Yıl 1956!... Mersin’le göbek bağımı koparmış ve Ankara’ya gelmişim. Nenem Çavuşlu Köyü’nden Çakır’ın kızı Fatma’nın küçük kardeşi Emin Çakıroğlu sayesinde. Babamın annesi nenem ki babası Mustafa Bey’in ahırında seyislik yapan Durmuş’u yani, Taman adlı delikanlıyı görür görmez “Baba bu oğlanı bana al!” diyebilen bir genç kızdır. Ben doğduktan birkaç ay sonra ölen altın fesli nenem!
Liseyi bitirmişim bitirmesine ama yoksulluktan daha fazlasını okumam mümkün değil. Öyle ki Mersin’den Ankara’ya bir valiz ya da bavulla değil bir bohçayla gittim. Gömleğimin sağ omuzu yamalı.
Motorlu trende okuduğum burç falında, başak burcu için yazan “Bugünden sonra hayatınız değişecek” yorumuna inanmaya teşneyim amma turfanda solculuğum izin vermiyor.
Neyse... Ankara’ya varıyorum, birkaç gün akraba evine konuk oluyorum. Akraba sayesinde Gazi Eğitim Enstitüsü kütüphanesinde hademe kadrosuyla çalışmaktayım. Önce hukuk fakültesinde öğrencilik... Ardından Can Yücel’in yol göstermesiyle Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Fransızca bölümüne sınavla girmek... Okul yatılı ve yemekli... Tam bana göre. Birinci sınıfı geçiyorum. Tatil geliyor. Geliyor ama tatilde Mersin’e gitmem mümkün değil. Bir kuruş param yok. Bereket versin tatilde eve gitmeyenleri kovalamıyor okul: Yatak ve yemek var. Harçlık için mutlaka bir yerde çalışmam gerekmekte. İktidardaki Demokrat Parti’ye yakın bir tanıdık, partinin bir bürosunda iş buluyor. Parti için 1957 yılı takvimi çıkarılacakmış. Yapacağım işi, projenin başındaki avukat açıklıyor bana ve elime bir liste veriyor. Listede bakanlıkların ve genel müdürlüklerin adı var. Santral bana bunlardan aradığım birini bağlayacak ve ben “Demokrat Parti Genel Merkezi’nden telefon ediyorum. Bakanlığınızla (genel müdürlüğünüzle) ilgi görüşme yapmak üzere bir arkadaşımızı göndereceğiz, kendisine müzahir olmanızı rica ediyoruz” diyeceğim. Avukatın öğrettiği cümle biter bitmez muhatabım yüksek memur “Emriniz olur beyefendi” diyor. Yaşım o sırada 21. Yazıyla yirmi bir... Akşama kadar bu böyle devam etti. Ertesi gün, Ankara Rüzgârlı Sokak’ta bulunan OWE Han’daki büroya gitmedim. Utandığım için gidemedim.
Yazının bu bölümü yıllardır ezberimdeydi.
***
Nedenini açıklamadan işi bıraktığım için almam gereken ücreti de al(a) madım. Ancak şimdi işi bırakmamın nedenini açıklayacağım: “Utandığımdan gidemedim” diyorum ama neden utandım? Yazımın başında “Yıl 1956!...” diyorum ya... Bu şu anlama geliyor: 14 Mayıs 1950’de “kapalı oy açık tasnif” yönemiyle yapılan genel seçimi, CHP’yi yenerek Demokrat Parti kazanmış; artık “melmekete” demokrasi gelecek. Milletin demokrasinin ne anlama geldiğinden haberi yok, “demirgrasi” diyor köylüsü kasabalısı... “Demirgrasi!... Demirgrat!” “Demir kır(ı) at” gibi...
Demokrat Parti’nin kurulmasına sebep olan ana olay, 1945 yılında Meclis’e sunulan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu sırasında CHP içindeki muhalefetin (toprak ağalarının) bu kanuna karşı çıkması ve ardından yaşanan Dörtlü Takrir krizidir. Atatürk ölümüne yakın dönemde, hasta yatağında Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çıkarmak istemiş ama ne yazık ki bunu başaramamıştır.
Dörtlü Takrir (7 Haziran 1945): Kanun tasarısına karşı çıkan CHP milletvekilleri Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, parti yönetimine parti içi demokrasi, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesini talep eden bir önerge (takrir) verdiler. Bu talepleri reddedilen ve parti içinde sesleri kısılan Celal Bayar ve arkadaşları CHP’den ihraç edildi ya da istifa etmek zorunda kaldı. CHP’den ayrılanlar, yeni bir muhalefet partisi olan Demokrat Parti’yi 7 Ocak 1946 günü resmen kurdular.
Mersin’de siyasal mitingler Kuru Çeşme’ye varmadan, caddenin solundaki eski “Cavır Mezerliği”nin bulunduğu alanda yapılırdı. Bizim oturduğumuz kiralık ev (oda) alanın sınırındaydı. 14 yaşımda yaptığı mitinglerde Demokrat Parti bayrağı sallardım. CHP iktidardan giderse Demokrat Parti sayesinde demokrasiye kavuşacakmışız, babam iyi bir iş bulacak diye... Demokrasi geldi diye bir berduşun İstiklal Caddesi’nin Taksim Alanı’na yakın bir yerinde tramvay rayına yattığını gazetelerde okumuştuk. Londra Olimpiyatları’nın yapıldığı 1948 yılından itibaren Hürriyet gazetesi okuyordum.
1956 ya da 1957 yıllarında Demokrat Parti artık demokrasi ve devrim karşıtı gerici bir partiye dönüşmüştü. Bu dönüşümü değerlendirecek bir tür “sol bilinç”im vardı artık. Bu bilinç sayesinde (yüzünden) işverenin Demokrat Parti olduğu işi aynı gün sona ermeden, para mara almadan bırakıp gitmiştim.