CHP, Aynı Hata İkinci Kez...
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

CHP, Aynı Hata İkinci Kez...

13.08.2014 02:33
Güncellenme:
Takip Et:

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin stratejisini ve adayını belirleyen kadro çok klasik bir hatayı ikinci kez yapmayı başardı. Buna karşılık, HDP’nin adayının aldığı sonuç doğru bir kampanyanın nasıl kurgulanabileceğini gösterdi.
Sosyal demokrat partiler (hatta “misyon partileri”) seçim stratejilerini oluştururken parti tabanının eğilimlerinin dağılımını göz önüne almak zorundadırlar. Sosyal demokrat parti, eğer eğilimlerin sol ucundaki kesimin desteğini konsolide etmeden sağa doğru kayarak muhafazakâr partiden oy çalmaya çalışırsa, sağ kesimden alacağı oydan fazlasını sol taraftan kaybeder.
Bu açıdan bakınca, HDP’nin oylarını artırmasının, AKP’nin kendini korumayı başarmasının sırrı da ortaya çıkıyor. HDP sol desteğini konsolide eden, buna ek olarak kapsama alanını haklar ve özgürlükler üzerinden, kendi öz seçmeninin desteğinin sadakatini risk altına sokmadan genişleten bir kampanya gerçekleştirdi. Demirtaş gibi karizmatik bir adaya sahip olması, dinamik bir kampanya sürdürmesi bir yana HDP’nin seçim stratejisi doğruydu, esas olarak bu nedenle başarılı oldu.
AKP, kendi çekirdek seçmeninin sadakatini koruyan, konsolide eden bir kampanya izledi, sola doğru, kendi tabanı açısından önemli olmayan haklar ve özgürlükler alanına kaymaya çalışmadı; 12 yıl boyunca oluşan “algısal kilitlere”, “yapışkan statükoya” yaslandı, savunmada kaldı; bu savunma stratejisi başarılı oldu.

Sarıgül’den - İhsanoğlu’na
CHP liderliği ise yine yanlış bir strateji belirledi. CHP liderliği Sarıgül’ü aday gösterirken yaptığı hatayı tekrarladı ve derinleştirdi. CHP liderliği, tabandan, partinin entelijensiyasından gelen uyarılara karşın bu yanlışta ısrar etti; sonuçta bir siyasi yenilgi daha yaşadı.
CHP, sosyal demokrat parti olma iddiasına, soldan, laik cumhuriyetçilerden oy alma geleneğine sahip bir partidir. CHP liderliğinin, İhsanoğlu gibi “Siyasal İslam”ın dünyasına ait bir teknokratı aday olarak belirlemesi, solunu konsolide etmeden sağa açılmanın ötesinde, bir “hakikat rejiminden” öbürüne atlama boyutunda bir hataydı.
CHP liderliği, iki “hakikat rejiminin” arasındaki boşluğa düştü. AKP “barış süreciyle” oynarken CHP’nin bu süreçte sorun çözücü, güven verici, yol açıcı olmak yerine MHP ile ittifak yapması vahim bir hataydı. CHP liderliğinin AKP döneminde oluşan “algısal kilitleri” ve “yapışkan statüko”yu anlamaktaki bunlara cevap vermekteki yetersizliği ilk kez kendini belediye seçimlerinde, Sarıgül’ün adaylığında göstermişti. 
CHP liderliği Sarıgül yenilgisinden ders almadı. Kendi solunun ve tabanının desteğini konsolide etmek yerine, partinin o kesimlere sadakatini sorgulatan bir yol izledi. CHP liderliği bu kesimleri konsolide ederek, oy tabanını genişletebileceğine değil de, “algısal kilitler içinde kalmak gerektiğine” inanıyor idiyse, bu kez en azından, Blair’in 1997 seçimlerinde izlediği politikalara benzer bir “triangulation” yani siyasi yelpazenin iki ucunun dışında ve bunların ortasının üzerinde “yeni olma” iddiasıyla bir konum oluşturmaya çalışabilirdi. Böylece bir “yenileşme” tartışmasıyla partinin tabanını korur, partiyi sola açık tutar, bu zemin üzerinde kendini Kürt sorunu başta olmak üzere birçok alanda, iktidar partisinin yetersizliklerini aşmaya aday parti, “Yeni CHP” olarak tanımlamaya çalışabilirdi. ;
CHP liderliği ya bu “triangulation” stratejisini bilmiyor, ya da kabaca ortalama almak olarak anlıyor. İkincisi, CHP liderliğinin partinin Cumhuriyetçi seçmeninin eğilimlerini, kültürel özelliklerini de bilmediği, ya da daha kötüsü ciddiye almadığı, “tıpış tıpış” ifadesinin de gösterdiği gibi “Gezi olayı”nın mirasını hiç anlamadığı anlaşılıyor.
CHP liderliği bir hatayı tekrarlamıştır. Siyasette bir hata bir kez yapılabilir, ama iki kez yapılırsa hata, hata olmaktan çıkar yapısal zaaf konumuna yükselir. Demokratik siyasette bir liderliğin stratejik bir hata yaparak seçim kaybetmesi durumunda partinin önünü açmak için sahayı terk etmesi gerekir. Sanırım CHP şimdi bu kavşaktadır.  

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026