Dayağı yiyip oturmam gerekiyormuş
Pınar Öğünç
Son Köşe Yazıları

Dayağı yiyip oturmam gerekiyormuş

06.12.2015 04:56
Güncellenme:
Takip Et:

Sondan başlamak gerekli. Fevziye Cengiz’le davanın başından beri avukatlığını yapan Hanife Yıldırım’ın bürosunda buluştuğumuzda çok şeyden konuştuk. Nefesi tıklaşarak o günü tekrar anlattı, “Başıma gelecekleri bilseydim dava açmazdım” dedi. Yılmıştı. O da, eşi Murat Cengiz de ruhen bitkindi. Fakat en son fotoğrafı çekilirken, “Ben artık fotoğraflarda gülmek istiyorum” dedi birden Cengiz. Eşiyle sarılıp gülüşerek poz verdiler. Ofiste bir köşede yağlıboya bir tablo gördü, bir deniz kıyısı... “Her şey denize gittiğimiz bir gün başlamıştı, bu tablo çıktı karşıma” dedi. 2011’den beri herkes Fevziye Cengiz’i, bir buçuk ay morluğu gitmeyecek o tokat iziyle, darptan ve öfkeden düşmüş yüzüyle hatırlıyordu.

17 Temmuz 2011 günüydü. Fevziye Cengiz’in, İzmir Karabağlar’da, eşi, kızları, damatları ve Murat Bey’in kardeşi olarak oturdukları müzikhole denetim için polis geldi. Eşinin kimliğini getirmek için arabalarına koşturmasına rağmen, o esnada kimliksiz olduğu gerekçesiyle Fevziye Cengiz ilk tokadı yedi, karakola götürüldü. Bir odada iki polis tarafından feci şekilde tekmelerle, tokatlarla, üzerine oturularak, saçları çekilerek dövüldüğünün görüntüleri ise beş ay sonra çıktı. Bir de dayağın görünmesini engellemek için perdeyi çeken ve hiçbir şey yapmayan üçüncü polis vardı.

Mahkeme “işkence” yerine “basit yaralama” suçundan bu iki polis memurunu 1 yıl 3 ay hapse mahkûm etti. Mağdur Cengiz ise dokuz yılla yargılanıyordu. Neden mi? Direndiği, polise hakaret ettiği gerekçesiyle. Nihayetinde kendisini döven polislerden sadece 13 gün eksik ceza aldı. Bu da yetmedi. 1 ay kadar önce İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı temyiz talebinde bulunarak Cengiz’in cezasının 7.5 aydan 5 yıl 3 aya kadar çıkarılmasını, “haksız tahrik” altındaki polis memurlarının cezasının ise 4 -9 ay arasında olacak şekilde indirilmesini talep etti. Şu an Yargıtay Başsavcılığı’nın konuya ilişkin görüşünü açıklayacağı tebliğname bekleniyor. “Rüyamda görsem inanmazdım, kâbus gerçek oldu” diyor Cengiz. Kâbus bitmiyor da.

 

‘Hayatımız kalmadı’

Evet, her şey denize gittikleri o temmuz günü başladı. Babasından miras kalan bir miktar toprak satılmış, hissesi o gün eline geçmişti. Cengiz’in baba tarafı Elazığlı, İzmir’e o daha bir yaşındayken gelmişler. Çok düşkün olduğu abisi ve ailesiyle birlikte Seferihisar, Ahmetbeyli’ye gittiler, denize girdiler, eğlendiler. Dönüşte hamile olan kızları, onun eşi ve kayınbiraderiyle Karabağlar’daki müzikhole oturdular. Sonra işte denetim için polisler geldi.

Murat Cengiz arabayla eşini takip etti. Ne karakola sokuldu, ne de sonra hastaneye. “Hastanede doktora ‘Abi beni dövdüler’ dedim, ‘Ne diyorsun sen’ diye çıkıştı. Baktım kapı açık, polisler orada. Ben polislerin neler yapabileceğini o an anladım” diyor şimdi Fevziye Cengiz. İlk bilirkişi raporu da feci dayaktan söz etmiyordu zaten.

