Yaz aylarının gelmesiyle birlikte, kültür sanat etkinliklerinin afişlerini her yerde görmeye başladık; festivallerin, konserlerin, kitap fuarlarının, dinletilerin... Bu etkinlikleri özel organizasyon şirketleri üstlendiği gibi, belediyeler de âdeta birbirleriyle yarışırcasına kültür sanat programları düzenliyor. Ve belediyelerin düzenlemiş oldukları programlar da özel şirketlerin yüksek bütçeli etkinlikleri gibi kaliteli olabiliyor. Ancak bazen de keşke hiç yapılmasaydı dediğimiz etkinliklerle karşılaşabiliyoruz.
Belediyeleri genellikle yaptıkları yollarla, döktükleri asfaltlarla, çöpleri toplamalarıyla, yürünebilir kaldırımlar yapmalarıyla, altyapı çalışmalarındaki başarılarıyla değerlendiriyoruz. Diğer görevlerinin de yeni açılan işyerlerine ruhsat ve yapılan inşaatlara usule uygun imar izni vermeleri olduğunu düşünüyoruz. Aslında bütün bunlar, belediyelerin olmazsa olmaz temel hizmetleri. Ancak bu hizmetler ne kadar düzenli ve doğru bir şekilde yapılsa da yalnızca bunlarla bir kentin yaşanabilir bir yer olması mümkün değil. Bir kentin yaşanabilir bir yer olması için o kentte düzenlenen kültürel ve sportif etkinlikler de çok önemli. Hatta kültür, sanat ve spor alanındaki nitelikli çalışmalar, bir belediyenin yalnızca hizmet üreten değil, kente değer katan bir kurum olduğunu da gösterir.
KÜLTÜR POLİTİKALARI
Belediyelerin belli başlı kültür politikaları olmalı. Ve bu politikalar sanat eğitimi, nitelikli kültürel çalışmalar ve popüler kültür olmak üzere üç gruba ayrılmalı; gençlere, yerel ve ulusal-uluslararası düzeydeki sanatçılara alanlar açmalı. Günümüzde gençler ve yerel sanatçılar sanatsal üretimlerini göstermekte hayli zorlanıyorlar. Bu düzeydeki sanatçı adayları ya da sanatçılar belediyelerinin verdikleri olanaklarla üretimlerini sanatseverlerle buluşturup, ulusaluluslararası düzeye çıkabilirler. Belediyeler bu hizmetlerinde herhangi bir maddi beklenti ya da düzenlenen etkinliğin niceliksel yönüne bakmamalı, bu hizmetlerin yaşanılabilir bir kent oluşturulmasının en önemli basamağı olduğunu unutmamalıdırlar.
Genç sanatçıların yetiştirilmesi için belediyelerin kendi bünyelerinde sanat akademileri kurabilir. Bu akademilerde üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde görev yapan akademisyenlerden destek alınabilir. Yılın belli dönemlerinde sanata ilgili olan çocuklar sınava tabi tutulup; sınavlarda geçer not alan resme ya da müziğe yetenekli çocuklar akademiye kabul edilip, çalışmalarına başlayabilirler. Arp, piyano, çello gibi müzik aletleriyle tanışıp; yaptıkları resimlerle, rengin ve çizginin dünyasına adım atabilirler. Bu çocuklar üniversite çağına geldiklerindeyse sınavları kazanabilecek düzeyde güzel sanatlar akademilerinin sınavlarına girebilirler. Böylesine ciddi bir eğitimden geçen gençlerin başarılı olmamaları neredeyse mümkün değil.
SAĞLIKLI BİR TOPLUM İÇİN...
Bunun dışında, akademi öğrencisiyken bile belediyenin düzenlediği, katılımın oldukça yoğun olduğu etkinliklerde sahneye çıkıp, resimlerini sergileyip sanatsal üretimlerini sanatseverlerle buluşturarak sanatçılığa ilk adımlarını atmış olurlar. Böylece küçük yaşlarından itibaren sanatın farklı dallarıyla tanışan çocuklar mesleki seçimlerini sanatçı olarak tercih etmeseler bile, suça bulaşmamış, sosyokültürel yönden güçlü, psikolojik sağlamlığı olan, çevrelerine faydalı bireyler olarak yetişirler. Haliyle yaşadıkları bölgelerin de refah seviyesini arttırırlar.
