Ölümden Çalan Bilge: Vedat Günyol - Ali Ekber ATAŞ
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ölümden Çalan Bilge: Vedat Günyol - Ali Ekber ATAŞ

09.07.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir insanı anlatmak, onun ne kadarını anlatmaktır ya da anlatamadıklarımız onun ne kadarıdır?

Bu sorunun yanıtı, 93 yıl, 4 ay, 3 gün hayata ömür katan yaşamıyla bizimle beraber yaşayan Vedat Günyol’dur.

On yedi yıl önce aramızdan ayrılmıştı. Şu ana evrilen hayatımın dönüm noktasıdır O. O’nun yaşamının son yirmi yılına tanıklık etmek, aynı zamanda yirminci yüzyılı da, başından sonuna geçmek demekti. Bu şansı yakalamakla kalmadım. Onun anısına bir armağan kitabı hazırlayan kişi olmanın ayrıcalığını da yaşadım. Vedat Günyol’un yapıp ettiklerinin yanında, benim bu yaptığım, deyim yerindeyse okyanusta bir damla.

Vedat Günyol, hem damlada okyanusu duyumsatan hem de okyanustaki damlanın varlığını hepimiz için görünür yapan, Doğan Hızlan’ın demesiyle “Doğu Batı sentezinde; Batılı bir bilge, Doğulu bir derviştir.” O’nda, Yunus Emre’den “el almış” bir dervişin, Pir Sultan’dan beslenmiş insancı, sosyalist devrimci kişiliğinin bir yansımasını görürüz. Her ikinin bireşiminden, kedisini çağdaş zamanlarda da yaşatacak bilge bir kişilik yaratmıştır. Vedat Günyol, karşısındakini aydınlatmakla kalmaz, bir benzerini de karşısındakinde yaratan bir kültür insanıdır. 

AKILCILIKTIR ATATÜRK

Akılcılığı biz Atatürk’le yakaladık. Şimdi oysa aklın yerine inancı, bilimin yerine din öğretisini egemen kılan küresel bir sömürü düzeninin egemen olduğu, halkları yoksul bırakılan bir dünya, savaşlarıyla kirletilen bir çağı yaşıyoruz. Küresel sermaye politikalarının, gelişmekte olan ve yarı gelişmiş ülkelere ihracı, yoksul halklara yaşattığı acılarıyla bir insanlık sorunu olarak sürmektedir hâlâ. Dünyanın emekçi ve yoksul halkları, kendi sorunlarını sahiplenmezlerse eğer, gelecek daha beter olaylara gebe. Olayların sonuçlarını dünyadan bağımsız yaşamıyoruz elbet. Ne ki, her ülke koşullarında farklı biçimleriyle yaşanmış olsa da, küreselleşme politikalarının sonuçları hep aynı acıyı yaşatıyor insanlığa:

Sömürü, işsizlik, etnik ve bölgesel savaşlar, doğanın yok edilmesi, çevre kirliliği, ileri teknoloji ürünlerinin yaydığı zararlı gazlardan ozon tabakasının delinmesi, mevsimlerin yer değiştirmeleri, buzulların erimesi, depremler, yangınlarla ormanların yok edilmesi, buna bağlı olarak da toprak kaymaları, büyük seller, felaketler... 

Batı aydınlanmasının tarihi yuvarlak hesapla dört yüz yıldır. Bu tarihsel olaylar, ana başlıklarıyla şunlar: Rönesans (14-16. yüzyıl), Reform (16. yüzyıl), 1789 Fransız İhtilali (18. yüzyıl), Sanayi Devrimi (18-19. yüzyıl), 1917 Ekim Devrimi (20. yüzyıl)…

ENDÜSTRİYEL KAFAYI YETİŞTİREMEMEK

Batı aydınlanmasının tarihi yuvarlak hesapla dört yüz yıldır. Bu tarihsel olaylar, ana başlıklarıyla şunlar:  Rönesans (14-16 yüzyıl), Reform (16 yüzyıl), 1789 Fransız İhtilali (18. Yüzyıl), Sanayi Devrimi (18-19 yüzyılları), 1917 Ekim Devrimi (20 yüzyıl)… Batı’daki tarihsel gelişimi böyleyken, Osmanlı’dan Türkiye’ye gelinen süreçte neler olmuş, ana başlıklarıyla şöyle:

Biz de gelişmelerin tarihsel sıralaması da şöyle: Fatih’in, 21 yaşında genç bir padişah olarak, 29 Mayıs 1453'te (15 yüzyıl) İstanbul'u fethetmesi, Orta Çağ'ın sonu, Yeni Çağ'ı başlatan tarihi olmuştur. I. Meşrutiyet (1876 Islahat Fermanı/Kanun-i Esasi), II. Meşrutiyet 23 Temmuz 1908 (10 Temmuz 1324 ilan edildi), 18 Mart 1915-18 Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları, 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı, 20 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisinin kurulması, 29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilanı…

Zaman dizinsel olarak farklı tarihsel bu olaylar gecikerek de olsa, Osmanlı’da başlayıp Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetle sonuçlanan bir süreç oldu.  Bu topraklarda, Anadolu aydınlanmasını başlatarak, Batı’nın dört yüz yıllık tarihini 19 yılda geçmiştir.

Vedat Günyol, Batılı çağdaşlarının bile el atamadığı, dünyada bir ilk olan, hem de Hitler’in Avrupa’da yükselişe geçtiği bir dönemde, “Devletler Hukukunda Birey” teziyle hukuk tarihinde belki de bir ilke imza atmıştı.  Onun bu düşünür kimliği, Atatürk Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği “aklı inançtan, bilimi dinden bağımsızlaştıran” bir Anadolu bilgeliğini bir yansımasıdır. Günümüz ve çağımız sorunlarını ilişkin uyarılarını ta o zamanlardan yaptı. Mustafa Kemal Atatürk’le başlayan Anadolu Aydınlanması’nın kültür ve eğitim ayağının, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte, kilit taşlarından biridir. hangi yapıtını okursanız okuyun, bugün yazılmış gibi günceldir, yaşayandır ve de uyaran. 

SONUÇ

1940-47 yılları, Anadolu Rönesansı’nın kültür ve eğitim ayağındaki devrimci atılım dönemidir.  Hasan Ali’nin bakanlık dönemi, Batı aydınlanmasının kültür hayatımızda yaratıldığı dönemdir. İlköğretim Genel Müdürü olarak Tonguç’un Köy Enstitüleri projesi, Türk devriminin eğitim alanında köye inmesi köylüyü kalkındırmasıdır. Hasan Ali’nin bakanlıktan düşürülüp, yerine bilisiz Şemsettin Sirer’in getirilmesi büyük bir kırılma yaşatmıştır. Karşı devrimin attığı en büyük adımdır bu. İşte, Hasan Ali ve İsmail Hakkı Tonguç ikilisinin bu devrimci ve ileri atılımın içinde Vedat Günyol da vardır. Köy Enstitülü yıllarında başlatılan Batı klasiklerin çevirisine Sirer döneminde son verilir.  Günyol, 1962 yılında kurduğu Çan Yayınlarıyla, Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte Batı Klasiklerinin çeviri işini üstlenirler. 62 yapıtı dilimize çevirip, Türkçeye kazandırırlar.  

Vedat Günyol, geçmişten günümüze yaşadıklarımızın, Türk insanının geri bırakılmışlığının, kalkınamayışımızın temel nedeninin endüstriyel bir kafaya, eleştirel akla sahip olamayışına ve bir Batılı gibi; dünyaya, olay ve olgulara, bütünlükle bakamayışına bağlar.

Batı’da, endüstriyel bir kafanın neler yaratacağını, çok yakından gördü. Sorunlara, olay ve olgulara, bilim kuşkuculuğuyla dolu bir akılla, tam bir Batılı gibi yaklaşmıştır. Soğukkanlı oluşu bundan. Duyguyu bilince dönüştürdü. Heyecanı üretime yöneltmesini bildi. Ustalığı alçakgönüllülükle, hoşgörüyü üretkenlikle buluşturdu. Toplumsalcı Türk Hümanizminin bir okuluydu. Bu düşünceyi dizgeleştirdi. Elbet ki, Vedat Günyol, onu çok iyi anlayan bir çevrenin içindeydi. Bundan olabildiğince beslendi. Eksik olanı gördü:

Endüstri toplumlarını yaratan ve gelişmeyi geliştiren, ilerlemeyi, sonsuz ilerlemeyi hedeflemiş bir bilim, kültür, sanat ve düşün toplumunu yaratacak “endüstriyel kafa”larımızın olmayışı.  

Batı’nın bu özelliğini, endüstriyel bir kafanın neler yaratacağını, kendi kuşağı da dâhil, herkesten önce gördü. Sorunlara, olay ve olgulara bilimsel, kuşkucu bir akılla, sorgulayıcı tam bir Batılı gibi yaklaşmıştır Soğukkanlı oluşu bundan. Duyguyu bilince dönüştürdü. Heyecanı üretime yöneltmesini bildi. Ustalığı alçakgönüllülükle, hoşgörüyü üretkenlikle buluşturdu. Toplumsalcı Türk Hümanizminin bir okuluydu. Bu düşünceyi dizgeleştirdi. Elbet ki, Vedat Günyol, onu çok iyi anlayan bir çevrenin içindeydi. Bundan olabildiğince beslendi. Atatürk’ün ne yapmak istediğini çok iyi anladı, anlattı. Kullandığı dil halkının, yaşamı halktan, sıradan bir insanın yalınlıkları içinde geçti. Tek mülkü zamandı. Zamanın yıkıcılığına, üreterek karşı koydu. Yediden yetmişe herkesin anladığı, herkesin kendince bir heyecan yaşadığı, duygulandığı, düşünce olgunlaştırdığı bir dil ustasıydı o.

Batı teknik ve biliminin kültür uygarlığını, neden Osmanlı’nın yaratamadığı sorununa da eğildi. Bu konu üstüne sorular sordu, düşünceler geliştirdi. “Kalkınmanın Yolu” [1] başlıklı yazısında bu sorunun temel yanlışına dikkat çeken şu sözleri önemli:

“Osmanlı İmparatorluğu da dünyayı ele geçirme tutkusundan doğmuş bir imparatorluktu. Teknik üstünlükten gelen o büyük savaş gücü ve örgütçülüğüyle Avrupa’yı en azından iki yüz yıl aşmış olan bu imparatorluk dinamizmini bu tutkudan alıyordu. Fatih’e toplar döktüren, savaş endüstrisinde yenilikler yaptıran bu tutku olmuştu…”

Bu gelişmişliğin geriliğini de şu nedenlere bağlıyordu1952’de yazdığı bu yazısında:

“…yeterli hiçbir endüstri çabasına dayanmadan, sadece ‘ganimetlerle’ beslenip, sarayla ona bağlı bir azınlığın rahatı ve Anadolu halkının yoksulluğu pahasına, imparatorluğun çöküş günlerine kadar, kuru, anlamsız, boş bir tutku olarak sürüp gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren nedenlerin başında kendi öz halkının yararına işleyen bir ekonomik düzen ve endüstriyel uygarlık kuramamış olması gelir. Bugün de Türkiye’yi yarı sömürge durumuna düşüren aynı nedenlerdir…” [2]

ALÇAKGÖNÜLLÜĞÜ ÜRETKENLİKLE USTALIĞI HOŞGÖRÜYLE BİRLEŞTİREN DÜŞÜNÜR

Bütün yaşamı ve yaşantısının her evresi, çözüm odaklı düşünen ve yaratan, geliştiren biri oldu. Saltık, bu özelliklerini kendisiyle sınırlamadı, “kendisinin bir benzerini de, karşısındakinde yarattı.” İnsanlığın yaşadığı bunalım ve sorunlara salt, ekonomik temelde bakmadı. Evet, ekonominin belirleyiciliğinden söz eder. Ne ki,  ekonominin bu belirleyiciliğinin alt yapısında da yine, “kültür ve eğitim”in yattığına dikkat çekti hep.

