CHP’ye kurulan mutlak bulan kumpasının amacını geçen hafta yazmıştım. Aslında bu gidişatı çok daha önce de duyurdum. Örneğin bir yıl önce bu köşede “CHP’de yaşananların ardında ne var?” başlıklı yazımda şu satırlar vardı:
Ben CHP’deki çekişmenin sıradan bir hizip çatışması olduğunu ya da yalnızca siyasi hırs ile açıklanabileceğini düşünmüyorum.
Siyasal İslamcı AKP iktidarının yakın gelecek için iki temel hedefi var. Birincisi, anayasayı değiştirip Erdoğan’ın yeniden ve hatta yaşadığı süre boyunca partili cumhurbaşkanı olmasını sağlayacak düzenlemeyi yapmak. İkincisi, emperyalizmin müdahalesiyle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler sonrasında başlayan Öcalan açılımı gereğince üniter yapıyı bozmak için anayasaya dinci/etnikçi düzenlemeleri sokmak.
CHP’ye yönelik hukuk darbesinin amacı budur.
BU DURUMDA SORULMASI GEREKEN SORULAR VAR...
Özgür Özel yönetimi Öcalan açılımını desteklemiyor mu ki iktidar ondan kurtulmayı istesin?
Özel’in genel başkanı seçildiği 38. kurultaydan bu yana Özel ve İmamoğlu tarafından yönetilen CHP, açılımı açıkça destekledi. Hatta komisyona üye vermemesi için kendi tabanının karşı çıkışını görmezden gelerek komisyonu meşrulaştırdı.
Yabancı medyaya yazılar yazılarak, “AKP olmasa bile açılımı biz yürütürüz” mesajları verildi. Yalnızca seçmenlerinin büyük tepkisiyle karşılaşınca Öcalan’la görüşmek için İmralı’ya giden heyete katılmadılar.
TABANIN TEPKİSİNE KARŞIN NİYE KOMİSYONA GİRDİLER?
Mutlak butlan kararından sonra CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın “Bahçeli açıklama yapmalı. Biz o komisyona neden vekil verdik!” dediği medyaya yansıdı.
CHP yönetiminin, cumhuriyetçi kesimi öfkeden delirtme pahasına açılımı desteklemesinin gerisinde, mutlak butlan meselesinin savuşturulması koşulu mu vardı?
Çünkü benim görüşüme göre, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra halkın CHP’ye verdiği oyları iyi değerlendirip açılım meselesinde partinin ilkelerine göre tutum alsalardı ve “Biz ulus devleti hedefleyen emperyalist tezgâha ortak olmayız. Üstelik her gün anayasayı çiğneyen AKP iktidarı ile hayati önemdeki bir konuyu konuşacak değiliz, derhal seçim istiyoruz!” deselerdi, yanlarına yurtseverleri, cumhuriyetçileri ve kararsızların büyük çoğunluğunu çekebilirlerdi; AKP ile aralarındaki fark birkaç puanla sınırlı kalmaz, epeyce açılırdı. Bu rüzgârla düzenledikleri mitingleri İmamoğlu’na endekslemeyip Cumhuriyet Devrimi doğrultusunda bir iktidar yürüyüşüne dönüştürseler, AKP ve MHP’nin açılım senaryosu fiyaskoya dönüşür, AKP’nin eli güçlenmez, aksine zayıflardı.
İKTİDAR NEDEN KILIÇDAROĞLU’NU İSTİYOR?
Kılıçdaroğlu’nun açılımın bundan sonraki aşaması olan anayasa değişikliklerinde üzerine düşen rolü oynaması planlanıyor. CHP listelerinden milletvekili seçtirdiği 38 siyasal İslamcı ile TBMM’de 2. Cumhuriyetçi bir tasarım yapılmasına yol açan Kılıçdaroğlu’nun son düzlükte yine devreye girmesi ve orada en az bir yıl kalması isteniyor.
Unutmayın; Özel yönetimi tepkiden çekindiği için İmralı’ya gitmediğinde Kılıçdaroğlu bunu eleştirmişti.
Çünkü anayasanın Lübnanlaşma doğrultusunda değiştirilerek Tom Barrack’ın tarif ettiği monarşinin kurulması ve buna karşı gelişecek direnci kırmak için Erdoğan’ın karşısında hiçbir iktidar seçeneğinin kalmaması gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu bir CHP, iktidarın işini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.Kılıçdaroğlu yanlılarının polis ve biber gazı eşliğinde CHP Genel Merkezi’ne girmesi, CHP’nin iç meselesi olmanın çok ötesinde Türkiye meselesidir; çünkü emperyalist operasyonun bir parçasıdır.
Yurdumuz yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilirken antiemperyalist ve antikapitalist direniş şarttır! Yurtsever cumhuriyetçilere düşen görev, sahtekârları ifşa etmek ve Cumhuriyet Devrimi’nin birikimini sahiplenen, laik, tam bağımsızlıkçı, kamucu ve emekten yana bir mücadeleyi güçlendirmektir.
Gelinen noktada artık hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa söz konusudur!