Yazgülü Aldoğan

Bayanlar çoktan uzaya gitti ama Ayşe Teyze pazara gidemiyor!

11 Şubat 2021 Perşembe

Bir ülke cumhurbaşkanı, elbette siyasi görüşleri vardır, ama bütün toplumu kucaklamak, herkesin cumhurbaşkanı olmak ve kimseyi ayrıştırmamak için yemin etti; dil, din, ırk, cins ayrımı yapmadan herkesi kucaklamalıdır. Ama bizimkinin bir cinsi aşağılama takıntısı var; kadın erkek eşitliğine inanmıyor, kadınları ikinci sınıf kabul ediyor ve bunu o kadar içselleştirmiş ki elinde değil, her ağzını açtığında bunu belli ediyor! Siyasi gerekçelerle elbette bir iki kadın bulunduruyor yanında, ama onun da konu mankeni olduğunu söyleyiveriyor! Boğaziçi Üniversitesi, toplumun gündeminde fazla yer işgal edip ters tepince rahatsız oldu, ortaya bir “Ay macerası” attı. Damat söylemişti ya, Ay’a üç şerit otoyol “belki bayanlardan bile gitmek isteyen olur!” İnanırlar! Bayanlar uzaya gideli çok oldu da kadınlar cepte para yok diye pazara gidemiyor!

Şimdi bu zihniyetin Ayşe Buğra’dan “O kadın” diye bahsetmesine şaşmamak lazım ama provokatör deyince fazla oluyor. Ayşe Buğra’nın annesi Prof. Dr. Jale Baysal, kütüphanecilikte devrim yapmış bir akademisyen, babası Tarık Buğra, sevilen, çok okunan bir yazar. Ayşe Buğra’nın çocukluğu, hayatı kitaplar arasında geçmiş. Boğaziçi Üniversitesi’nin ekonomi profesörü olarak yıllarca ders verdiği öğrencilerinden üçü aynı üniversiteye profesör olmuş, hocaların hocası. Yurtdışı yayınlarda en çok makalesi yayımlanmış, referans verilmiş, saygın bir bilim insanı. Eşi Osman Kavala, milyarlık servetini, yayıncılık, sivil toplum gibi para getirmeyen işlere yatırdığı için aramızda “Kızıl Milyarder” diye tanınan bir vicdan sahibi. Kâbusu olan Gezi Direnişi’ni, günah keçisi yapıp onun üzerine yıktı, hukuk dışı bir biçimde üç yıldır tutuklu yaşatıyor, büyük bir tevekkülle susan eşine sardı birden, provokasyon yapmakla suçluyor! Ayşe Buğra, provokasyondan o kadar uzak ki, Osman Kavala ilk tutuklandığında, medyada büyütülmesini bile istememişti! Ama belli ki O KADIN diye suçlanmak ağır gelmiş, televizyona çıktı. Bilirim, çok ağır gelir; başıma gelmişti, attığım SOMA tweet’ine kızmış, “O kadının yüzüne tükürün!” diye bağırıyor meydanda, birden benden bahsettiğini anlamıştım televizyonda izlerken, kendime gelemedim bir süre!

WHATSAPP GRUBU

Sosyal medya çok tehlikeli. Dünya güzeli, akıllı, bir genç kadın Beyza Buldağ; Boğaziçi direnişi diye bir WhatsApp grubu kurduğu gerekçesiyle İzmir’deki evinden alındı, İstanbul’a getirilip tutuklandı. Tek delil, telefon numarasının son iki hanesinin 12 ile bitmesi!!!! Böyle bir suç yok, böyle bir ceza yok, suç işlemeye tahrikmiş! Boğaziçi direnişine katılan öğrenciler, anayasal hakları olan, barışçıl bir biçimde sadece tepkilerini dile getirdikleri halde, polis şiddetine maruz kaldı, gözaltına alındı, mahkemeye sevk edildi ve hemen hepsi serbest bırakıldı. İki genç kadın, ayaklarında elektronik kelepçelerle ev hapsinde. Sadece gözdağı.

BİZİ İSTEMİYORSUNUZ

BÜ öğrencileri, gözleriniz dolmadan izleyemediğiniz bir video yayımladı: Türkiye’nin dört bir tarafından, ne kadar yüksek puanlarla, hangi birinciliklerle o üniversiteyi kazanıp geldiklerini ama istenmediklerini, kendilerine kulak verilmediğini düşündükleri için ülkelerine kırgın olduklarını anlatıyorlar. Gitmek istediklerini, gideceklerini söylüyorlar. Biz ne kadar övündük değil mi Almanya’da iki Türkün Covid aşısını yaptığına? Ama o aşıyı rüyamızda görüyoruz. İşte bu en parlak gençlerimiz de gidecek, başka ülkelerin kendilerine açtığı imkânlar, gösterdiği anlayış ve maddi manevi olanaklar sayesinde belki insanlığa, ama en çok da bulundukları ülkeye hizmet edecekler. O gençleri yetiştirmek için harcanan emek ve maliyet de elimizle o ülkeye hediye edilmiş olacak. Burada sadece vasatlar kalacak, çünkü liyakat en büyük terörizm! Çünkü burada kalıp da dekan, rektör olanlar Melih Bulu gibi, ilahiyat fakültesi dekanı Cevdet Kılıç gibi olanlar. Biz buna layığız! 18 yıldır oy verip tepemizde tuttuğumuz bu iktidar sayesinde ne hukuk ne adalet kaldı, vasat insanlarla vasat bile yönetilemeyip, aşı bile olamayıp ayçiçeği yağı peşinde kuyruğa girerken Ay’a gitme hayaline kanabiliyoruz. İtiraz eden de tutuklanıyor!

AÇIN LOKANTALARI!

Bir haksızlığa daha fazla dayanamayacağım: AKP’nin il kongreleri tıklım tıklım dolu salonlarda yapılıyor. Dükkânlar açık. Uçaklarda burun buruna oturuluyor. Otellerde yer yok. Ama çay bahçesi kapalı! Şaka mısınız? Daha kaç esnaf iflas etmeli? Evde yemek yapmayıp sipariş veriyorum, katkım olsun diye. Ama yetmez, yaşayamazlar. Lokantaları, kafeleri açın. İnsanlar zaten gündüz, ne yiyecekse alıp sokaklarda oturup yiyor. Parası olan dilenciye döndü, kaldırımda, merdivende karın doyuruyor! Burun buruna yaşamak isteyen yaşıyor zaten! Engelleyemiyorsunuz. Ne vergilerini ne faturalarını ne kiralarını ertelemelerine yardımcı oluyorsunuz madem, açın esnafın lokantasını, kafesini. Virüsle mücadele edecekseniz de aşıyı getirin, hepimizi aşılayın, aşı daha önemli!


Yazarın Son Yazıları

Yönetememe krizi 19 Kasım 2020