Ey Amerika, ey İsrail! Ortadoğu’yu mezbahaya çevirdiniz! - Sadık ÇELİK
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ey Amerika, ey İsrail! Ortadoğu’yu mezbahaya çevirdiniz! - Sadık ÇELİK

19.12.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

TARİHSEL PERSPEKTİF

İnsanlık tarihinin ilk sayfalarından süzülüp gelen, Kabil ve Habil'in hikayesi, insanlar arasındaki kıskançlık ve çekememezliğin en çarpıcı portrelerinden birini çizer. Bu kadim anlatı, toprağa düşen ilk kan damlasıyla, insan ruhunun karanlık dehlizlerinde yankılanan bir rekabetin, hırsın ve ihtirasın hikayesidir. Asırlar ötesinden gelen bu efsane, bugün bile insan doğasının en derin ve karmaşık duygularını aydınlatmaya devam eder. Tarihin tozlu sayfalarından yükselen bir yankı gibi, modern zamanlarda da insanların ve halkların birbirine karşı duyduğu derin ayrılıkları ve rekabeti yansıtır. 

Ortadoğu, geçmişten bugüne, tarihin en kanlı ve karmaşık çatışmalarına tanıklık etmiştir. Ve İsrail-Filistin çatışması, bu listeye en tepelerden girer…

“Vadedilmiş Topraklar" kavramı, Yahudi inancının ve tarihinin merkezinde yer alır. Tanrı'nın İbrahim'e ve onun soyuna, Kenan Diyarı olarak bilinen bölgeyi verme vaadini ifade eder. Bu bölge, bugünkü İsrail ve Filistin topraklarını da içeren, Ortadoğu'nun geniş bir alanını kapsar. Söz konusu vaat, Yahudi kutsal metinlerini kapsayan Tanah'ta (Eski Ahit) ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Bu anlatı, Yahudiler’de, söz konusu toprakların tarihsel ve manevi anlamda Yahudi halkına ait olduğu inancını güçlendirmiştir. Ve 20. yüzyılın başlarından itibaren bu bölge Filistin Arapları ve Yahudi göçmenler arasında artan gerilimlerin merkezi haline gelmiştir.

Bu tarihsel ve dini bağlam, İsrail-Hamas savaşına giden yolu anlamak için önemlidir. İsrail-Hamas çatışması, süregelen tarihsel ve dini anlaşmazlıkların, siyasi ve toprak bazlı gerilimlerin bir devamı olarak okunabilir.

1915-18 yılları arasında Filistin cephesinde, İngilizlerle birlik olan Araplar’ın, Anadolu’dan gelen bıyığı terlememiş askerleri -benim büyük dedelerim de dahil- nasıl sırtından vurduğunun, Osmanlı’yı arkadan nasıl hançerlediğinin acı dolu hikayeleri de bölgenin karmaşık geçmişinin bir başka boyutudur.

Yine, Araplar’ın topraklarını peyderpey Yahudiler’e satmaları da bugünkü İsrail’e giden yolun kaldırım taşlarını adım adım döşemiştir. 

Söz konusu tarihi olayların ve görüşlerin hiçbiri, bugün Gazze’de yapılan katliamın gerekçesi değildir, olamaz elbette. Ancak tüm bu perspektifler, bugün Gazze topraklarında yaşanan dramı her yönüyle görüp değerlendirebilmek için bilinmesi, farkında olunması gereken boyutları kapsar. 

1967'de gerçekleşen Altı Gün Savaşı, bu uzun çatışma tarihinde dönüm noktası olmuştur. İsrail bu savaşta Mısır, Ürdün ve Suriye’nin altını üstüne getirmiş ve sonuçta, Kudüs dahil olmak üzere pek çok yerin kontrolünü ele geçirerek topraklarını dört katına çıkarmıştır. 

Savaştan mağlup çıkmalarına rağmen, petrol çıkaran Arap devletlerinin (OPEC ülkeleri) ABD ve Katar’a uyguladığı ambargo kararı ise son derece çarpıcıdır. 

Peki bu ülkeler bugün ne yapıyor? 

Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler İsrail ile ilişkilerini sürdürüyor ve petrol kısıtlaması konusunda sessiz kalıyorlar. Tel-Aviv büyükelçisini geri çeken Ürdün dışında kimse ilişkileri askıya alma konusunda adım atmıyor. Ekonomi ve ticaret devam ediyor. Sadece insani ateşkes mevzu bahis olunca arabuluculuk etme konusunda birbiriyle yarışıyorlar.

HAMAS’IN YÜKSELİŞİ

60'lar ve 70'ler boyunca Filistin halkının bağımsızlık ve devlet kurma çabalarını temsil eden başlıca örgüt olarak bilinen Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) uzun süreli lideri olarak tanınan Yaser Arafat'ın ölümü ve Hamas'ın yükselişi, bölge politikasında önemli değişikliklere yol açmıştır. 