Sonra neler değişti hayatlarında? “Hayat diye bir şey kalmadı” diye başlıyor Murat Cengiz. Üç kızları var, büyük ikisine bıraktıkları marketlerini, tüm ruhsatları bulunmasına rağmen sürekli kaçak mal sattıkları gerekçesiyle taciz edildiği için usanarak kapattılar. Asıl işi şoförlük. Nakliye şirketlerinde, okul servislerinde, turist otobüslerinde şoförlük yapıyor; o da kim olduğu anlaşılana kadar. Sonra işten atıldığını söylüyor.

Küçük kızları artık 12 yaşında, korkudan evde tek başına su dahi içemiyor. Olayın hemen ertesinde okula giderken bir sivil polisin takip ettiği kuşkusuyla korkup kızı bir yıl okuldan almışlar. Ortanca kızları dediklerine göre evin gergin ortamından kurtulmak için kaçıp evlenmiş. 19 yaşında, son ikizlerle üç çocuk annesi şu an.

O gün birlikte denize gittikleri, Fevziye Hanım’ın düşkün olduğu abisi olayın hemen ardından kanser oldu. “Sebebim sensin” demiş bir kez ona, “Kahroluyorum” diyor, anlatırken gözleri doluyor yine.

Görüntüler çıkana kadar Murat Bey’in ailesi dahi inanmamış, ancak şimdi iyiymiş araları. Fakat yine görüntülerden önce, mahalleli gitmeleri için imza topladığından yıllardır oturdukları kendi evlerinden, ayrılmak zorunda kalmışlar. Damatları, damatlarının ailesi ve kendi ailesi üzerinden tehdit aldıklarını söylüyor Murat Cengiz.

 

‘Onlar bizden güçlü’

Bu arada o sırada müşteri olduğu yönünde ifade veren müzikhol çalışanları da ifadelerini değiştirdiler zaman içinde. Fevziye Cengiz, eşinin Afganistan’a şoförlük için gittiği ve parasını alamadığı dönemde garsonluk yapmış; garsonluk kartı var. “Orada garson olarak çalışsam niye saklayayım. Çalışsam yanımda eşimin, ailemin ne işi var? Hem garson olsam da suç değil. Kartım olmadan çalışıyorsam ceza alacak olan, girişimi yapmayan yerdir. Ben niye gitmeyeyim karakola” diyor şimdi.

Cengiz, o günden beri garson, hatta konsomatris olmadığına insanları ikna etmek zorunda bırakılıyor. “Ben her yere giderim, eşim yanımda, kimseyi ilgilendirmez. Kıyafetime de laf ediyorlar, denizden dönmüşüz, deniz kıyafetlerim onlar” diyor her defasında.

“Dava ettiğime pişman oldum aslında,” diye giriyor küskün, “Başta kazanacağımı düşünmüştüm. Cahil kafam haklısın diyordu. Dayağı yiyip oturmam lazımmış bu ülkede, onu anladım. Haklı da olsan, hakkını aramayacaksın. Yenilen dayak ortada, hâlâ suçlusun. Bu nasıl ülke, nasıl dünya? Beni yıldırdılar, bunu başardılar. Onlar bizden güçlü, çok güçlü. Kanunen cezalarını alamıyorlarsa, Allahım versin cezalarını, başka bir şey istemiyorum. Suçlu muyum niye gireyim cezaevine? Öldürürüm kendimi, o zaman bulsun Türkiye adaleti derim.”

Karakoldan ölüsünün çıkacağını düşünmüş, iyice içi kararınca “Ölseydim daha iyiydi” de diyor. Masanın altında üzerine çıkılarak yediği dayaktan ötürü hâlâ kapalı yerde daralıyor, asansöre binemiyor. “Daha kameranın göstermediği kapı arkasını bilmiyorsunuz” diye ekliyor gözleri boşluğa dalarak. Eskiden marketi kapatıp eşiyle çay içmeye, balık yemeye, eğlenmeye falan giden, hayatı seven bir çiftken, küçük kızlarıyla birlikte eve kapanmışlar. “Artık denize gitmeyi de canım istemiyor. Ölen abimle birlikte son mutlu denize gidişimizdi o gün” diye iç geçiriyor.

Bir deniz kıyısının resmedildiği o tablonun önünde konuşurken, en son ne zaman kendini mutlu hissettiğini sordum. “Kızım sınıf başkanı seçildiğinde herhalde” dedi. Aleyna doktor olmak istiyor.

 

Çeyrek asırlık aşk

Bu yaşadıkları Fevziye Cengiz’in sinirlerini altüst etmiş, hafif gülerek, “Başkası olsa tahammül edemez” diyor Murat Cengiz. Çok sinirlendiğinde, “Sen de beni o gün koruyamadın” diye söyleniyormuş. Hâlâ birlikte direnebilmelerinin tek gerekçesi temelin sağlam olması. Bir yıldırım aşkı var hikâyenin gerisinde.

1974 doğumlu Fevziye Hanım, derici olan abisinin yanında tekstil işini çok küçükken öğrenmiş. 16 yaşında çalıştığı erkek gömlek atölyesinde de başka bir makineci dikkatini çekmiş. Tam bir ay sonra düğün yapacaklar. Askerden dönüşünü bekleyecek. En çok neyi beğenmiştiniz birbirinizde, diye soruyorum. “O çok yakışıklıydı, ben de çok güzeldim” diyor Fevziye Hanım gülerek. “Ben temiz kalpliliğini de sevdim” diye ekliyor Murat Bey. Birbirine “Sen ölürsen, aynı gün ben de öleyim” diyen bir çift. “Burukluk var ama sevgimizde bir şey olmadı” diyor Murat Bey, Fevziye Hanım sevgiyle bakıyor uzaktan.

Şu da var... Sonradan kulaklarına geliyor. “Eşimi o gün yabancı zannetmişler, karım olduğuna inanamamışlar. Kimliğimi verince bile inanmadılar. Bir anda o hareketleri yapmalarının sebebi buymuş” diyor Murat Cengiz. Ne tuhaf, yakıştıramamışlar işte, yalan söylediklerini düşünmüşler. 25 yıllık evliler, yaşadıkları her şeye rağmen birlikteler, bıraksalar çok da mutlu olacaklar oysa.

Yazarın Son Yazıları

Bugünün ‘esası’ savunmada

Bugünün ‘esası’ savunmada

Devamını Oku
28.07.2017
Hayır rüzgârında 1 Mayıs

Hayır rüzgârında 1 Mayıs

Devamını Oku
02.05.2017
Bir tava bir kepçe

YSK’nin mühürsüz pusula kararına, şaibe iddialarına karşı Beşiktaş’ta buluşanların sayısı on bine yaklaşıyordu. Kimdi bu insanlar, ne istiyordu?

Devamını Oku
19.04.2017
‘Hayır’a baskı tarihe geçecek

.

Devamını Oku
17.04.2017
Kadınlar haykırıyor: Hayat bizim senin mi sandın?

Kadınlar birçok kentte ‘Hayır’ demek için sokaklardaydı. ‘Kadınların direnişi o sarayı mühürleyecek’ yazısı dikkat çekiyordu bir pankartta.

Devamını Oku
14.04.2017
Hitler'li iki tespit

Hitler'li iki tespit

Devamını Oku
04.04.2017
Evet ve hayır diye iki seçenek varsa, bu ne?

DİB, sahadan tecrübe paylaşıyor. Hayırcıların başına gelenler, Evet’in tasviri aslında.

