gerektiğini savunan işte bu anlayıştı. Basitçe söyleyelim: Ne kadar ucuza üretirsen, o kadar güçlü olursun. Bu denklemde insanın değeri, maliyeti kadardır.
Çocuklar ise bu maliyet hesabının en “avantajlı” kalemiydi. Küçük bedenler, küçük ücretler, büyük kârlar... Bu yüzden çocuklar atölyelere, madenlere, tarlalara yalnızca yoksulluk yüzünden değil; sistematik tercihler sonucu sürüldü. Devletler bunu gördü, bildi ve çoğu zaman teşvik etti. Çünkü merkantilist zihniyet için “Önemli olan çocukların geleceği değil, bugünkü üretim rakamlarıydı.” Bu anlayışa göre, nüfus fazla olmalıdır çünkü her çocuk bir işçidir. Bu nedenle bu sistem içinde oldukça yüksek oranlarda çocuk işçiliğe rastlanır. Bu da genel anlamıyla daha sonradan yasalaşacak olan çocuk haklarının ihlali anlamına gelmektedir. Günümüzde de çocukların hakları her ne kadar yasalarla korunuyor olsa da çocuk işçilik oldukça yaygın olmakla beraber gizli biçimde devam ettirilmektedir.
AHLAK SORUNU
Bugün “Merkantilizm bitti” deniyor. Kapitalizm bugün bu görüşü içine sindirerek yalnızca yoluna devam ediyor. Adı artık “rekabet gücü”, “ihracat artışı”, “küresel pazarlara entegrasyon”. Anlamı aynı: Daha ucuza üret. Daha ucuza üretmenin yolu da değişmedi: En korunmasız olanı çalıştır.
Bugün Bangladeş’te, Hindistan’da, Afrika’da ya da Türkiye’de çocukların çalıştırıldığı sektörlere bakın: Tekstil, tarım, maden, geri dönüşüm, küçük atölyeler... Bunların tamamı düşük maliyetli üretim zincirlerinin halkalarıdır.
Yani çocuk işçiliği bir “kültür meselesi” değil. Bir “ahlak sorunu” hiç değil. Bir sınıf meselesidir. Türkiye’de çocuk işçiliği tartışmaları çoğu zaman ailelere fatura edilir. “Aile göndermese çocuk çalışmaz” denir. Bu cümle, kulağa mantıklı gelir. Ama eksiktir. Hatta yanıltıcıdır.
Çünkü soru şudur: Aile neden göndermek zorunda kalıyor? Yanıt basit: Yoksulluk. Peki yoksulluk neden kalıcı? Düşük ücret politikaları, güvencesiz çalışma, kamusal istihdamın zayıflığı, sosyal devletin tasfiyesi... Bunlar “doğal süreçler” değil. Siyasal tercihlerdir.
KİMİN REFAHI?
Merkantilist akıl şunu öğretir: Devlet, hangi sınıfın yaşayacağına karar verir. Bugün de karar veriliyor. Bir yanda kâr rekorları kıran şirketler. Diğer yanda okul yerine işbaşı yapan çocuklar. Bu tabloya bakıp hâlâ “istisna” diyorsak kendimizi kandırıyoruz. Çocuk işçiliğiyle mücadele, yalnızca denetim artırmakla olmaz. Bu, yangın söndürmeye benzer. Asıl mesele, yangını çıkaran düzeni tartışmaktır. Ucuz emek üzerine kurulu ekonomi modeli değişmeden, çocuklar kurtulmaz. Bu yüzden çocuk işçiliğiyle mücadele, özünde bir rejim tartışmasıdır. Nasıl bir ekonomi? Kimin için büyüme? Kimin refahı?
Bu sorulara verilen yanıt değişmedikçe, çocuk emeği bu topraklardan eksilmez.
Belki yalnızca görünmez olur. Mülteci, sığınmacı olup çalışan çocuklar gibi, medya sektöründe çalışan çocuklar gibi.