Hamas 2007 itibarıyla Gazze'de iktidarı ele geçirdikten sonra İsrail ile olan gerilim tırmanmıştır. Hamas, Filistin'de özellikle Gazze Şeridi'nde güçlü bir siyasi ve askeri varlık göstermektedir. Ancak, Hamas'ın uluslararası alanda meşruiyet kazanma konusunda zorluklar yaşaması, özellikle bazı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından bir terör örgütü olarak tanımlanması, bölgedeki çatışma dinamiklerini karmaşıklaştırmıştır. 

Hatta Hamas'ın İngiltere'de kurulduğu ve İsrail'in desteğiyle güçlendiği yönünde bile çeşitli iddialar bulunmaktadır. Hamas'ın yükselişi bazen de "Yeşil Kuşak Projesi" ile ilişkilendirilir. Bu görüşe göre, Hamas ve benzeri İslami grupların güçlenmesi, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan bu geniş çaplı jeopolitik stratejinin bir parçası olarak okunabilir.  

BUGÜN GELİNEN NOKTA…

Hamas'ın İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemini aşmasıyla başlayan son çatışmalar, bazı uzmanlar tarafından aslında İsrail’in beklediği ve bildiği bir süreç olarak yorumlanıyor. 

Bugün Hamas vatanını savunur konumda ama Hamas’ın israil’e saldırması kimin işine yaramıştır? 

Böylece İsrail, orantısız saldırılar düzenlemek ve bölgeyi bütünüyle işgal etmek için aradığı bahaneyi bulmamış mıdır!?

BM raporlarına göre, savaş nedeniyle bugüne kadar 20 bin kadar insan hayatını kaybetmiş ve 25 bin çocuk, anne veya babasız kalmıştır. Sadece bu iki rakam bile bölge halkının yaşadığı dehşet verici trajedinin boyutlarını gözler önüne sermeye yeter.

Filistinliler kuzeyden güneye, çevre ülkelere ve Sina’ya sürüklenmekte ve bölge adım adım Filistin halkının elinden alınmaktadır. 

İsrail’in bu gözü kara ve insanlık dışı saldırılarının altında yatan sebeplere baktığımızda tarihsel-dini saiklerin yanında, ekonomik beklenti ve çıkarların da mevzu bahis olduğunu görmek zor olmayacaktır elbette. Gazze ve çevresinin verimli toprakları, doğalgaz yatakları ve İsrail’in buradan da Akdeniz’e açılma arzusu… Tabii diğer yanda da Filistin’i tamamen kontrol altında tutarak, Hamas’ın faaliyetlerini bertaraf etme isteği…

İsrail katliamlarını sürdürmekten kolay kolay vazgeçecek gibi görünmüyor.  En azından tüm Gazze’yi ve Filistin'i işgal edene kadar.

Gazze’deki Filistinlilerin, topraklarını terk etmeme kararı ise vatanlarını savunma ve milli kimliklerini koruma arzularını, bu konudaki olağanüstü dirayetlerini yansıtıyor. 

ÇATIŞMANIN KÜRESEL BOYUTU

Büyük Ortadoğu politikasının tam da merkezindeki karargahtır İsrail. ABD’nin 51. eyaleti…

ABD ise, İsrail’in Hamas bahanesiyle bölgedeki sivillerin üzerine yağdırdığı bombalar aracılığıyla gerçekleştirdiği katliamın, insanlık dışı uygulamaların ortağıdır. İsrail-Hamas çatışması bölgesel bir mesele olmaktan çok uzak, küresel siyasetin ayrılmaz bir parçası haline çoktan gelmiştir. 

ABD’de İsrail lobisinin finansal gücü…  İngiltere ile Fransa’da da hakeza… Göz ardı edilemez. 

ABD’de yaşayan Yahudi asıllı Amerikan vatandaşlarının her birinin en az yirmi sivil toplum örgütüne üye olmaları ve burada lobi faaliyetlerinde bulunmaları…  Amerikan senatosundaki etkileri… 

Tüm bunlar herkes tarafından biliniyor ve ABD’nin çok boyutlu çıkar ve menfaatleriyle ne yazık ki birleşiyor. 

PEKİ TÜRKİYE?

Peki bu büyük resimde Türkiye, “Ey Amerika!”, “Ey İsrail!” naraları atmaktan başka neler yapıyor? 

Türkiye’deki, (Türkler tarafından işletilen) Amerikan menşeli birtakım kahve dükkanlarına yapılan saldırılardan, masaları sandalyeleri devirmekten, Niğde’de polise tokat atmaktan başka…

İnsani duyarlılık elbette gösterilmiştir. Yardımlar, Sina Yarımadası’nın kuzeyinde yer alan Ariş'teki uluslararası havalimanından Ariş Stadı'na nakledilmiş ve buradan da Mısır Kızılayı aracılığıyla Refah Sınır Kapısı üzerinden Filistin’e teslim edilmiştir. 

Ancak bir yandan kınama kararları alınması talep edilir, Netanyahu’nun savaş suçlusu olarak yargılanması istenirken diğer yandan gemicikler İsrail’le ticaret yapmaya devam ediyor. 

