‘Küyerel’leşen Nakşilik: Menzil Cemaati

28 Mayıs 2015 Perşembe

‘Hastane evime çok yakındı. Çalıştığım kurumda güvendiğim bazı arkadaşlar, kendilerinin gittiğini ve çok iyi muamele gördüklerini söyledi. Bir gün âni bir ateşli gribal enfeksiyonla ben de Acil Servis’e gittim ve gerçekten gayet samimi, içimi rahatlatan bir iletişim tarzı ile karşılaştım.

Sonra daha ciddi bir başka sağlık sorunum için gittiğimde acil ameliyat olmam gerektiği söylendi. Çok sistemli ve güven verici bir ameliyat plânlama süreci oldu. Bir kere hizmet çok kaliteli ve modern; her türlü son teknoloji var. Kendimi son derece “Avrupai” bir hastane ortamında hissettiğimi söylesem yalan olmaz.

Her kesimden insanın olduğu bir hastane bu aynı zamanda. Dindar görünümlü, başı kapalı insanlar ve çalışanlar olduğu kadar, başı açık ve daha “serbest” giyimli olanlar da var. Doktorlar ha keza öyle.

Başucumda dualar

Elbette belli ölçüde “dini” atmosfer var. Mesela ameliyata giderken anesteziden önce hasta odasından ameliyathaneye kadar müşfikçe elimi tutan, heyecan ve korkumu paylaşan, daha ilginci sessizce ve sürekli dualar ederek bana eşlik eden bir hastabakıcı kadın oldu. İlk kez böyle bir şeyle karşılaştım, ama rahatsız oldum diyemem, çünkü iyiliğimi istediği duygusu veren bir duaydı bu.

Ancak beni en çok etkileyen başka bir nokta var: Yılbaşına yakın dönemde ameliyat oldum ben ve hasta odalarından birinde ışıklarla süslenmiş bir çam ağacı vardı ve Yılbaşı kutlaması yapılmaktaydı!.. Bilmiyorum belki yabancı olabilir hasta ile yakınları, ama yine de Müslüman kimliğin fark edildiği bir hastane ortamında bunun olması sürpriz oldu bana.”

Yukarıda aktarılanlar, kendisini modern ve laik olarak tanımlayan bir kadın akademisyenin ifadeleri. Bahsettiği yer, “Emsey Hospital”; İstanbul, Kurtköy’de 2012 yılında Başbakan Erdoğan tarafından açılışı yapılarak uluslararası ölçekte ve standartlarda hizmet vermeye başlamış bir hastane.

“Emret Seydam” Hospital!

Ama daha önemlisi, 20’nci yüzyılın son çeyreğinden itibaren Nakşibendiliğin Türkiye’de Doğu ve Güneydoğu Anadolu taşrasına hitap eden en popüler kolu olan Adıyaman-Menzil Dergâhı ile irtibatlı bir hastane.

Emsey Hospital ve Menzil bağlantısı sır değil. Hasta odasındaki televizyonu açtığınızda karşınıza çıkan ilk kanal, yine Menzil’in en önde gelen, belki “amiral gemisi” de denilebilecek kuruluşlarından olan Semerkand TV.

Tabii en ilginci, “Emsey” adının kökeni ve açılımına ilişkin ortalıkta dolaşan görüşler- iddialar. “Emsey”in “Emret Seydam”dan geldiğine, bu iki sözcüğün bileşiminden çıktığına dair söylentiler ve özellikle de internet ortamına girdiğinizde karşısına çıkan sayısız not var.

“Seyda”, Menzil Nakşibendi çevresinin kurucusu olarak kaydedilen, Seyitlik (Peygamber soyundan gelme) atfına da sahip Şeyh Muhammed Raşid Erol’un lâkabı; “Seyyid”in bir diğer telaffuz biçimi denilebilir.