Genellikle belediyelerde bir işe başlanırken önden işin sonucu düşünülüp “Bu projeyi yaşama geçirirsek halkta karşılığı olur mu acaba?” diyerek aslında yapılması gereken işler kimi zaman yapılmıyor. Özellikle edebiyat etkinliklerinde bununla sık sık karşılaşıyoruz. Belediyelerin birçoğu kitap fuarları, yazar buluşmaları, imza günleri düzenliyorlar. Ancak bir bakıyoruz ki alan doldurma endişesiyle nitelikli eserler verip vermemesine bakılmaksızın, sosyal medyadaki takipçi sayısına göre bile, yazar davetlerinin yapıldığına şahitlik edebiliyoruz. Hatta kitabı olmayan ekran yüzleri ya da siyasetçiler kitap fuarlarında konuşmacı olabiliyorlar. İşte böylesine -mış” gibi yapılan edebiyat etkinlikleri genelgeçer oluyor ve halkta da bir karşılığı olmuyor.
HALKA DEĞİL, HALKLA
Belediyeler edebiyat alanında da belli bir plan dahilinde halkta karşılığı olabilecek işleri yaşama geçirebilir. Tıpkı sanat akademilerinde olacağı gibi “edebiyat evleri” kurulup, alanında uzman kişilerden ve yazarlardan destek alabilirler. Öykü, roman, şiir, çevirmenlik, editörlük alanlarında yetenekli olan gençler keşfedilip, çalışmalara başlanabilir. Böylece onlara yazın dünyasına katılmalarında doğru bir yol çizilebilir. Hatta bu gençlerin yayınevlerinde istihdam edilmesi sağlanabilir. Bunun dışında kitap kulüpleri kurulup, okur kitlesi oluşturulabilir. Ve bu kulüplerde yazarlar ile kitaplar üzerine sohbetler edilebilir; okurlar sevdikleri yazarlarla bir bağ kurabilirler. Bu edebiyat evlerinin bir başka amacı da geçmişten günümüze kadar ilçenin edebiyat tarihindeki yerini araştırmak olmalıdır.
İnsanlar yaşadıkları yerlerde geçen hikâyelere, romanlara ve şiirlere duyarsız kalamazlar, hatta oraya kendilerini daha fazla ait hissederler. Tabii ki bu çalışmaların sonucunda da belediyeler tarafından kitaplar hazırlanmalı, kalıcı bir bellek oluşturulmalıdır. Böylece bilinçli bir okur kitlesi oluşturulacak, düzenlenecek olan edebiyat etkinliklerinde niceliğe değil niteliğe önem verilerek refah düzeyi yüksek bilinçli bir toplum inşa edilecektir.
PLANLAMADA UZMANDAN DESTEK ALINMALI
Kente entelektüel bir altyapı oluşturan kültür politikalarının dışında, her ne kadar karşı çıkanlar olsa da insanları ruhsal yönden rahatlatacak ve bölgeye bir dinamizm katacak olan, popüler kültüre ait politikaları da geliştirmek gerekir. Tabii ki bunda da bir nitelik aranmalı ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır. Bu tür etkinlikler her ne kadar günübirlik olsa da “Ben yaptım, oldu” anlayışıyla hazırlanamaz.
Halkın isteklerine göre planlar yapılır ve bu planlar oluşturulurken de sosyal bilimcilerden destek almak artık bir tercih değil, gereklilik olur. Çünkü bir proje hazırlanırken, sosyal bilimciler belli başlı bilimsel yöntemlerden yararlanıp, “Hangi bölgede hangi proje yapılmalı?”nın cevabını ararlar. Örneğin yapılacak olan anketlerle kent sakinlerine en basitinden “Bölgelerinizde hangi kültürel etkinliklerin yapılmasını istiyorsunuz?” sorusu sorulabilir. Böylece yöneticiler de kentlilerin isteklerine göre projeler geliştirirler. Böylece yapılan etkinliklere halkın yoğun katılımı sağlanmış olur.
MELİH YILDIZ
YAZAR