Vicdan
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Vicdan

01.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Vicdan” sadece bir zamanlar Ankara’daki Tabarin Bar’da konsomatrist olarak çalışan mesleksiz kızımızın adı değildir: “TDK’ye göre vicdan, kişinin kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan ‘içsel mahkeme’ veya içsel güçtür. İnsanın doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etmesini sağlayan duygu ve bu duygu sayesinde kendi kendini yargılama yeteneği olarak tanımlanır.”

“Tabarin Bar” dedim de önce adı geçen barı tanıyalım sonra konuya döneriz.

Müdavimleri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Falih Rıfkı Atay’ın (ki kendisi burada çalışan bir Alman kadına tutulmuş) falan bulunduğu, Ankara’nın en eski eğlence yerlerinden olan Rüzgarlı Sokak’taki bu bar, nüfusu 125 bini aşan bir şehirdeki üç eğlence mekânından birisiymiş. 15 Ocak 1938 tarihli Kurun gazetesi nasıl bir mekân olduğunu şöyle anlatmış:

“Bir katlı bir bodrum, kapıdan birkaç merdivenle aşağıya doğru inilir, genişçe, duvarları boyanmış, bir saloncağız; pudra, allık ve rujun ne hale soktuğu üç beş zavallı çehre; fokstrot ve tangoların klasiklerine meftun bir de caz, işte Tabarin Bar’ın bilançosu. Fiyatların ucuzluğuna (?!) burada da işaret etmeğe hiç lüzum görmüyorum. Ucuz bir içki, bir şişe bira veya bir kahve, bir çay 160 kuruştur. Oturursunuz, saksafon can hıraç sedasile ahenge başlar, saçları briyantinli baylar, parmakları manikürlü bayanlarla el ele tutuşurlar, âlem başladı demektir. Saat 24, variyete numaralarının başlayacağı zaman gelmiştir. Yine o hokkabaz havaları, yine o inip kalkan porsumuş bacaklar, yine o soğuk soğuk sırıtmalar ve yine o çılgınca bravo, yaşa, sedaları. Her neyse, daha fazla tahammülünüzü tüketmeyelim. Saat üç olmuştur. Esneyerek birbirlerinin koluna giren gençler köşeden kaybolurlar. Başka. Başka Ankara’nın eğlence yerleri yok. İki sinema bir de bar, bu üç eğlence yerinin de tam yüz bine yakın müşterisi var.”

Gazete mekân azlığından şikâyet etmiş ama Tabarin Bar’a ilaveten kısa süre içinde pek çok yer açılmış: İstanbul Pastanesi, Kutlu Pastanesi, Özen Pastanesi, Karpiç, Fresko Bar, Kürdün Meyhanesi, Şükran Lokantası, Üç Nal Meyhanesi, Turan Lokantası, Buket Meyhanesi, Missuri Lokantası, Kalem Meyhanesi, Tavukçu Meyhanesi, Piknik...

Missuri Lokantası’nın “Üçüncü Mevki” tarafını, Kalem’i, Tavukçu’yu, 1950’lerde Avrupa’yı yakalamış Piknik’i bilirim.

Bu nostaljik girişten sonra yazımızın konusuna dönebiliriz. Konu bir zamanlar “milletin anası”na küfreden kişiyle ilgili. 22 Nisan 2026 tarihli Sözcü gazetesinde yayımlanan haber şöyle:

“Yüzölçümünün yüzde 71’ine maden arama ruhsatı verilen Eskişehir, dev şirketler tarafından esir alınıyor. Dün Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Cengiz Holding’e ait Eti Bakır AŞ’nin Eskişehir’de açmak istediği Alpagut Atalan Altın Madeni için bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif esnasında köylüler nöbet tuttu. Jandarma ise keşif yapılırken köylüler ile arazi arasına barikat kurarak, vatandaşı karşısına aldı. Eylemde konuşan köylüler, “Bir köyümüz, bir de canımız kaldı onu da bu şirketler bizi zehirleyerek alacaklar” dedi. Bilirkişi incelemesini ardından arazinin girişinden geçerken çevreciler ve köylüler ellerindeki pankartlarla maden şirketine tepki gösterdi.”

Bir kez daha yazayım yerküre yüzeyini bozacak, bitki örtüsüne ve hayvan varlığına zarar verecek her türlü madenciliğe karşıyım. Ülkenin madenleri hepimizin, günümüzün ve geleceğin nüfusunun ortak malı, madeni devlet çıkarsa neyse, çay-kahve parası karşılığında özel şirketlere ruhsat veriyor. Türkiye’de altın arama faaliyetleri, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Maden Kanunu çerçevesinde sıkı yasal koşullara bağlı. Yüzeysel hobi aramaları ile kazı gerektiren aramalar farklı mevzuatlara tabi.

İyi de benim öğrenmek istediğim şu: Altın arayan, diyelim ki 10 kilo altın buldu. Bunu satıp parayı cebe mi atacak, ne kadar vergi verecek?

Altın (define) bulan bir kişinin ödeyeceği vergi veya devlete devredeceği pay, altının nerede ve nasıl bulunduğu ile ilgilidir. Resmi define arama yönetmeliğine göre hareket edildiğinde durum şöyledir:

Define Hazine arazisinde bulunursa: Define arayıcısına yüzde 50, Hazine’ye yüzde 50 pay verilir.

Define özel/tüzel kişiye ait arazide bulunursa: Define arayıcısına yüzde 40, mülk sahibine yüzde 40, devlete yüzde 20 pay verilir.

Yazının konusu “vicdan” idi. “Vicdan”ın kendimce bir tanımını yapacağım. “Vicdan”, empati (Kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, duygularını ve düşüncelerini doğru anlaması ve hissetmesi sürecidir.) yapabilme yeteneğidir. Yani altın arayıcı Mehmet Cengiz’in kendini yöre köylüsünün yerine koymasıdır, kazancını köylülerle paylaşmasıdır. Sakın gülmeyin!