Devamını Oku
01.04.2017
Aliyev’den Türkiye’ye başkanlık uyarıları: Yapmaz demeyin her şeyi yaparlar

Azerbaycan’da muhalif fikirleri yüzünden cezaevinde iki yıl tutulan insan hakları avukatı İntigam Aliyev, acısını çektikleri başkanlık sistemini anlatıyor, uyarıyor: “Başkanlıkları kendi arşınınızla ölçmeyin”

Devamını Oku
20.03.2017
Paker: Psikososyal dengemiz bozuldu

Derin bir toplumsal kriz yaşıyoruz

Devamını Oku
15.03.2017
Ahmet'inki bir tehdit değil sadece durum tespiti

Ahmet'inki bir tehdit değil sadece durum tespiti

Devamını Oku
22.02.2017
Kadın, göçmen, Müslüman ve Trump’a kafa tutuyor

Kasımda Minnesota Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk Müslüman olan Somali kökenli İlhan Omar İstanbul’daydı. Trump’ın başkanlığıyla Omar’ın işi zorlaştı ama koltuğu daha da manalı hale geldi.

Devamını Oku
05.02.2017
'Tek medya, tek akademi, tek hukuk'

'Tek medya, tek akademi, tek hukuk'

Devamını Oku
03.02.2017
‘Bu koşullarda meşru bir referandum olmaz’

Tarihinin en güçlü temsiliyle Türkiye’ye gelen PEN heyeti, ifade özgürlüğü çerçevesinde hem siyasilerle hem mağdurlarla görüştü, başkanlık referandumuna dair uyarılarda bulundu.

Devamını Oku
28.01.2017
‘Kutsal olan devlet değil, insandır’

‘Kutsal olan devlet değil, insandır’

Devamını Oku
20.01.2017
Savaşa, yoksulluğa ve israfa karşı sofra

Savaşa, yoksulluğa ve israfa karşı sofra

Devamını Oku
04.12.2016
‘Her yıkılmış ev bizim için mezar’

Avukat Ramazan Demir, 8 ay sonra sokağa çıkma yasağı kaldırılan Şırnak’ta evini, kardeşinin test kitabından buldu. Demir, yıkımı “Yıkımın büyüklüğü karşısında sen ufacık kalıyorsun. Şırnak’ta 92’yi yaşadık. Ama bu seferki başka bir şeydi” diye anlattı.

Devamını Oku
28.11.2016
Özgür Gündem nöbetçi yayın yönetmenleri yine adliyede... Suçları dayanışma!

Çağlayan’dak i Adalet Sarayı’nda dün Özgür Gündem’le dayanışma amacıyla bir günlük genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş gazeteciler vardı. Necmiye Alpay, Yıldırım Türker, Hasan Cemal, Jülide Kural, Murat Uyurkulak, Faruk Balıkçı ve birçok gazeteci daha.

Devamını Oku
25.11.2016
Bertrand: Gazeteci taraf seçmek zorunda değil

Geçen cuma Gaziantep’te gözaltına alındıktan sonra sınır dışı edilen Fransız gazeteci Olivier Bertrand, ‘Kafkaesk’ dediği o üç günü anlattı.

Devamını Oku
18.11.2016
'Otoriteryanizm yükseliyor'

Trump’ın başkan seçilmesi tartışmaları devam ediyor. Doç. Dr. Evren Balta insan haklarının, özgürlüklerin baş tacı edildiği 90’lar döneminin kapandığını söylüyor. Balta “Trump lider olarak bunların hiçbiriyle ilgilenmediğini söylüyor. Trump gibi liderlerin, Türkiye’de Erdoğan’ın, Macaristan’da Orban’ın yaptığı en önemli şeylerden biri kurumsuzlaştırma” diyor.

Devamını Oku
13.11.2016
Delirmiyorsak o da inattan

Delirmiyorsak o da inattan

Devamını Oku
05.11.2016
‘OHAL hatırası’

‘OHAL hatirası’

Devamını Oku
03.11.2016
Denizde orman kanunları

Su ürünleri mühendisi Mehmet Özdinar’ın TÜİK için balıkçılardan veri toplarken ölümü, gözleri vahşi kapitalizm belgeseline benzeyen balıkçılık sektörüne, büyük balıkçıların hırsına ve rekabet arttıkça ortaya çıkan şiddete çevirdi.

