Ey Amerika, ey İsrail! Ortadoğu’yu mezbahaya çevirdiniz! - Sadık ÇELİK
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ey Amerika, ey İsrail! Ortadoğu’yu mezbahaya çevirdiniz! - Sadık ÇELİK

19.12.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

TARİHSEL PERSPEKTİF

İnsanlık tarihinin ilk sayfalarından süzülüp gelen, Kabil ve Habil'in hikayesi, insanlar arasındaki kıskançlık ve çekememezliğin en çarpıcı portrelerinden birini çizer. Bu kadim anlatı, toprağa düşen ilk kan damlasıyla, insan ruhunun karanlık dehlizlerinde yankılanan bir rekabetin, hırsın ve ihtirasın hikayesidir. Asırlar ötesinden gelen bu efsane, bugün bile insan doğasının en derin ve karmaşık duygularını aydınlatmaya devam eder. Tarihin tozlu sayfalarından yükselen bir yankı gibi, modern zamanlarda da insanların ve halkların birbirine karşı duyduğu derin ayrılıkları ve rekabeti yansıtır. 

Ortadoğu, geçmişten bugüne, tarihin en kanlı ve karmaşık çatışmalarına tanıklık etmiştir. Ve İsrail-Filistin çatışması, bu listeye en tepelerden girer…

“Vadedilmiş Topraklar" kavramı, Yahudi inancının ve tarihinin merkezinde yer alır. Tanrı'nın İbrahim'e ve onun soyuna, Kenan Diyarı olarak bilinen bölgeyi verme vaadini ifade eder. Bu bölge, bugünkü İsrail ve Filistin topraklarını da içeren, Ortadoğu'nun geniş bir alanını kapsar. Söz konusu vaat, Yahudi kutsal metinlerini kapsayan Tanah'ta (Eski Ahit) ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Bu anlatı, Yahudiler’de, söz konusu toprakların tarihsel ve manevi anlamda Yahudi halkına ait olduğu inancını güçlendirmiştir. Ve 20. yüzyılın başlarından itibaren bu bölge Filistin Arapları ve Yahudi göçmenler arasında artan gerilimlerin merkezi haline gelmiştir.

Bu tarihsel ve dini bağlam, İsrail-Hamas savaşına giden yolu anlamak için önemlidir. İsrail-Hamas çatışması, süregelen tarihsel ve dini anlaşmazlıkların, siyasi ve toprak bazlı gerilimlerin bir devamı olarak okunabilir.

1915-18 yılları arasında Filistin cephesinde, İngilizlerle birlik olan Araplar’ın, Anadolu’dan gelen bıyığı terlememiş askerleri -benim büyük dedelerim de dahil- nasıl sırtından vurduğunun, Osmanlı’yı arkadan nasıl hançerlediğinin acı dolu hikayeleri de bölgenin karmaşık geçmişinin bir başka boyutudur.

Yine, Araplar’ın topraklarını peyderpey Yahudiler’e satmaları da bugünkü İsrail’e giden yolun kaldırım taşlarını adım adım döşemiştir. 

Söz konusu tarihi olayların ve görüşlerin hiçbiri, bugün Gazze’de yapılan katliamın gerekçesi değildir, olamaz elbette. Ancak tüm bu perspektifler, bugün Gazze topraklarında yaşanan dramı her yönüyle görüp değerlendirebilmek için bilinmesi, farkında olunması gereken boyutları kapsar. 

1967'de gerçekleşen Altı Gün Savaşı, bu uzun çatışma tarihinde dönüm noktası olmuştur. İsrail bu savaşta Mısır, Ürdün ve Suriye’nin altını üstüne getirmiş ve sonuçta, Kudüs dahil olmak üzere pek çok yerin kontrolünü ele geçirerek topraklarını dört katına çıkarmıştır. 

Savaştan mağlup çıkmalarına rağmen, petrol çıkaran Arap devletlerinin (OPEC ülkeleri) ABD ve Katar’a uyguladığı ambargo kararı ise son derece çarpıcıdır. 

Peki bu ülkeler bugün ne yapıyor? 

Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler İsrail ile ilişkilerini sürdürüyor ve petrol kısıtlaması konusunda sessiz kalıyorlar. Tel-Aviv büyükelçisini geri çeken Ürdün dışında kimse ilişkileri askıya alma konusunda adım atmıyor. Ekonomi ve ticaret devam ediyor. Sadece insani ateşkes mevzu bahis olunca arabuluculuk etme konusunda birbiriyle yarışıyorlar.

HAMAS’IN YÜKSELİŞİ

60'lar ve 70'ler boyunca Filistin halkının bağımsızlık ve devlet kurma çabalarını temsil eden başlıca örgüt olarak bilinen Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) uzun süreli lideri olarak tanınan Yaser Arafat'ın ölümü ve Hamas'ın yükselişi, bölge politikasında önemli değişikliklere yol açmıştır. 

