Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?

20.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Zorlu günlerden geçiyoruz. Ülke içinde her gün üzerine bir yenisi eklenen sorunlar yumağı, dünyada ise herkesi derinden etkileyecek yeni bir düzenin senaryoları yazılıyor. Böyle bir tabloda, Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanmasıyla başlayan beş yıllık sürecin ne anlamı var diye sorabilirsiniz. Yanılırsınız çünkü anlamı sandığımızdan çok daha büyük.

Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.

Benim de mezunlarından biri olduğum Boğaziçi Üniversitesi, benim kuşağım için yalnızca bir eğitim kurumu değildi. Aklın, özgürlü- ğün, eleştirinin ve kurumsal özerkliğin birlikte var olabildiği nadir alanlardan biriydi. Üniversitenin gücünü akademik özgürlüğünden, ras- yonel yönetim ve kurumsal akıldan nasıl aldığını yaşayarak deneyimledik.

O yüzden bugün yaşananları ben de bir- çokları gibi büyük bir çözülme olarak tanımlıyorum. Ve bu çözülmenin bedelini sadece Boğaziçi Üniversitesi değil tüm Türkiye ödüyor ve ödeyecek. Boğaziçi Üniversitesi, yaklaşık on yıl önce uluslararası akademik kriterlere göre Türkiye’nin en üst sıralarında yer alıyordu. 2015-2020 döneminde bazı küresel sıralamalarda dünyada ilk 200 içinde gösterilen, Türkiye’den bu düzeye ulaşabilmiş ender üniversitelerden biriydi. Bugün ise aynı listeler- de 300-400 bandına, bazı endekslerde daha da alt sıralara gerilemiş durumda. Şunu gördük ki akademik özgürlük, kurumsal istikrar ve liyakat aşındığında, bunun bilimsel üretime ve uluslararası itibara yansımaması mümkün değil.

Bu tabloyu yalnızca “bir üniversitenin başı- na gelenler” olarak okumak eksik kalır.

Üniversiteler, özellikle bilim ve teknolojinin hayatın her alanına nüfuz ettiği bir çağda, yalnızca bilgi aktaran kurumlar değil. Aynı zamanda karar alma biçimleriyle, temsil mekanizmalarıyla ve etik sınırlarıyla topluma nasıl düşüneceğini de öğretirler. Bir üniversitede neyin normal, neyin kabul edilebilir sayıldığı; zamanla kamusal aklın da sınırlarını çizer.

O yüzden 5 yıllık süreçte yaşananlar , yalnızca Boğaziçi’nin meselesi değil; bilginin, üniversitenin ve kamusal aklın neye dönüştürüldüğünün göstergesidir.

AKADEMİK ÖZERKLİK ASKIDA

2021’de üniversite dışından bir rektör atanmasıyla Boğaziçi’nin onlarca yıllık fiili özerkliği sona erdi. Bu, basit bir idari tercih değil; üni- versitenin kendi kendini yönetme ilkesinin açık biçimde askıya alınmasıydı. Seçimle gelen dekanlar ve bölüm başkanları görevden alındı, üniversite senatosu ve kurulları işlevsizleştirildi. Boğaziçi, kolektif akılla yönetilen bir akademik kurum olmaktan çıkıp merkeziyetçi bir bürokratik yapıya dönüştü.

Bölümlerin görüşü alınmadan yapılan öğretim üyesi atamaları, liyakatin yerini uyumun aldığı bir iklim yarattı. Akademik itibar, dışarıdan gelen bir saldırıyla değil; içeriden yavaş yavaş aşınarak kayboldu.

BİLGİNİN FİZİKSEL DAĞITIMI

Üniversitenin en çarpıcı çöküş göstergelerinden biri, araştırma merkezlerinin kapatılması veya zorla boşaltılması oldu. Matematik, sosyal politika, barış çalışmaları, kültürel çalışma- lar, telekomünikasyon ve ileri teknoloji alanlarında çalışan merkezler: Önceden bildirim yapılmadan tahliye edildi, laboratuvarlar ve ekipmanlar çöp poşetlerine dolduruldu, yılların birikimi fiilen dağıtıldı. Bu sadece idari bir karar değil; bilginin ve araştırmanın üniversite içindeki meşruiyetinin reddi anlamına geliyordu.

GÜVENİN DİJİTAL ÇÖKÜŞÜ

Yönetim krizi, üniversitenin teknik altyapısına da yansıdı: On binlerce kişinin kişisel verilerinin açığa çıktığı bir veri güvenliği skandalı yaşandı, bunu ifşa eden akademisyenler cezalandırıldı, üniversitenin onlarca yıllık dijital kimliği (e-posta alan adı) hiçbir akademik gerekçe olmadan değiştirildi. Bu süreçte üniversite, sadece akademik değil kurumsal güvenilirliğini de kaybetti. Kampüsün militarizasyonu Kampüs, zamanla bir üniversiteden çok kontrollü bir alan haline geldi: Polis ve özel güvenlik kalıcılaştı, gazeteciler, mezunlar, emekli hocalar kampüse alınmadı, akademisyenlerin protesto alanına hayvan gübresi dökülmesi gibi olaylar yaşandı. Yeni açılan fakülteler ve enstitüler, çoğu zaman mevcut akademik birikimi güçlendirmek yerine: Paralel yapılar oluşturdu, akademik içeriğinden çok politik vitrin işlevi gördü, bilgi üretiminden çok “varlık göstermeye” odaklandı.