“Seyda” ve “Emsey” bağlantısına dair söylenenleri netleştirme, doğrulama ya da yanlışlama yolunda hastaneyi aradım. Telefonu açan personele kendimi tanıtıp bir konuda bilgi almak üzere hastane yönetiminden bir yetkili ile görüşmek istediğimi belirttim. Sonrasında da Emsey Kurumsal İletişim Uzmanı Muhammed Şansal’la konuştum. Kendisine kamuoyunda, özelikle de sosyal medyada “Emsey” adının açılımına ilişkin bazı bilgiler bulunduğunu söyleyerek bunların doğru olup olmadığına ilişkin, yanlış bilgi vermeme adına bir açıklama rica ettim.

Şansal kendisinin de internette bu tür ifadeleri gördüğünü ama bağlantının, yani “Emret Seydam”dan “Emsey”e çıkışın aslı olmadığı söyledi. Ayrıca hastanenin Menzil’e tâbi ya da onunla sınırlı bir faaliyet içinde olmadığını, toplumun her kesimine hitap ve hizmet etme prensibini benimsediklerini söyledi. Ama kurumsal olarak bir takım “ortak çalışmalar” olabileceğini, mesela Cemaat’le bağlantılı Semerkand TV, Semerkand Dergisi, MOSTAR Dergisi’yle yakın ilişki içinde olduklarını, onların kendilerine bazı kolaylıklar sağladığını söyledi. Ayrıca “Başka kuruluşlar, televizyonlar da bizimle ortak çalışmalar geçekleştirmek isterlerse onlarla da çalışabiliriz, biz herkese ve her kesime açığız” dedi.

Peki, “Emsey” adı nereden geliyor o zaman, bunu netleştirelim ve bu iddialar ortadan kalksın dediğimde ise bunu kendisinin de bilmediğini, ama ilgililerden öğrenerek bana tekrar döneceğini söyledi. Ama yazıyı teslim edene kadar herhangi bir geri-dönüş olmadı.

Yerelden küresele geçiş

Hastanemizi “Sağlık olsun” diyerek geçelim ve “Seyda”ya dönelim!..

Muhammed Raşid Erol da aynen İsmail Ağa Cemaati şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu gibi, İskenderpaşa’nın “Büyükşeyh”i Mehmed Zahid Kotku’nun vefatından (1980) sonra Türkiye’nin “Nakşi topoğrafya”sında önü açılan bir isim oldu. Üstelik onun bulunduğu bölge, Nakşiliğin bu ülkedeki en mümbit yatağı olarak tanımlayabileceğimiz Kürt coğrafyasıydı. Ama “Seyda”nın irşat performansından özellikle 12 Eylül sonrası süreçte en çok istifade edenler arasında “Türkçüler” ve Ülkücüler de vardı. Özellikle de başta Başkan Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere Büyük Birlik Partisi çevresinde kümelenenler.

“Seyda”, kendi tarikat kolunu 20’nci yüzyılın son çeyreği içerisinde bulunduğu bölgede alabildiğine güçlendirip yaydı, ve hem de tüm Türkiye için bir çekim merkezi yaptı. Vefat ettiği 1993 yılına kadar Nakşibendiliğin Türkiye’de 20’nci yüzyıl sonu itibarıyla en çok öne çıkan birkaç isminden biriydi.

Ancak yine de bölgesel kaldığı söylenebilecek bir isim.

Ve etkinliğinin “irşat” (rehberlik- eğitim) dışında önemli bir kesitini de “şifa dağıtmak” oluşturan bir isim.

Adıyaman’a Türkiye’nin dört bir yanından kendisini görmek üzere, ama sağlık sorunlarıyla beraber gelen insanların şifa arayışlarına, bu arayış doğrultusunda kendisine meyline “Seyda” hiç bigâne kalmadı. Onların kendisinden “bereket” ve “keramet” beklentilerine karşılık verdi, şifa için bol bol dua etti.

