20-25 yıl kadar oluyor... Bir zamane genç ökesi (dâhisi) bize meydan okurcasına, damdan düşercesine “Eh artık Kemalizmi tartışmak zamanı gelmedi mi” demez mi? Sanki ülkeyi her renge boyamışsın da geriye bir tek “fıstıki yeşil” kalmış. Bir 20-25 yıldır ortalık genç Karl Marx’tan, genç Lenin ve Stalin’den, kadınlar cenahında da genç Krupskaya’lardan, genç Rosa Luxembug’lardan, Clara Zetkin’lerden geçilmemekteydi. Televiyonda odama gelirler, bir koltuğa otururlar, bacak çelerler, bir sigara ateşleyip dumanını burunlarından fışkırtırlar ve parmak sallayarak “Buraya bak Özdemir İnce” derler. Tam o sırada sekreter Şükran abla (öykü yazarı Şükran Özkutlu) imdada yetişir ve bunları odadan kışkışlardı. Dertleri neydi benimle? “Müdür”üm ya, iktidarı temsil etmekteyim zaar. Beni madara ederlerse iktidarı ele geçireceklerdi.
İşte bu genç ökeye, yıllar süren boşluğun üzerinden atlayarak ve yarenlik amacıyla “Kemalizmle kavgan ne durumda?” diye bir e-posta yolladım dün. Anlaşılan, ironi duyarlığı zayıf olmalı ki “Seninle her konuda tartışmaya hazırım” demez mi? Bu “yetmez ama evetçi”yle tartışmak nafileydi ama şimdi bu yazıda ebedi Kemalizmi anlamaya ve anlatmaya hazırım. Bir şeyi biriyle tartışmak başka (bu dalaşmaya varır) onu kendi üzerinde odaklanarak tartışmak başka.
Bir şeyi tartışmak: O şeyi, o nesneyi irdelemek, üzerinde düşünmek, irdeleyerek nesnel ölçümle değerlendirmek anlamına gelir.Genç öke Kemalizmi tartışmanın altı oku tartışmak, dolayısıyla Cumhuriyeti tartışmak anlamına geldiğini bilmiyordu. Bu cümle beni konunun şahdamarına götürdü beklenmedik bir anda: En çok megaloman otodidaktlar arasında çıkar. Ve otodidaktlar tartışılan konu ile tartışılan kişiyi özdeşleştirip birbirine karıştırırlar.
Son 40 yılım “ana rahimine ‘haklı’ düşenler”le, yetmez ama evetçiler’le, “ham hum şaralopçular”la boğuşmakla geçti. Ayrı ayrı ve topluca boğuşmakla. Adam “Kemalizmi tartışmak zamanı gelmedi mi?” diye harlıyor ama bunun “Cumhuriyet”i tartışma konusu yapmak anlamına geldiğini bilmiyor. Bilmiyor ama “Biz entellektüeller...” diye konuşup yazmaya başlıyor. Çünkü zavallı, entelektüel (düşünür) ile aydını (“Eclairé”, “bilgili”, “açık fikirli”, “ziyalı”) birbirine karıştırır. Düşünür de eylem adamı olabilir ama aydın sadece eylem adamıdır, düşünür olması gerekmez. (Alçakgönüllü olmak gerekmez, bu tanım, bildiğim kadarıyla Türkiye’de ilk kez yapılıyor.)
Önündekini ısıran, arkasındakini tepen Özdemir’i “Kemalizm tartışması”nda madara edebilirsin ama Kemalizmden bir kıymık bile kopartamazsın. Çünkü Kemalizm altı ok, altı ok da Türkiye’nin düzeni, rejimi anlamına gelir:
1- Cumhuriyetçilik: Cumhuriyet vatandaşı Türk varlığı, tek dil, bütünleşmiş varlık; etnik varlık değil vatandaşlık ideal ve bilinci...
2- Milliyetçilik: Devletin yönetim şeklinin cumhuriyet olmasını savunan, egemenliğin kaynağını millete dayandıran ve halkın kendi kendini yönettiği demokratik bir siyasi ideolojidir. Türk inkılabının temelini oluşturan bu ilke; seçme/ seçilme hakkı, eşitlik, milli egemenlik ve devlet başkanının halk tarafından seçilmesi esaslarına dayanır
3- Halkçılık: Türk toplumunda birey veya sınıf ayrımcılığını reddederek yasalar önünde tam eşitliği, milli egemenliği ve halkın kendi kendini yönetmesini esas alan Atatürk ilkesidir. Sınıf mücadelesi yerine dayanışmayı, sosyal adaleti ve devletin halkın refahı için çalışmasını hedefler.
Halkçılık ilkesinin temel özellikleri ve amaçları:
Kanun önünde eşitlik: Hiçbir kişi, aile veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz.
Sınıfsız ve imtiyazsız toplum: Toplumsal barışı sağlamak amacıyla sınıf çatışmasını reddeder, dayanışmayı savunur. (Bence sınıf çatışması olmayan toplum ölü toplumdur.)
Milli egemenlik: Yönetimde halkın iradesinin üstünlüğünü ve devletin halk için çalışmasını esas alır.
Demokrasiye temel oluşturur; cumhuriyetçilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak halkın yönetime katılımını sağlar.
Halkçılık ilkesi doğrultusunda yapılan devrimler:
Medeni Kanun’un kabul edilmesi (1926): Kadın-erkek eşitliği sağlandı.
Aşar vergisinin kaldırılması (1925), Soyadı Yasası (1934).
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması (1930- 1934): Siyasi eşitlik sağlandı.
Tevhidi Tedrisat Kanunu (1924): Eğitimde birlik ve fırsat eşitliği sağlandı.
Millet Mekteplerinin açılması: Okuma-yazma oranını artırarak halkın eğitimi hedeflendi. Halkçılık, Türk toplumunu çağdaş, demokratik ve dayanışma içinde bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan bütünleştirici bir ilkedir.
4- Devletçilik: Devletçilik, özellikle genç Türkiye Cumhuriyeti’nde özel sektörün sermaye yetersizliği nedeniyle devletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamak amacıyla yatırımları doğrudan üstlenmesi, planlaması ve işletmesi ilkesidir. Atatürk’ün ılımlı devletçilik anlayışında özel girişim esas tutulurken büyük sanayi ve altyapı işleri devlet eliyle yapılarak hızlı kalkınma hedeflenmiştir.
5- Laiklik: Laiklik (laisizm), devlet yönetiminde dinin referans alınmaması, hukuk kurallarının akıl ve bilime dayanması ve devletin farklı inançlar karşısında tarafsız kalarak bireylerin vicdan özgürlüğünü güvence altına alması ilkesidir. Din ve devlet işlerinin ayrılmasını, ibadet serbestliğini ve herkesin inancında eşit olmasını sağlar.
6- Devrimcilik: (Atatürkçülükte Devrimcilik) Reformdan (yenileme) farklıdır; reformlar eski ile yeniyi bir arada barındırabilirken devrimcilik eski ve zararlıyı tamamen ortadan kaldırıp sadece iyiyi ve faydalıyı yerleştirmeyi amaçlar. Örneğin, Tanzimat dönemindeki reformlar eski ve yeninin yan yana yürüdüğü bir ikilik yaratırken Atatürk’ün devrimleri bu ikiliği ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
Özetle devrimcilik, toplumsal, siyasal ve kültürel alanlarda gerilemeye neden olan her şeyi yıkarak halkın refahını ve çağın ilerlemesini sağlayacak köklü ve radikal değişimleri savunan bir ideolojidir.
Cumhuriyetin çekici gücü olan altı ok gelişmenin, çağdaşlaşmanın, eylem bilincinin simgesidir.