Devamını Oku
31.10.2016
Devletin ‘üvey’ çocukları

Devletin ‘üvey’ çocukları

Devamını Oku
15.10.2016
'AKP, kendini OHAL’e kaptırdı'

'AKP, kendini OHAL’e kaptırdı'

Devamını Oku
01.10.2016
‘Ellerimiz yakalarında’

‘Ellerimiz yakalarında’

Devamını Oku
25.09.2016
‘İşimi bitireyim sonra öldürün’

‘Öldürün ama işimi bitireyim ondan sonra’

Devamını Oku
24.09.2016
Göbeklitepe'ye yazık

Göbeklitepe'ye yazık

Devamını Oku
28.08.2016
El yakmadan yazılmaz

El yakmadan yazılmaz

Devamını Oku
23.08.2016
Bu önlemlerle kâr özelleştiriliyor, zarar toplumsallaştırılıyor

İktisatçı Doç. Dr. Ümit Akçay, AKP’yi iktidarda tutan en önemli faktörlerden birinin her şeye rağmen ekonomik büyümenin sürmesi olduğunu söylüyor. Akçay, “Büyüme durduğunda olabilecekleri kimse bilmiyor. O nedenle “ne pahasına olursa olsun büyüme” ruhu hâkim” diyor.

Devamını Oku
19.08.2016
'Batı jetlerin sesini yeni duydu'

'Batı jetlerin sesini yeni duydu'

Devamını Oku
24.07.2016
Darbeciye işkence demokrasi getirmez

Darbecilerin cezalandırılması gerektiğini söyleyen TİHV Genel Sekreteri Bakkalcı, insanlık onurunun korunmasına yönelik değerlerin polemik konusu yapılamayacağını söyledi.

Devamını Oku
23.07.2016
Taksim'de bir 'şölen'

OHAL ilanı, Taksim Meydanı’ndaki Demokrasi Şöleni’nde canlı dinlendi. Sonra kornalarla sabaha kadar sürecek ‘olağanüstü’ bir kutlama başladı.

Devamını Oku
22.07.2016
Hepiniz aynı tanktasınız

Hepiniz aynı tanktasınız

Devamını Oku
16.07.2016
‘Kimse farklı olduğu için azap çekmesin’

‘Kimse farklı olduğu için azap çekmesin’

Devamını Oku
10.07.2016
'Taksim’in içine etmek mümkün'

Prof. Sayın’ın Bilgi Üniversitesi’yle ilişiğinin kesilmesini protesto ederek istifa eden Prof. Neumann, Batı’nın Erdoğan’ı sultan olarak göstermeyi sevdiğini, Erdoğan’ın da kendini Osmanlı motifleriyle sunduğunu söyledi

Devamını Oku
07.07.2016
‘Sadece özgürlük istiyoruz’

‘Sadece özgürlük istiyoruz’

Devamını Oku
20.06.2016
Fuarda biten umutlar

Fuarda biten umutlar

Devamını Oku
11.06.2016
Örgütlü kötülüğün davası

Kadıköy’de öldürülen Bahadır Grammeşin’in kardeşi Başak, bugünkü duruşma öncesi Cumhuriyet’e konuştu.

Devamını Oku
08.06.2016
“Asıl evlerimizin halini görünce delireceğiz”

“Asıl evlerimizin halini görünce delireceğiz”

Devamını Oku
29.05.2016
‘İnadına o evde yaşayacağım’

Yüksekova’da yatak odalarına bir özel harekâtçının “Yüksekova’da aşk başka yaşanıyor” yazdığı Uzunköprü çifti Cumhuriyet’e “Bu neyin kinidir çözemiyoruz” dedi.

Devamını Oku
27.05.2016