Aradan yıllar geçti, “Seyda” ebediyete intikal etti. Şimdi onun gayretleriyle neşvünema bulmuş cemaat, hâlâ “şifa” meselesine azami önem ve özen gösteriyor. Ama artık ne “Büyükşeyh”in himmetinden, bereketinden, kerametinden nasiplenip şifa bulmak için Menzil’e gitmek zorunda olan insanlar var ve ne de (burası daha önemli) böyle bir şey için Menzil’e gitmeye gerek var.

Çünkü Menzil, bugün sadece “Menzil”den ibaret değil.

Menzil’in yerelden küresele geçişi

“Seyda”nın ölümünden sonra akan zaman, Menzil’in Türkiye’ye, hatta dünyaya açılması demek de oldu. Tarikat, memleketin Batı’sını Doğu’ya çeken bir dinamiğe sahip olmaktan çıktı; kendisi Doğu’dan Batı’ya doğru hareketlenen ve Batı’da manevi olduğu kadar “maddi” anlamda da varlık gösteren bir dinamik kazandı.

Sonuç mu? Adıyaman- Kahta’nın Menzil köyünde kendisine “bir yudum şifa” diye gelenleri kırmayan “Seyda”nın mütevazı hanesinden, şimdi yerli ve Müslüman olduğu kadar yabancı ve Gayrı-Müslim hastaları da olan; hasta odalarının dolaplarında seccadeler, duvarlarında Kıbleyi gösteren oklar bulunan; ama Yılbaşı (belki de Noel) heyecanına kapılanlara da hayır demeyen bir “global şifahane”ye geçiş!..

140 servis yatağı, 25 genel yoğun bakım, 4 koroner doğum bakım, 80 KVC yoğun bakım, 38 yeni doğan yoğun bakım ünitesi olmak üzere 215 yatak kapasiteli bir hastane, hayır, (pardon) “hospital” var artık!

Anadolu’nun Kürt coğrafyasından ülkeye ve tüm dünyaya zenginleşerek açılmış Menzil Cemaati, “Emsey Hospital” örneğine bakıldığında “yerel” ile “küresel”in Nakşilik kavşağında da nasıl buluştuğunun çarpıcı bir örneği.

Şeyh Nazım Kıbrısi’yi Nakşibendiliğin küreselleşmesinin, Cübbeli Ahmet Hoca’yı da magazinelleşmesinin örneği olarak tanımlamıştık.

Menzil’i de Nakşibendiliğin “küyerelleşme”sinin, yani yerelgeleneksel bir kültürel kurum ve pratiğin, küresel ekonomik işleyişle buluşması, sarmaşması, hemhal olmasının nadide bir nişanesi olarak kaydedelim.

‘Seyda’ sonrası kopuş

Bugün artık bir yerel-bölgesel Nakşibendi cemaati olmaktan çıkarak küresel iddialara ulaşmış Menzil’in kurucu şeyhi Muhammed Raşid Erol, nam-ı diğer “Seyda”nın 1993’te ölümünden sonra cemaat bünyesinde bir bölünme denmese de küçük çaplı bir kırılma yaşadığını da kaydetmek gerekir. Bu, aile düzeyinde bir “kırılma”. Bir “amca-yeğen kırılması”.

“Seyda”nın kardeşi ve şu anda geniş bir kabule mazhar olmuş Şeyh Abdülbaki Erol’la, “Seyda”nın oğlu Fevzeddin Erol arasında bir kopuş söz konusu olmuş. “Oğul” Erol, daha önce, babasının ölümünü müteakip amcasına intisap etmiş, ama sonra ayrılmış.

Tarikatın yukarıda zikredilen ve önde gelen zengin mensupları tarafından işletilen kuruluşları, Emsey Hospital, Semerkand TV, Mostar Dergisi ve diğer kaynaklar Şeyh Abdülbaki Erol koluyla irtibatlı. O yüzden bu kola “Semerkand Grubu” da denmekte.

“Seyda”nın oğlu tarafından oluşturulmuş diğer kol ise Eskişehir-Ankara hattında konumlanmış durumda. Ama yukarıda kaydedilen ana kola nazaran çok zayıf ve fazla taraftarı yok. Zaten oğul Erol’un önce amcasına bağlanıp sonra ayrılması da onun inandırıcılığı konusunda hayli sorunlu bir durum ortaya çıkarmış.

