Türkiye’de halk, AKP iktidarının kurduğu baskı rejimine karşı nasıl mücadele edileceği konusunda bir çaresizlik yaşıyor. Bunun bir nedeni de sorunu tam olarak teşhis edememekten kaynaklanıyor.
Yaşanan sorunların teşhis edilmesi için öncelikle şu tespitler yapılmalıdır:
1) Anayasanın, 6. maddesinde, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz”; 8. maddesinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanı tarafından, anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”; 11. maddesinde, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” ifadeleri yer aldığı halde; AKP hükümeti 2007 yılından itibaren anayasa maddelerini ihlal etmektedir.
2) Anayasanın, 25. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir”; 26. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir”; 28. maddesinde, “Basın hürdür, sansür edilemez”; 34. maddesinde, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”; 138. maddesinde, “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” ifadeleri yer aldığı halde; AKP iktidarı bu maddeleri ihlal ederek binlerce gazeteciyi, yazarı, belediye başkanını, bürokratı, siyasetçiyi, akademisyeni, öğrenciyi, sanatçıyı, iş insanını, askeri, sivil toplum örgütü yöneticisini, vatandaşı tutuklamıştır.
3) Anayasanın, 24. maddesinde, “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” ifadesi; 42. maddesinde, “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” ifadesi yer aldığı halde; AKP hükümeti siyaseti, kamu kadrolaşmasını ve eğitimi dinselleştirmiştir.
***
Bu durumda, Cumhuriyetin temel ilkelerini savunan muhalefet cephesinin birleştirilmesi ve genişletilmesi; anayasanın 34. maddesinin tanıdığı haktan azami seviyede yararlanılması; kamu kurumlarının anayasanın 6., 8. ve 11. maddelerine uymaları doğrultusunda düzenli bir çağrının yapılması ve devletle milletin bütünleştirilmesi; gerektiğinde bir genel grev eyleminin örgütlenmesi; bu anayasal ve yasal direniş eylemlerinin paralel biçimde uygulanması; seçme ve seçilme özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı sağlanana kadar bu eylemlerin sürdürülmesi gerekir.
CHP’nin, AKP işbirlikçilerinin işgalinden kurtarılması için ise öncelikle CHP üyelerinin ve seçmenlerinin, anayasanın 34. maddesinin tanıdığı hakkı kullanarak, CHP Genel Merkezi önünde geniş katılımlı bir protesto mitingi düzenlemeleri ve acil olağanüstü kurultay çağrısı yapmaları gerekir.
Bu eylemden sonuç alınamazsa, bir yandan yeni parti kurulurken, bir yandan da CHP’nin içinde mücadelenin verilmesine devam edilmesi; olağan kurultay süreci bağlamında mahalle, ilçe, il kongrelerinde ve kurultayda, “mutlak butlan” yönetiminin karşısına ilçe ve il başkanı adaylarının, genel başkan adayının ve parti meclisi üyesi adaylarının çıkartılması; yeni parti kurma örgütlenmesiyle bu örgütlenmenin paralel yürütülmesi; CHP’nin işgalden kurtulması durumunda, yeni partideki kadroların CHP’ye katılması ve ondan sonra CHP’de bir olağanüstü kurultayın gerçekleştirilmesi gerekir.