İstanbul’da üçüncü bir havalimanı ve Karadeniz’le Marmara’yı birleştirecek Kanal İstanbul’un kenarına kurulacak 1 milyon kişilik yeni şehir projesi gerçekten gerekli mi? Peki ya 3. köprü? Taksim’e tünelli Yayalaştırma Projesi? Tarihi Haydarpaşa Garı’nı işlevsizleştirecek Haydarpaşaport Projesi? Ve diğerleri...Tüm bunlar devasa maliyetli mega projeler. Üstelik halkın onayı alınmadan, sivil toplum örgütlerinin tüm karşı çıkmalarına rağmen düğmeye basılan, hatta kiminde ihaleye bile çıkılan projeler. Yerli ve yabancı şirketlerin bir araya gelerek oluşturduğu konsorsiyumlar arasında şimdiden paylaştırıldılar. Üstelik sosyolojik ve çevresel etkileri üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadan...
Şimdi “Bunları zaten bilmiyormuyuz?” diye soracaksınız. Peki Avrupa genelinde insanların “Dayatılan ve gereksiz büyük projeler”e karşı ayaklandıklarını, örgütlendiklerini ve bunu küresel bir güce çevirmeye çalıştıklarından haberiniz var mı? 27-29 Temmuz tarihleri arasında Almanya’nın Stuttgart kentinde üçüncü forumlarını yaptılar. Kapanış gösterilerini ise geçen yıllarda Alman hükümetinin yıktırarak bir kültür merkezine dönüştürmek istemesi ve bunu engellemek isteyen yüz binlerce insanın protestosu yüzünden bir anlamda direniş simgesi haline gelen Stuttgard Garı önünde yaptılar. Söz konusu direniş o dönem Almancaya bir de yeni bir sözcük kazandırmıştı: ‘Wutbürger’ yani ‘Öfkeli Vatandaş’. 2012’de Alman Dil Kurumu tarafından ‘yılın sözcüğü’ seçilen ‘Öfkeli Vatandaş’ın tanımlaması ise şöyle: Önemli siyasi kararların halka danışılmadan alınmasından dolayı öfkelenen ve tepkisini protesto ve sivil itaatsizlik eylemleri ile ifade eden vatandaş. Yani bir anlamda bizim “Çapulcular”.
Haberi 29 Temmuz tarihli Le Monde gazetesinden okuyoruz: Romanya’da Rosia Montana altın madeni; İspanya’nın Bask Bölgesi’ne hızlı tren inşası; Fransa’da Notre-Dame-Des-Landes’da kurulması planlanan yeni havalimanı; İtalya’da Floransa’da yerin altından geçecek demiryolu... Ve daha onlarcası. Hepsinin ortak noktası “dayatılan ve gereksiz büyük projeler” olmaları. Bu yüzden çevreciler, anti-betoncular, anti-kapitalistler, toplumsal mücedele veren STK’ler Avrupa’nın dört bir yanından kalkıp Stuttgart’taki foruma katıldı. Çünkü onlar; tüm bu ve benzeri projelerin halkların ihtiyaçlarına göre belirlenmediğine, büyük finans gruplarının ve iktidarların çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyorlar. “Avrupa genelinde ülkeleri bütçelerinde kemer sıkmaya iten krize karşı, iktidarlar da ekonomileri her yeri şantiyeye çevirerek canlandırmaya çalışıyor” diye yazıyor gazete. Tanıdık gelmiyor mu size de?
Forumların amacı ise bu tür yerel mücadeleleri küresel bir ağın içinde bir araya getirmek. Böylece dayanışma ve bilgi paylaşımıyla, başarı ve başarısızlık örneklerinin deneyimlerinden yararlanmak. Bir diğer amaç da bu projelerde yer alan firmaların sportif ve kültürel alanlarda verdikleri sponsorluk desteğine protestolarla karşı çıkarak kamuoyunda sempati zemini yaratmalarının önüne geçmek.
Aslında mücadele bir anlamda “halkların gerçek ihtiyaçlarını göz ardı eden” piyasacı ekonomi modeline ve kentsel ranta karşı veriliyor.
Mücadele ise ne kadar büyür ne kadar örgütlü hale gelirse başarı şansı da o kadar artıyor. Tıpkı Küba devriminin tarihi önderi Fidel Castro’nun şu sözleri gibi: “Devrim büyük bir açık yüreklilikle, zekâyla ve gerçekçilikle kavgayı devam ettirmektir; hiçbir zaman yalan söylememektir, ahlak kurallarını çiğnememektir, dünyada gerçekleri ve fikirleri yenebilecek hiçbir gücün olmadığına inanmaktır. Devrim birliktir, bağımsızlıktır, adalet için savaşmaktır.”
'Wutbürger' Yani 'Öfkeli Vatandaş'... Ya da 'Çapulcu' mu?
Yazarın Son Yazıları
Deveye sormuşlar “Neden boynun eğri?” diye.
Dünya bir süredir sanki aynı anda birkaç farklı yüzyılı yaşıyor.
Kısacası bu savaş sadece İran ile İsrail arasındaki bir çatışma değil. Enerji piyasalarından küresel siyasete, askeri doktrinlerden bölgesel dengelere kadar uzanan çok katmanlı bir kriz.
ABD’nin en güçlü rakibi. Enerji sevkıyatının durmasının önemli etkileri olacak. Çünkü küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı doğrudan risk altında.
Eğitim, bir toplumun geleceğini yalnızca bilgiyle değil, değer tercihleriyle de biçimlendirir. Bu nedenle mesele bir ideolojik tartışmadan ibaret değildir; anayasal düzenin, laikliğin ve kamusal alanın sınırlarının nasıl tanımlandığı meselesidir.
Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.