Menzil’e ilişkin “siyasi” mahiyetli de bir önemli nokta var. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden köken alan ve şeyhin aynı zamanda Seyitlik pozisyonu üzerinden “Ehl-i Beyt”le irtibatlanan, öte yandan Sünni-Şafii dinamiğe sahip oluşum, bu “zengin” hususiyetlerinden dolayı “resmi” ilgiye de mazhar olmuş! Bir yandan “Ehl-i Beyt” motifiyle İran (Şia) etkisine karşı kitlesel bir duvar örme, öte yandan Kürt Şafiiliğine seslenen boyutuyla PKK dalgası karşısında bir dalgakıran oluşturma yolunda “siyaseten” değerlendirildiğine ilişkin iddialar dillendirilmekte.

Adıyaman Menzil’le bağlantısı olan AKP içinde etkili, ilk elde zikredilebilen isimler arasında, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın adları geçiyor.

‘İskenderpaşa’nın halleri

İskenderpaşa Nakşi Cemaati’nin Şeyh Mehmed Zahid Kotku’nun ölümünden sonra popülerliğini yitirdiğine yazı dizimizin daha önceki bölümlerinde de değinildi. Bununla birlikte görüştüğümüz kaynaklar, eğer bugün AKP içinde en fazla temsilcisi olan tarikat çevresi hangisi denecek olsa, bu yine de İskenderpaşa’dır şeklinde görüş belirtmekteler. Bu, onun şehirli-orta sınıf bir tabanı olmasıyla, böylesi bir sosyo-ekonomik ve kültürel dinamikle açıklanmakta. Söylenenleri aktaralım:

“Şu anda AKP’de milletvekilleri arasında en çok yine de İskenderpaşa Cemaati’ne bağlı (Esad Coşan Hoca’ya müntesip) olan çıkar. En az 50 kişi ben İskerderpaşa’lıyım der. Mesela Numan Kurtulmuş, Ahmet Davutoğlu, Binali Yıldırım, Ömer Dinçer. Bunların hepsi İskenderpaşa yörüngesindendir.

“Bugün İskenderpaşa ikiye bölünmüş denilebilir. Bir yanda Esad Hoca’nın oğlu Nureddin Çoşan var. Diğer yanda da Prof. Dr. Cevat Akşit Hoca. O, Esad Hoca’yı baştan kabul etmeyip ayrılmıştı. Erbakan’ın yanında yer aldı.”

“Dolayısıyla İskenderpaşa hâlihazırda ikiye bölünmüş durumda yoluna devam ediyor, kendine gelmeye, toparlanmaya çalışıyor. Birinci kol, Nureddin Coşan ve onun Hakyol Vakfı etrafında tecessüm etmekte. Diğeri de Cevat Akşit Hoca ve Gaye Vakfı bünyesinde.”

“Aslında İskenderpaşa’yı bitiren Korkut Özal’dır. Nureddin’i o getirdi. Bütün cemaat, bu çocuk daha dedi ve o yüzden itibarı olmadı. Ama işte dağılmadan sonra Cevat Akşit Hoca topladı biraz.

İskenderpaşa’nın durumuna ilişkin şöyle bir değerlendirmede de bulunuldu:

“Bu çevreye mensup bir taraftan Zahid Akman gibi iktidarın nimetlerinden yararlananlar var. Bir tarafta da AKP’ye bakıp, biz bunu murat etmiyorduk diyerek köşesine çekilenler var; fikrimiz iktidar olmasın diyenler yani... Bir de artık iktidar olduk, nasıl olsa Tayyip Bey bizim yerimize her şeyi yapıyor, o yüzden biz holdingleşelim ya da sıradan hayatımıza devam edelim diyenler.”

Yarın: Erdoğan-Tarikat-Cemaat


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları