100 yaşında bir delikanlı: Moris Gabbay

100 yaşında bir delikanlı: Moris Gabbay

17.02.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kimi insanlar yaşları kaç olursa olsun hep ama hep genç kalırlar. Moris Gabbay onlardan biri. Dün Nâzım Hikmet Kütür ve Sanat Vakfı’nda, onun 100. yaş gününü kutlarken onu tanımanın, yıllardır onunla birlikte omuz omuza çalışmanın onurunu, kıvancını yaşıyorduk tüm yönetim kurulundaki arkadaşlar. Varlığıyla, bilgisiyle, birikimleriyle bizi sürekli aydınlatan, deneyimlerini paylaştığında tadına  doyamadığımız, aynı zamanda vakfımızın saymanlığını, muhasebesini üstlenen bir arkadaşımız.

Moris Gabbay

CUMHURİYETLE BÜYÜDÜ 

Moris Gabbay, Cumhuriyet kurulmadan önce doğdu. 27 Şubat 1922’de. Yaşamı başka kimseninkine benzemeyen serüvenlerle dolu. Ama öne çıkan hep  “insan olma”, vicdan sesine kulak verme, ilkelerinden ideallerinden hiç ama hiç ödün vermeme, bilgiye, öğrenmeye verdiği önem… İlkeler deyince onun için en önemli değer, insanın emeği ve insanın onuru! 

Yüz yıllık bir yaşamı birkaç satırda özetlemem imkânsız. (Tüm ayrıntıları yıllar önce Sarı Defter Yayınları’ndan çıkmış “Cumhuriyetle Birlikte Büyüdüm” adlı kitabında bulabilirsiniz.) Olsa olsa satırbaşlarını aktarabilirim.  

Nişantaşı’nda geçen çocukluk… Yedi yaşında Atatürk’ü görmenin heyecanı…  Harf Devrimi, Tevhidi Tedrisat, Medeni Kanun… Varlık Vergisi… Robert Kolej’de Bülent Ecevit, Ahmet İsvan’la arkadaşlık… Yahudi asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, sol düşünceye gönlünü ve aklını vermesi...

Üniversiteye başladığında “artık bir şeyler yapmak gerekir” anlayışıyla İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği’ni kuması… Hür Gençlik gazetesini çıkarması… Türkiye Sosyalist Partisi, Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nde çıkış yolu arayışları… Ve elbet ardından gözaltılar, tutuklamalar gelir… Soğuk Savaş yıllarıdır…

Türkiye İşçi Partisi’ne katılması, “Yaşamımım en güzel günlerini partide geçirdim. 15 sosyalist milletvekilini TBMM’ye yolladık” dediği; kendini nihayet “öteki gibi” hissetmediği yıllar... Sonra... sonra BM’ye bağlı FAO (Uluslararası Gıda Örgütü’nde) tam 18 yıl boyunca Afrika ülkelerinde çalışma… Sömürünün, ırkçılığın, etnisitenin, yokluğun, yoksulluğun egemenliğine karşı savaş verdiği dönem, emperyalizme karşı korkunç  tanıklıklar... Yaşam denilen o müthiş serüven...  Satırbaşları bile insanı soluksuz bırakıyor!

NÂZIM HİKMET’E HAYAT SUYU 

Bu “eski tüfek” arkadaşımız, yeniden Türkiye’ye döndüğünde Nâzım Hikmet Vakfı’nı kurmak için kollar sıvanmıştı bile. Moris Gabbay, ilk andan girişimciler arasında yer aldı... Ancak o, hepimizden önce Nâzım Hikmet’i tanımış hatta ona hayat suyu taşıyanlardan biri olmuştu.

İstanbul Kapalıçarşı’da babadan kalma minik dükkânı sürdürmeye çalışırken, kendileri zar zor geçinirken, bir yandan da Nâzım Hikmet ve arkadaşlarının Bursa Cezaevi’nde dokudukları kumaşları, dükkâna gelip giden aracılara gizli gizli sattırıp gelirini Nâzım Hikmet’e ulaştıran Moris Gabbay’dan başkası değildi! Ve taa o zamandan Nâzım’ı ve ailesini yakından tanımıştı! 

Ve yine taa gençliğinden bu yana, Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdiki kadar olmasa bile her zaman var olan “ayırımcılığı” sosyalizm inancıyla aşan da Moris Gabbay’dı. İnançları doğrultusunda kendini “öteki gibi hissetmediğini” defalarca açıkladı. 

ESKİ TÜFEKTEN GENÇLERE 

Dün, 100. yaş kutlaması sırasında sevgili Moris Gabbay’a sordum: Onca şey yaşadıktan sonra gençlere bir önerisi var mı diye. Hiç duraksamadan, madde madde sıralayıverdi: 

“Kendilerini ve düşüncelerini geliştirsinler!”

“Atacakları her adımda, o adımla ilgili sonsuz bilgilensinler.”

“Atacakları her adımla ilgili, seçim yapabilmek için önce kendilerini çok iyi tanısınlar.”  

“Ne yaparlarsa yapsınlar, yeter ki en iyisini yapmaya çalışsınlar. Oğluma, ‘İstersen çöpçü ol, ama  çöpçülerin en iyisi ol’ demiştim…” 

Teşekkürler Moris Gabbay! İyi ki varsınız! İyi ki hâlâ bize güç veriyorsunuz!

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025