VE ASIL SORU

Bugün, yapay zekânın bilgi üretimini hızla taklit edebildiği bir çağdayız. Bu çağda üniversitenin değeri, bina sayısıyla ya da tabelayla değil; özerkliği ve etik kapasitesiyle ölçülür. Bu kaybolduğunda: Diploma sembolik bir kâğıda dönüşür. Akademik unvanlar güven kaybeder. Üniversite, bilgi üreten değil, bilgiyi içi boşaltılmış bir biçimde dolaşıma sokan bir kuruma evrilir.

Boğaziçi’nde yaşananlar, tam da bu eşiğin nasıl geçildiğini gösteriyor. Çünkü özerk üniversite, sorgulayan akıl ve bağımsız bilim, merkeziyetçi iktidar anlayışları için denetlenmesi en zor alanlardır. Bilim, doğası gereği itaat üretmez; soru üretir. Üniversite susturulduğunda yalnızca akademi değil, toplumun geleceği de yönetilebilir hale gelir. Ve tam da bu yüzden, akıl, bilim ve üniversite bugün hedefte.

Yazarın Son Yazıları

Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?

Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.

Devamını Oku
20.02.2026
Yıkım çağına girerken... Münih Konferansı...

Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?

Devamını Oku
13.02.2026
Orada kimse var mı?

17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.

Devamını Oku
06.02.2026
Yeni Dünya Düzeni: Avrupa-Hindistan Hattı... Türkiye nereye?

Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.

Devamını Oku
30.01.2026
Davos’ta yeni dünya düzeni: Kim masada, kim mönüde?

Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”

Devamını Oku
23.01.2026
‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Dünya neden artık kurallarla yönetilmeyecek?

“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...

Devamını Oku
09.01.2026
Kama muta…

Yılın son günü.

Devamını Oku
02.01.2026
Postneoliberal uzlaşı... Ve asgari ücret kıskacında Türkiye

Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.

Devamını Oku
26.12.2025
Demokrasinin 12 kırmızı alarmı... ABD... Türkiye...

ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.

Devamını Oku
12.12.2025
Bir bilim insanının uzun yolculuğu: Ufuk Akçiğit

Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.

Devamını Oku
28.11.2025
COP30... 46 yıl sonra hâlâ bir arpa boyu yol

Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.

Devamını Oku
21.11.2025
Distopik dönemler...

“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...

Devamını Oku
14.11.2025
Mamdani, İmamoğlu... Küresel solun yeni sınavı

New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”

Devamını Oku
07.11.2025
103. yıl...

Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..

Devamını Oku
31.10.2025
Savaş uçakları yetmez: Türkiye’nin teknoloji egemenliği sınavı

Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.

Devamını Oku
24.10.2025
Dünyanın yeni satranç tahtası: Nadir elementler

Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.

Devamını Oku
17.10.2025
Gazze... Küresel vicdanların da savaş

“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”

Devamını Oku
10.10.2025
Çare: Alışmamayı öğrenmek…

Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.

Devamını Oku
03.10.2025
Kullanışlı piyon mu olacağız? Stratejik ortak mı? Beylikova...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.

Devamını Oku
26.09.2025
Sıfır noktası...

Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...

Devamını Oku
19.09.2025
Kaç Türkiye? Kimin gündemi?

Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.

Devamını Oku
12.09.2025
Demokrasiler neden çöküyor (2)

Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.

Devamını Oku
05.09.2025
Demokrasiler nasıl çökertiliyor (1)

Önce şunu görmeliyiz...

Devamını Oku
29.08.2025
CHP’nin yükü, hepimizin yükü

"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."

Devamını Oku
22.08.2025
24 yıl...

Neredeyse çeyrek asır...

Devamını Oku
15.08.2025
Çürüme... Çözülme... Sahteliğin anatomisi

Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...

Devamını Oku
08.08.2025
Gazze... Açlık, sessizlik ve ahlaki felç

Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...

Devamını Oku
01.08.2025
Yangın... Kuraklık... Rant: Türkiye’nin iklimle sınavı

Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.

Devamını Oku
25.07.2025
Şu zeytin ile derdiniz ne?

Şaşırdık mı? Hayır...

Devamını Oku
18.07.2025
TRT’den CHP duruşmaları mı?

CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.

Devamını Oku
11.07.2025
Toplumu germek, muhalefeti susturmak: AKP’nin elindeki yegâne kozu

Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.

Devamını Oku
04.07.2025
Zeytin... Bir talanın jeopolitiği

“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.

Devamını Oku
27.06.2025
İran’a saldırı hazırlığı mı? Neden?

Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...

Devamını Oku
13.06.2025
Bu bayram...

“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...

Devamını Oku
06.06.2025
Nasıl bir eğitim?

Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...

Devamını Oku
30.05.2025
Sosyalist Enternasyonal İstanbul’da... Dünya solu ne yapmalı?

O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...

Devamını Oku
23.05.2025
‘Çözüm süreci’ ve sonrası

Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.

Devamını Oku
16.05.2025
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün

Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün

Devamını Oku
09.05.2025
Siz gidene kadar...

Siz gidene kadar...

Devamını Oku
02.05.2025