Ülkenin kalkınmasında eğitim ve kültürün ekonomik gelişmelerden önemlisidir Günyol için. Eğitimli ve kültürlü bir insandan, akıl bağımsızlığını sağlamış ve aklını kullanabilme cesaretini gösteren bireylerin yetişmesi değişimin diyalektiğinin zorunlu bir sonucudur. Günyol için insan, sosyal, kültürel, akıl, duyu ve duygu varlığıdır da aynı zamanda. O’nu benzerlerinden farklı kılan ve bugün hâlâ konuşuyor olmamızın nedeni, yaşamının bütün evrelerinde değişimin diyalektiğiyle iç içe bir ömür sürmüş olmasıdır. Bir yanda, aydınlanmacı, bilimsel düşüncenin savaşımcısı bir baba, öte tarafta tutucu ve dinsel öğretiye bağlı bir yaşam süren dede. Bu karşıtlığın, “düşünce-inanç” çatışmasının yaşandığı durumda elbet ki, Günyol, bilimsel düşünceden yana tavrını almış. Aslında çelişki gibi görünen bu “inanç-düşünce” çatışmasından, diyalektik düşüncenin insanı, toplumsalcı öğretinin insancı düşünürü, devrimci sosyalisti, Vedat Günyol çıkmıştır.

Vedat Günyol, “Türkün Mutluluğu Atatürk” başlıklı yazısında imparatorluklar çağından (yönetim anlayışlarından) Kurtuluş Savaşları ve demokrasi yüzyılına yönelişimizin nedenlerine eğilir ve Atatürk’ün, Türk toplumuna neleri kazandırdığından söz eder. Aslında bu yazı, imparatorluk çağına ve yönetim anlayışlarına, yöneticilerine de bir eleştiridir. Şöyle diyor Günyol ve ardından sesleniyor:

“İmparatorluklar kurmuş bunca devlet adamları uluslarına ne getirmişti yağmalar, talanlar, sönmüş ocaklar, kinler, her iki yanda gözyaşları, ahlar vahlar pahasına kazanılan topraklarla şan şeref edebiyatları, fetih gururları dışında?”

Can alıcı şu soruyu sorar:

“Anadolu halkına, köylüsüne ne kazandırmıştı bunca fetihler, istilalar ‘hanedan’ gururu, şan şeref tutkuları dışında, hayatı sevinç ve istekle karşılamak için ne yol göstermişlerdi uluslarına?”

Atatürk’e gelinceye değin, yaşanılan bunca acıların, Atatürk’le birlikte “hayatı sevinç ve istekle karşılamak için” yollara düşen Türk halkını yakından tanıkla kalmadı. Osmanlı’nın tarihsel hatasını görmüş ve onarmıştır. Emperyalizme karşın, emperyalizme karşı savaş açarak devrimler tarihine Kurtuluş Savaşları kavramını kazandırarak ezilen uluslara örnek olmuştur.  Anadolu halkının bağımsızlık özlemini gerçekleştirmiştir. Çünkü “Atatürk, Türk ulusunun mutluluğunu kendi mutluluğu sayıyordu. O da her insan gibi mutlu olmak istiyordu elbet. Ama bir başkumandan, bir devlet şefi olarak, tek başına mutlu olamayacağını biliyordu.” Türk halkının dilini Türkçeyi, yeniden devlet dili yaparak onu; kuldan köleden bireye, tebadan halka, ümitten ulusa bir evrilmeyle kimlik kazandırmıştır. İşte Atatürk’ün büyüklüğü!

Vedat Günyol’un demesiyle Atatürk, “Batı uygarlığına giden yoldu”r. Devrimsel olanın önemine değiniyor. Altmış dokuz yıl (1952) öncesinden bugünü anlatan yazısında Türk halkına şöyle sesleniyordu:

“Türkiye’nin dramı, Batı uygarlığı dışında kalmış bütün geri ülkeler gibi, ‘Ölmesini bilmeyen şeylerle yaşamasını bilmeyen şeyler arasındaki amansız çatışma’daydı. Ölmesini bilmeyen şeyler, Türkiye’yi Batı dünyasından en az bir iki yüzyıl geride bıraktıran kör inançlar, yobazlıklar, olumlu bilgi düşmanlığıydı. Yaşamasını bilmeyenlerse, ta Mahmut II’den bu yana başlayan ama en iyi niyetli aydınlarımızın bile ölesiye bağlanıp yaşatamadıkları, yaşatmakta direnmedikleri Batı uygarlığını yapan bilim kafasıydı…” [3]

Vedat Günyol, Türk aydınını, kararan şu günlerde göreve çağırıyor:

“Atatürk Türk ulusuna hayatı sevinçle karşılamanın, yani mutluluğun yolunu göstermiştir. Bu yolda yürümek, bu uğurda ölesiye savaşmak, devrimleri devrimlerle beslemek Türk aydınına düşen en büyük görevdir.”

Vedat Günyol’un dil ve Türkçe konusunda söyledikleri

“Ben neyim şimdi? Bir Türk. Neyimle Türk? Dilimle. Türkçe benim doğal yurdumdur, dünyanın neresinde olursam olayım, hiç fark etmez. Yunuslardan, Karacaoğlanlardan, Pir Sultanlardan, Dadaloğlulardan süzüle incele, özleşen, gelişen bir dildir benim yurdum, barınağım, can damarım. Dilim dolayısıyla Türk olmak, büyük bir onurdur benim için. Ben Türkçenin âşığıyım, diyebilirim. Türkçemle düşünüyor, Türkçemle yaşıyorum. Ne var ki anadili bir yerde, yetmiyor insanı insan kılmaya. Dünyaya açılmak için başka insanların konuştuğu dillere de el atmak, gönül bağlamak gerek.”[4]

Bilim kafasından inanç karanlığına getirildiğimizin çağını yaşıyoruz. Yaşadıklarımız, dünyada olup bitenlerden bağımsız değil elbet. Her yaşanan yeni durum, kendisinden sonrakilere ortam hazırlar. İnsan bunun farkında ve bilincinde olduğu sürece, değişimi içselleştirir ve gelişme yasalarının gereğini yapar. Vedat Günyol, gelişme yasalarını, değişimin diyalektiğini yaşamının her evresinde duymuş ve yaşamıştır. Onu bugünlere taşıyan, şu ana getirmekle kalmayıp yarınlarda da söyleyip yazdıklarını tartıştıracak olan da budur. Düşünür yanını, eğitimci kimliğini, insancı (hümanist) kişiliğini bu çatışma içinde bulmuş. Tıpkı, Atatürk gibi o da, “ölmesini bilmeyen şeyler”e karşı yaşaması gerekenleri yaratmış ve yaşatmış bir düşünür. Günyol, ortaya koyduğu her eserinde Atatürk’ün yapmak istediklerini çok iyi kavramış, yapmak istediklerinin peşine düşmüş, ondan ödünçlediği devrimci düşüncesini geliştiren çalışmalar ortaya koymuştur. Günyol’un yapmak istediklerini şu sözlerinde ve düşündüklerinde bulabiliriz Atatürk’ün:

“Benim yaptığım işler birbirine bağlı ve gerekli şeylerdir. Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan söz edin”.

Bu sözlerdeki diyalektik bakışı ve özü, bilimsel düşünüşü, ortak akıl ülküsünü hedefleyen bilincini, kendi bilincinin de bir ilkesi yapmış ve yaşamının her evresine yaymıştır bunu.

Ölümden çalan bir bilgedir Vedat Günyol!

ALİ EKBER ATAŞ


[1]  Vedat Günyol, “Yeni Türkiye Ardında” (Çağdaş Yayınları, 2. Bası, Kasım 1998, s. 29).

[2] a. g. y., s. 29-30.

[3] Günyol, Vedat. Yeni Türkiye Ardında, Türkün Mutluluğu Atatürk, s. 45-46

[4]  Ali Ekber Ataş. “Vedat Günyol’a Armağan 100’ 5 Vardı” (aktaran: H. Erdem, s. 121).


Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025