Hamas 2007 itibarıyla Gazze'de iktidarı ele geçirdikten sonra İsrail ile olan gerilim tırmanmıştır. Hamas, Filistin'de özellikle Gazze Şeridi'nde güçlü bir siyasi ve askeri varlık göstermektedir. Ancak, Hamas'ın uluslararası alanda meşruiyet kazanma konusunda zorluklar yaşaması, özellikle bazı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından bir terör örgütü olarak tanımlanması, bölgedeki çatışma dinamiklerini karmaşıklaştırmıştır. 

Hatta Hamas'ın İngiltere'de kurulduğu ve İsrail'in desteğiyle güçlendiği yönünde bile çeşitli iddialar bulunmaktadır. Hamas'ın yükselişi bazen de "Yeşil Kuşak Projesi" ile ilişkilendirilir. Bu görüşe göre, Hamas ve benzeri İslami grupların güçlenmesi, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan bu geniş çaplı jeopolitik stratejinin bir parçası olarak okunabilir.  

BUGÜN GELİNEN NOKTA…

Hamas'ın İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemini aşmasıyla başlayan son çatışmalar, bazı uzmanlar tarafından aslında İsrail’in beklediği ve bildiği bir süreç olarak yorumlanıyor. 

Bugün Hamas vatanını savunur konumda ama Hamas’ın israil’e saldırması kimin işine yaramıştır? 

Böylece İsrail, orantısız saldırılar düzenlemek ve bölgeyi bütünüyle işgal etmek için aradığı bahaneyi bulmamış mıdır!?

BM raporlarına göre, savaş nedeniyle bugüne kadar 20 bin kadar insan hayatını kaybetmiş ve 25 bin çocuk, anne veya babasız kalmıştır. Sadece bu iki rakam bile bölge halkının yaşadığı dehşet verici trajedinin boyutlarını gözler önüne sermeye yeter.

Filistinliler kuzeyden güneye, çevre ülkelere ve Sina’ya sürüklenmekte ve bölge adım adım Filistin halkının elinden alınmaktadır. 

İsrail’in bu gözü kara ve insanlık dışı saldırılarının altında yatan sebeplere baktığımızda tarihsel-dini saiklerin yanında, ekonomik beklenti ve çıkarların da mevzu bahis olduğunu görmek zor olmayacaktır elbette. Gazze ve çevresinin verimli toprakları, doğalgaz yatakları ve İsrail’in buradan da Akdeniz’e açılma arzusu… Tabii diğer yanda da Filistin’i tamamen kontrol altında tutarak, Hamas’ın faaliyetlerini bertaraf etme isteği…

İsrail katliamlarını sürdürmekten kolay kolay vazgeçecek gibi görünmüyor.  En azından tüm Gazze’yi ve Filistin'i işgal edene kadar.

Gazze’deki Filistinlilerin, topraklarını terk etmeme kararı ise vatanlarını savunma ve milli kimliklerini koruma arzularını, bu konudaki olağanüstü dirayetlerini yansıtıyor. 

ÇATIŞMANIN KÜRESEL BOYUTU

Büyük Ortadoğu politikasının tam da merkezindeki karargahtır İsrail. ABD’nin 51. eyaleti…

ABD ise, İsrail’in Hamas bahanesiyle bölgedeki sivillerin üzerine yağdırdığı bombalar aracılığıyla gerçekleştirdiği katliamın, insanlık dışı uygulamaların ortağıdır. İsrail-Hamas çatışması bölgesel bir mesele olmaktan çok uzak, küresel siyasetin ayrılmaz bir parçası haline çoktan gelmiştir. 

ABD’de İsrail lobisinin finansal gücü…  İngiltere ile Fransa’da da hakeza… Göz ardı edilemez. 

ABD’de yaşayan Yahudi asıllı Amerikan vatandaşlarının her birinin en az yirmi sivil toplum örgütüne üye olmaları ve burada lobi faaliyetlerinde bulunmaları…  Amerikan senatosundaki etkileri… 

Tüm bunlar herkes tarafından biliniyor ve ABD’nin çok boyutlu çıkar ve menfaatleriyle ne yazık ki birleşiyor. 

PEKİ TÜRKİYE?

Peki bu büyük resimde Türkiye, “Ey Amerika!”, “Ey İsrail!” naraları atmaktan başka neler yapıyor? 

Türkiye’deki, (Türkler tarafından işletilen) Amerikan menşeli birtakım kahve dükkanlarına yapılan saldırılardan, masaları sandalyeleri devirmekten, Niğde’de polise tokat atmaktan başka…

İnsani duyarlılık elbette gösterilmiştir. Yardımlar, Sina Yarımadası’nın kuzeyinde yer alan Ariş'teki uluslararası havalimanından Ariş Stadı'na nakledilmiş ve buradan da Mısır Kızılayı aracılığıyla Refah Sınır Kapısı üzerinden Filistin’e teslim edilmiştir. 

Ancak bir yandan kınama kararları alınması talep edilir, Netanyahu’nun savaş suçlusu olarak yargılanması istenirken diğer yandan gemicikler İsrail’le ticaret yapmaya devam ediyor. 

İç politikaya yönelik davranışlardan öteye geçemeyen bir dizi tavır…

Türkiye’nin etkisi sınırlı, Arap-Müslüman devletlerinin tavrı da ortada… 

Rusya’nın Ukrayna’yla savaştığı, Çin’in bölgesel dünya gücü olarak sahaya inmediği (“Sen bana dokunma, ben sana dokunmayayım” politikası gereği) bir ortamda, İsrail’in tek kale maç oynama eğilimi kadar doğal bir sonuç olamaz herhalde. 

YÜKSELEN SESLER

Neyse ki tüm dünyada insanlığın sesi tamamen susturulamıyor.

ABD de dahil, dünyanın hemen her yerinde üst perdeden sesler yükselmeye devam ediyor. 

Can kayıpları protesto ediliyor. Ölenlerin yüzde 70’inin sivillerden meydana geldiğini tüm dünya biliyor. İsrail’in savaş suçu işlediğini artık herkes kabul ediyor. Sivil toplum örgütlerinden sade vatandaşlara kadar insanlar, süregiden İsrail zulmünü protesto ediyor. Kanada, Belçika, İspanya’da  toplumsal muhalefetin sesi sokaklara yayılıyor. İngiltere’de meydanlar inliyor. Katliamlar ABD’nin ve AB yönetiminin ciddi anlamda sorgulanmasına neden oluyor.

İsrail vahşeti tüm dünyada vicdanları kanatıyor, meydanlar vicdan çığlıkları ile yankılanıyor.

Hatta artık ABD bile, yeni yıldan önce İsrail’in saldırılarını sonlandırması gerektiğini telaffuz ediyor. 

Peki ABD neden bu noktaya geldi?

Rusya-Ukrayna savaşında, Avrupa Birliği, savaşın artık kaybeden tarafında bulunuyor. Zira savaş, Batı’nın tüm desteğe rağmen artık Ukrayna lehine ilerleyemiyor. Putin ve Ruslara karşı gerçekleştirilen büyük boyuttaki ekonomik ambargolarla Rusya’ya diz çöktüreceğini düşünen ABD, başarılı olamadığını görmüştür. 

Ukrayna- Rusya savaşı ABD’ye ağır maliyetler yüklemiştir. Ekonomik sıkıntılar, yüksek enflasyon…

11 ay sonra ABD seçimleri geliyor ve hem Biden’a hem de Avrupa Birliği’ne iyi bir hikaye gerekiyordu…

Hamas’ın, İsrail’de sivillerin ölümüne yol açan eylemi, ABD ve AB açısından bu hikayenin yaratılması için, İsrail açısından da Gazze’ye saldırmak için iyi bir fırsat ortaya çıkardı. İsrail, başta tökezlese de çabuk toparlandı ve amansız saldırılarına başladı.  

Ancak ABD’nin tüm varlığıyla İsrail’in yanında yer alması, İsrail’in yaptığı katliamlara maddi manevi destek olması, Amerikan toplumunda itiraz seslerinin giderek artmasına yol açtı. Yükselen halk muhalefeti de Biden yönetimi üzerinde ciddi bir baskıya neden oldu. Gelinen noktada Biden ve AB, burada da çamura saplandı. 

Biden artık yaklaşan seçimlerin riske girdiğini görüyor. Netanyahu’dan ay sonuna kadar bu işi bitirmesini istiyor. Toplumsal muhalefet ve meydanların sesi Biden, ABD yönetimi ve aynı zamanda, İsraili destekleyen İspanya ve Belçika dışındaki Avrupa Birliği yönetimlerini politika değişikliği yapmak zorunda bırakıyor. 

Hem ABD’de hem de Avrupa’da yapılacak seçimlerde mevcut yönetimler muhtemelen el değiştirmek zorunda kalacaklar.

ABD’nin tek kutuplu düzeninin sürdürülebilir, insanların hayrına politikalar olmadığını Çin de, Rusya da görüyor. ABD ise bu durumun zaten son derece farkında… 

Çin ve Rusya düzenin böyle gitmeyeceğini öngördükleri için de şimdiden buna göre pozisyon almaya başlıyorlar. 

Çin’in homurtuları ve Rusya’nın güçlü ayak sesleri, yeni ve çok kutuplu dünya düzeninin yaklaştığının sinyalini veriyor. 

Durum böyle olunca da büyük Ortadoğu projesinin patronu ABD ve buranın jandarması İsrail endişeye kapılıyor… Ve olaylar bu minvalde sürüp gidiyor. 

Büyük güçlerin dünya sahnesindeki mücadelesi, tarihin sayfalarında bir sonsuzluk dansı gibi sürekli kendini tekrar ederken, insanlık, idealist bir gelecek arayışında bir adım ötesini görmek için çırpınıp duruyor. 

Kendi aydınlık geleceğini bir gölge oyunu haline gelmekten kurtarmaya çabalıyor…

SADIK ÇELİK

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025