İç politikaya yönelik davranışlardan öteye geçemeyen bir dizi tavır…

Türkiye’nin etkisi sınırlı, Arap-Müslüman devletlerinin tavrı da ortada… 

Rusya’nın Ukrayna’yla savaştığı, Çin’in bölgesel dünya gücü olarak sahaya inmediği (“Sen bana dokunma, ben sana dokunmayayım” politikası gereği) bir ortamda, İsrail’in tek kale maç oynama eğilimi kadar doğal bir sonuç olamaz herhalde. 

YÜKSELEN SESLER

Neyse ki tüm dünyada insanlığın sesi tamamen susturulamıyor.

ABD de dahil, dünyanın hemen her yerinde üst perdeden sesler yükselmeye devam ediyor. 

Can kayıpları protesto ediliyor. Ölenlerin yüzde 70’inin sivillerden meydana geldiğini tüm dünya biliyor. İsrail’in savaş suçu işlediğini artık herkes kabul ediyor. Sivil toplum örgütlerinden sade vatandaşlara kadar insanlar, süregiden İsrail zulmünü protesto ediyor. Kanada, Belçika, İspanya’da  toplumsal muhalefetin sesi sokaklara yayılıyor. İngiltere’de meydanlar inliyor. Katliamlar ABD’nin ve AB yönetiminin ciddi anlamda sorgulanmasına neden oluyor.

İsrail vahşeti tüm dünyada vicdanları kanatıyor, meydanlar vicdan çığlıkları ile yankılanıyor.

Hatta artık ABD bile, yeni yıldan önce İsrail’in saldırılarını sonlandırması gerektiğini telaffuz ediyor. 

Peki ABD neden bu noktaya geldi?

Rusya-Ukrayna savaşında, Avrupa Birliği, savaşın artık kaybeden tarafında bulunuyor. Zira savaş, Batı’nın tüm desteğe rağmen artık Ukrayna lehine ilerleyemiyor. Putin ve Ruslara karşı gerçekleştirilen büyük boyuttaki ekonomik ambargolarla Rusya’ya diz çöktüreceğini düşünen ABD, başarılı olamadığını görmüştür. 

Ukrayna- Rusya savaşı ABD’ye ağır maliyetler yüklemiştir. Ekonomik sıkıntılar, yüksek enflasyon…

11 ay sonra ABD seçimleri geliyor ve hem Biden’a hem de Avrupa Birliği’ne iyi bir hikaye gerekiyordu…

Hamas’ın, İsrail’de sivillerin ölümüne yol açan eylemi, ABD ve AB açısından bu hikayenin yaratılması için, İsrail açısından da Gazze’ye saldırmak için iyi bir fırsat ortaya çıkardı. İsrail, başta tökezlese de çabuk toparlandı ve amansız saldırılarına başladı.  

Ancak ABD’nin tüm varlığıyla İsrail’in yanında yer alması, İsrail’in yaptığı katliamlara maddi manevi destek olması, Amerikan toplumunda itiraz seslerinin giderek artmasına yol açtı. Yükselen halk muhalefeti de Biden yönetimi üzerinde ciddi bir baskıya neden oldu. Gelinen noktada Biden ve AB, burada da çamura saplandı. 

Biden artık yaklaşan seçimlerin riske girdiğini görüyor. Netanyahu’dan ay sonuna kadar bu işi bitirmesini istiyor. Toplumsal muhalefet ve meydanların sesi Biden, ABD yönetimi ve aynı zamanda, İsraili destekleyen İspanya ve Belçika dışındaki Avrupa Birliği yönetimlerini politika değişikliği yapmak zorunda bırakıyor. 

Hem ABD’de hem de Avrupa’da yapılacak seçimlerde mevcut yönetimler muhtemelen el değiştirmek zorunda kalacaklar.

ABD’nin tek kutuplu düzeninin sürdürülebilir, insanların hayrına politikalar olmadığını Çin de, Rusya da görüyor. ABD ise bu durumun zaten son derece farkında… 

Çin ve Rusya düzenin böyle gitmeyeceğini öngördükleri için de şimdiden buna göre pozisyon almaya başlıyorlar. 

Çin’in homurtuları ve Rusya’nın güçlü ayak sesleri, yeni ve çok kutuplu dünya düzeninin yaklaştığının sinyalini veriyor. 

Durum böyle olunca da büyük Ortadoğu projesinin patronu ABD ve buranın jandarması İsrail endişeye kapılıyor… Ve olaylar bu minvalde sürüp gidiyor. 

Büyük güçlerin dünya sahnesindeki mücadelesi, tarihin sayfalarında bir sonsuzluk dansı gibi sürekli kendini tekrar ederken, insanlık, idealist bir gelecek arayışında bir adım ötesini görmek için çırpınıp duruyor. 

Kendi aydınlık geleceğini bir gölge oyunu haline gelmekten kurtarmaya çabalıyor…

SADIK ÇELİK

Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026